Çözüm arayışları

Yasalarla öngörülen yeni cezaevleri düzenlemeleri ve gerçekleştirilen altyapı denemeleri, Türkiye'de kamu infaz sektörünün cezaevleri sorunlarına çözüm arama sürecindeki gayretlerine işaret ediyor.
Haber: Melda TÜRKER / Arşivi

Yasalarla öngörülen yeni cezaevleri düzenlemeleri ve gerçekleştirilen altyapı denemeleri, Türkiye'de kamu infaz sektörünün cezaevleri sorunlarına çözüm arama sürecindeki gayretlerine işaret ediyor. Önerilen ve bazıları uygulamaya konulan en son gelişmeleri şöyle sıralamak mümkün:
Yeni altyapı denemesi olan 'F tipleri' veya 'oda sistemi' diye vurgulanan yeni tip cezaevi tasarımları geliştirilmesi, bunların ihtiyaç alanlarında uygulamaya konulması ve 'terör suçluları'nın bu cezaevlerine nakli.
Tadilatlar sürüyor
Türkiye çapında bütün 'E tipleri' ve 'özel tiplerin' yeniden onarılarak birincilerin küçük koğuşlara ve ikincilerin de tek kişilik veya üç kişilik odalara dönüştürülmesi; halen bu tadilatlar ülke çapında devam etmektedir (küçük koğuşlar ve diğer onarım projeleri hakkında bu yazarın değerlendirmeleri Manisa Barosu dergisinin sayılarında makale halinde yayımlanmıştır).
1) 'Terör suçluları'na ayrı infaz rejimi öngören yasada esneklik getiren değişiklikler: Terörle Mücadele Yasası'nın 16'ncı maddesi değiştirilerek, F tiplerinde, bir ve üç kişilik yerlerde tutulan tutuklu ve mahkumlardan, iyi hali müşahade edilenlerin, kültür fizik alanı, çalışma alanları ve kütüphane gibi yerlerde beraber bulundurulmalarına imkân sağlanması. Bunu takiben F tipleri genelgesi çıkatılarak, 16'cı maddedeki değişikliğe uygun gerekli prosedürlerin düzenlenmesi.
2) İnfaz Hâkimliği Kuruluş ve Görev Kanunu: Bu bu kanunla infaz hâkimliği ihdas edilerek, tutuklu ve hükümlülerin 'şikâyet haklarının' düzenlenmesi ve kullanılmasında yargıya müracaat imkânı yaratılmıştır.
Bu çerçevede hükümlü ve tutuklular, Anayasal hakları ile mevcut yönetmelik ve genelgelerde
saptanan idari yükümlülüklere aykırı tasarruflardan dolayı, cezaevinin bulunduğu bölgede tayin edilen bir hâkime şikâyette bulunulabilecek; yine aynı kanun çerçevesinde
müracaatlar bir hafta içinde neticelendirilecek ve onu takiben de usul hukuku çerçevesinde acele itiraz yolu da açık bulundurulacak.
Mevzuata aykırı tasarrufların hâkim takdiri ile tehirine, durdurulmasına, iptaline imkân veren yasa, mevcut diğer yasa, tüzük ve genelgelerin, tutuklu ve mahkûm haklarını çağdaş infaz prensipleri doğrultusunda, uluslararası anlaşma ve kurallara uygun olduğu varsayımına dayanmaktadır.
3) Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri İzleme Kurulları Yasası: Bu yasa ile ceza ve tutukevlerinin mevzuat çerçevesinde denetlenmesi imkânı ortaya çıkacaktır. Bu kanunda da, denetlemenin mevcut mevzuata göre yapılacağı öngörülerek, bu şekilde, halen düzenlenmiş olan infaz rejiminin tutuklu ve mahkûm haklarını garantiye aldığı prensibi yatmaktadır.
4) Yeni İnfaz Teşkilatı Yasası'nın Çıkarılması: Bu yasa ile infaz teşkilatının yapısına ilave olarak, yeni genel müdürlükler ihdas edilecek ve böylelikle Adalet Bakanlığı bünyesinde genişlemelere yol açılacak. Öngörülen bu yeni düzenlemelerle Türk cezaevleri sisteminde ileriye dönük olarak iyileştirmeler hedeflenmiş olacak. Ancak teşkilatın böyle genişletilmesinin, cezaevleri rejimini nasıl etkileyeceğini, kanunun uygulanması sürecinde gözlemek mümkün olacak. Yasaya uygun teşkilatlanmada 670 yeni kadro ihdası gerekmekte olduğu basına yansımıştır.
