'Çözüm süreci'nde kriz mi var?

'Çözüm süreci'nde kriz mi var?
'Çözüm süreci'nde kriz mi var?
Türkiye Gezi Parkı'ndan başlayarak yurdun pek çok yerine yayılan protestolara odaklanmışken, Kürt sorununda 'çözüm süreci'nin gelişimiyle ilgili bazı soru işaretleri de yüksek sesle konuşulmaya başlandı. Üstelik 'kriz' bizzat Gezi direnişiyle ilgili...
Haber: HAKKI Özdal - hakki.ozdal@radikal.com.tr / Arşivi

Türkiye Gezi Parkı’ndan başlayarak yurdun pek çok yerine yayılan protestolara odaklanmışken, Kürt sorununda ‘çözüm süreci’nin gelişimiyle ilgili bazı soru işaretleri de yüksek sesle konuşulmaya başlandı. Son İmralı heyetinde Sırrı Süreyya Önder’in, Gezi eylemlerindeki fonksiyonu nedeniyle bizzat Başbakan tarafından veto edilerek yer almaması ve Abdullah Öcalan’ın da buna tepki göstererek ‘Gezi direnişçilerini’ selamlaması tartışmayı güncel hale getiriyor.

Aslında 2012 sonbaharında cezaevlerinde çok sayıda PKK tutuklusunun katılımıyla başlayan ve İmralı’da avukatlarıyla dahi görüştürülmeyen Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması başta olmak üzere Kürt sorununa ilişkin temel talepler üzerinden sürdürülen açlık grevlerine çözüm bulunması amacıyla başlayan ve giderek bir ‘çözüm müzakeresi’ne dönüşen görüşmelerde MİT ve devlet yetkilileri Abdullah Öcalan’la temel noktalarda anlaşmıştı. 2013 başından itibaren kamuoyunun da bilgisi dahilinde gelişen süreçte en kritik adımlardan biri 21 Mart’ta atıldı… Öcalan’ın ‘silahlı güçlerin sınır dışına çekilmesi’ni ilan eden mektubu Diyarbakır’da okundu. 8 Mayıs’ta çekilme resmen başladı… İlk grupların sınır dışındaki kamplara ulaşması Türkiye medyası tarafından da görüntülendi. BDP heyetleri İmralı’ya gidip geliyor ve Türkiye toplumuna ılımlı mesajlar taşıyorlardı… İşler yolunda gidiyordu…


‘GEZİ DİRENİŞİ’ TABLOYU DEĞİŞTİRDİ
Gezi Parkı’ndaki az sayıda protestocuya müdahale edilmesinin ardından 31 Mayıs Cuma günü ve gecesi Taksim’de başlayarak Ankara, İzmir, Adana, Bursa gibi büyükşehirlere yayılan protesto gösterileri ve polisin bu gösteriler karşısındaki sert tutumu ile oluşan durum, şimdi ‘çözüm süreci’ için de bazı tartışmaları beraberinde getiriyor.


BDP EŞBAŞKANINDAN HÜKÜMETE REST
Geçtiğimiz hafta Abdullah Öcalan’la görüşmek üzere İmralı’ya giden heyette yer alan BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, adadan dönüşte yaptığı basın açıklamasında, hükümeti uyarmış ve “Adaya gidecek heyete bir daha müdahale edilmesi halinde parti olarak tutum değiştirecek”lerini söylemişti. Bunun ne anlama geldiğini herkes biliyordu: Gezi Parkı eylemlerinin ilk günlerinde iş makinelerine gösterdiği direnişle öne çıkan, önüne geçtiği dozerleri bizzat durduran ve polisin sert müdahaleleri sırasında yaralanan Sırrı Süreyya Önder, tam da bu nedenle ve hükümetin talebiyle heyetten çıkarılmış ve adaya Demirtaş adaya Iğdır milletvekili Pervin Buldan’la gitmişti… Demirtaş, böyle bir uygulamayı bir daha kabul etmeyeceklerini söyleyerek aslında ‘sürece’ ilişkin gerilimin önemli bir ipucunu vermiş oldu.


‘SÜRECİ BAŞBAKANIN KEYFİYETİNDEN KURTARMAK’
Radikal yazarı Cengiz Çandar da bugünkü yazısında bu konuya değindi… “Gezi Parkı Direnişi ve Barış Süreci” başlıklı yazısında Çandar, “Gezi Direnişi niçin patlak verdi ve bu kadar geniş boyutlara ulaştıysa, Sırrı Süreyya’nın yediği ‘ Tayyip Erdoğan vetosu’ da aynı şeydir; aynı zihniyetin ürünüdür. Bu ülkede her şey, Başbakan’ın iki dudağının arasında olmak zorundadır. Başbakan, kızarsa, ‘ceza’yı keser. Bir sorunu çözmek mi istiyorsunuz? Başbakan’ı kızdırmamalısınız” diye yazıyor ve “Bu kafa yapısının ‘barış süreci’nin önündeki en önemli tehdit” olduğunu vurgulayarak uyarıyordu: “O nedenle, ‘barış süreci’ni güvence altına almak, bunu bir ‘Tayyip Erdoğan performansı’ndan çıkartmaya, Başbakan’ın iniş-çıkışlarına, keyfine tabi kılmamaya bağlıdır” diye yazıyordu.

Çandar, ‘Gezi Parkı’ ile ‘barış süreci’ arasında bir ‘illiyet bağı’ olduğunu da vurgulayarak, “Başbakan’