5) Eğitim Akademisi Kuruluş Yasa Tasarısı'nın Meclis'e sunulması: Yukarıdaki değişikliklere ek olarak, infaz teşkilatının eğitim birimi geliştirme çabası, halihazırda yasal olarak engellenmişse de, bu konuda temel hazırlık süreci devam etmektedir. Hazırlıkların içeriği henüz açıklanmamışsa da, eğitim akademisi veya eğitim birimi teşkilat kanunu olmadan da bir infaz teşkilatı eğitim programı ihdas edilebilir.
Ulusal Program'da var
Yukarıda iskeleti kısaca tarif edilmeye çalışılan bu değişiklikler AB'ye sunulan Ulusal Program'da da taahhüt edilmektedir. Bunlardan bazılarının, uluslararası belgelerde yer alan cezaevi kurallarının getirdiği zorunluluklar çerçevesine oturtulmaya çalışıldığı gözlenmektedir. Ayrıca uzun süreden beri devam eden ölüm oruçları ve diğer isyanlar, 'Hayata Dönüş Operasyonu'nun gerçekleştirildiği halenki infaz rejiminin reformasyon ihtiyacının belirgin bir şekilde ortaya çıkması da bu değişikliklerin nedenleri arasında.
Katılımcı planlama yok
Önerilen bu değişiklikler köktenci bir reform atağı olarak mütalaa edilemeyeceği gibi, böyle bir programın hazırlanmasında katılımcı bir planlama da uygulanmamıştır. Şüphesiz bazı kanunların hazırlanması sürecinde, Barolar Birliği gibi bazı kuruluşlardan, yasa taslakları için görüş alınmıştır. Ancak kamu için can alıcı önemi haiz bu tip sosyal değişmelerde, hazırlanan programların daha geniş bir çevrede ve daha içerikli bir şekilde tartışılması, diğer birçok kurum ve kuruluşların da katılımını gerektrir. Önerilen değişikliklerin uygulama safhasında da bu konular tartışılıp, değişik görüşlerin ortaya çıkmasına özen gösterilmelidir. Katılımı geniş bir tabandan gelen, şeffaf sosyal reform hareketleri kamu tarafından daha kolay benimsenir.
Bu dizide, İnfaz Hâkimliği müessesesinin Türk infaz rejiminde muhtemel etkinliği incelenip değerlendirildikten sonra, böyle bir yapılanma yerine, infaz idaresi sorumlularının ve kurumlarda çalışan kamu görevlilerinin idari ve kişisel hukuki sorumluluklarına yol açacak şekilde bir hukuki düzenleme getirerek, cezaevlerinde yatanların anayasal ve sair haklarının ihlali halinde, hem idareye, hem de şahıslara karşı yargı yolunun açılmasının önemi tartışılacak.
***
'Şikâyet hakkı' tanınırken
İnfaz Hâkimliği ihdasını öngören, 4675 sayılı yasa, tutuklu ve mahkûmların, BM'nin Minimum Standart Rules for Treatment of Prisoners (1955) Madde 36, 1, 2, 3, 4 numaralı fıkralarında ve Avrupa Konseyi'nin, tutuklulara uygulanacak kurallar dizisinin 42'nci maddesinin 1, 2, 3 ve 4'ncü fıkralarında düzenlenmiş bir hakkın kullanılmasına imkân verecektir.
Şikâyet hakkı
Adı geçen uluslararası kurallar tutuklu ve hükümlülere 'idareye dilekçeyle şikâyette bulunma hakkı' tanır. Kural, 'Dilekçe ve şikâyetlerin bir müfettişin denetimi esnasında da verilebileceği ve şikâyetçi kişinin, müfettiş veya cezaevine gelen herhangi bir kişiyle konuşabileceği, her tutuklu ve hükümlünün şikâyetini cezaevi merkez yönetimine, adli makamlara kapalı zarf içinde, dilekçe veya şikâyet yazısı olarak gönderebileceği ve bu şikâyetlerin şikâyet edilen merci tarafından geciktirilmeksizin incelenip, şikâyetçiye uygun sürede cevap verilmesini' öngörür. Buna İngilizce konuşan ülkelerde 'grievance' hakkı ve bu hakkın kullanılmasındaki prosedürlere de 'grievance prosedürleri' deniliyor.
İnfaz Hâkimliği Yasası'nın kabulünden önce, Türk mevzuatında yer alan bazı hükümlerde, şikâyet hakkına değinilmiş olduğunu gözlüyorsak da, bu değinmelerin uluslararası kuralların gerektirdiği gibi düzenlenmediğini
ve uygulamaya konulmadığını biliyoruz:
Türk Ceza ve Tefkifevleri İç Yönetmeliği'nin 7'nci bölümünün son hükümler kısmında, 37 ve 38'inci maddelerde mahkûmların idare ile temas edebilecekleri ve şikâyet kutularına şikâyetlerini yazılı olarak koyabilecekleri vazedilmiştir.
Karşılıklı görüşme
Bu hükümler dışında kanun, tüzük ve genelgelerde boşluk olması nedeniyle, şikâyet hakkının uygulanmaya konulmasında uluslararası cezaevleri koşullarında bir gelişmenin bugüne kadar gerçeklesmediği gözleniyor. Öte yandan Türk infaz sisteminde tutuklu ve mahkûmların tatbikatta, kurumların işletilmesinde idareye karşı şikâyet haklarını bugüne kadar fiilen hiç kullanamadıklarını iddia etmek de gerçeği yansıtmaz.
Türkiye'de tutuklu ve mahkûmlar, 1980'li yılların başından beri, isyanlar ve ölüm oruçları süreçlerinde, şikâyet haklarını kurum idarecileri, merkez teşkilatın temsilcileri ve dışarıdan gelen arabulucularla, 'negotiation' dediğimiz karşılıklı görüşmelerle kullanmışlardır. Bu görüşmelerin tarihçesine bakıldığında, zaman zaman bazı uzlaşmalara gidildiği ve idarenin bazı hak iddialarını yerinde görerek, gereken tedbirleri aldığı da belgelenmiştir.
İçerik karmaşası
Ancak Türkiye'de tutuklu ve mahkûmların hukuki hakları konusunda gerek kavram ve gerekse içerik karmaşası bugüne kadar giderilemediği için, sözü geçen şekilde tezahür eden karşılıklı görüşmelerde de, taraflar mahkûm ve tutuklu haklarını belirleyememişler ve dolayısıyla cezaevleri idari sistemlerinin bu haklar çerçevesinde iyileştirilmesine gidilememiştir. Bu nedenle de tutuklu ve mahkûmlar, idareye karşı isyan ve ölüm oruçlarına tekrar tekrar tevessül ederek, şikâyet haklarını zorlamaya devam etmiştir.
Bu şekilde hak aramak 'terör suçluları' arasında yaygın olduğu için, bunların terör suçlusu olma sıfatları, şikâyet haklarının
'legitimate' (meşru) olmadığı gerekçesine dayandırılarak, bütün sistemi etkileyebilecek mahkûm haklarının tarifi ve kapsam alanı zamanımıza kadar geliştirilememiştir. Dolayısıyla da 'şikâyet hakkının' özünün ve öneminin ne olduğu anlaşılamamış ve isyanlara gerek olmadan bu hakkın kullanılmasının düzenlenmesi bu güne kadar gerçekleştirilememiştir.
Uluslararası ölçütler
Bahis konusu şikâyet hakkının tanınması ve korunması için uluslararası cezaevleri kurallarına uygun bir mekanizmanın geliştirilmesi öngörülmektedir. Şöyle ki, tutuklu ve mahkûmlara, cezaevi şartlarından ve idareden doğan, kişilerin yaşam haklarını ve diğer hukuki durumlarını etkileyen olumsuzluklara karşı, bu kişilere idareye müracaat hakkını vererek, bu hakların korunması konusunda, idareden beklenen icraatın yerine getirilmesi ve hak ihlaline yol açan tasarruflardan mesul kişilerin, idare tarafından yeniden eğitilmesi ve bu şekilde mevzuat dışı tasarrufların tekrarına engel olunması için gerekli bir mekanizmanın kurumların bünyesinde oluşturulması gerekmektedir.
İşlevsellik
Böyle bir mekanizmanın geliştirilmesinde, uluslara esneklik tanıyan cezaevleri kuralları, bu hakkın kullanılması için gerekli prosedürlerin detaylı bir şekilde yazılmasını öngörmüştür. Böylelikle tutuklu ve mahkûmlar şikâyet haklarını kullandıracak mekanizmayı çalıştırarak, cezaevlerindeki tasarruflardan ihlal edilen haklarının korunmasını sağlayacaklar.
Türk infaz rejiminde şikâyet hakkının işlevliliğini, isyanlar olmadan sağlamak için yukarıda adı geçen yazılı hükümler dışında bir boşluk olduğu dikkate alınırsa, İnfaz Hâkimliği kurulmasına dair yasa ile bu boşluğu dolduracak şekilde bir mekanizma gerçeklestirilmek istenmektedir.
Türkiye'de kanun koyucu, şikâyet hakkının kullanılmasında yargı yolu ile şikâyette bulunulacak sekilde İnfaz Hâkimliği'ni ihdas etmistir. Böyle olunca da tutuklu ve mahkûmlar idari yoldan şikâyet haklarını kullanmadan doğrudan yargı yoluna gideceklerdir.
İki ayrı hak
Oysaki şikâyet hakkının adı gecen uluslararası kurallarda düzenlenmesinin amacı, bu hakkın kullanılması yolu ile idari usulsüzlüklere, idari sistem içersinde çözüm yolu bulunulmasıdır. Öte yandan adı geçen BM ve Avrupa cezaevleri kuralları, ayrıca yargıya müracaat edilebileceğine de işaret ederek, yargı yolununda tutuklu ve mahkûmlara
açık olması gerekliliğine değinmiştir.
İdareye şikâyet hakkı ve yargıya başvurma hakkı uluslararası kurallarda birbirinden farklı müracaat hakları olarak düzenlenmiş olup, uygar ülkelerde de iki ayrı kavram olarak uygulanmaktadır.
İdareye müracaat
Şikayet hakkı, herhangi bir kurumda, mevcut idari kuralların uygulanmasında, ahenk sağlamak, değişik uygulamalara imkân vermemek ve çalışanların keyfi tasarruflarına
engel olmak için idareye müracaat hakkıdır. (Avrupa Cezaevleri kuralları, md. 42/1; BM minimum standartları, md. 36/1). Avrupa cezaevleri kurallarının açıklama bölümünde şikâyet hakkına açıklık getirilmiştir:
Şikayet hakkının kullanılmasında öncelikle idareye müracaat edilmesine değinilerek, bu hakkın tutuklu ve mahkûmlar tarafından kullanılmasının, idari düzeni sarsmadan, idari usulsüzlüklerin düzeltilmesinde, şikâyetlerin idare tarafından öncelikle gözden geçirilmesine imkân verilmesine değinilmektedir (European Prison Rules, Strasbourg, Council of Europe Publication, sayfa 49, 50).
***
Sistem kökten reform istiyor
Türkiye'de şikâyet hakkının kullanılması, ister yargıya müracaatla, ister idari mekanizmaya oturtulsun, şikâyet konuları halenki mevzuat çerçevesiyle sınırlı olacak.
Oysa Türk infaz rejiminin köktenci bir atakla gerçekleşmesi zorunlu olan reform ihtiyacı, mevzuatın yeniden düzenlenmesini zorunlu kılıyor. Şayet köktenci bir reform hareketi ile mevcut durum yeniden düzenlenip,
infaz hukuku çağdaş hale getirilmezse, şikayet konuları yine sistemin mevzuattan kaynaklanan işlevsizliği ekseninde olacaktır. Bu halde idare ve mahkumlar,
'mevzuata uygun çalışıldığı gerekçeleri' ile, yargı önünde karşı karşıya gelecektir. Şikâyet hakkının yargıya taşınması ise, sistemde gereken reformların gerçekleşmesine yardımcı olamayacaktır.
Bir hak, iki madde
İnfaz Hâkimliği müessesesi ile gelen mahkûmun şikâyet hakkının teslimi, uluslararası kurallarda öngörülden bir yükümlülük. Ancak Türk infaz rejiminde bu düzenleme, sadece bir tek hakkın tanınması anlamına geliyor. Böylelikle uluslararası mevzuatta yanlız iki maddeye uyum sağlanmış oluyor. Oysa, Avrupa standartlarında 100, BM standartlarında 94 tane birbirleriyle örtüşen ve uyulması gereken standart var. Ancak bu standartların tümüne uyum sağlayarak infaz rejiminin iyileştirilmesi gerçekleştirilirse, mahkûmların hakları hukuken belirlenmiş olur ve idarenin de iyileştirme mükellefiyenin sınırları tespit edilir.
Sistemin sakıncaları
İnfaz Hâkimliği mevcut infaz sistemini değiştirecek, yaptırımlı kararlara hükmedemeyeceği için, 'status quo'nun muhafazasına yol açabileceği gibi, kurulması ve işletilmesi pahalı ve uzun bir sürece bağlı bir mekanizmadır. Aynı zamanda idareye ve çalışanlara karşı açılacak şikâyet davaları, kurumlarda huzursuzluk yaratacak ve hatta ters tepkiler oluşmasına yol açabilecektir. Şikayet hakkı mekanizmasının işletilmesinin hassas dengelerde tutulması için gerekli eğitim ve bilgilerin verildiği ABD de bile, mahkûmların şikâyet haklarını kullanmalarının (idari mekanizma yolu ile) idare ve personel tarafından tepkilere neden olduğu bilimsel olarak tanımlanmıştır.
Yarın: İnfaz Hâkimliği ne değildir?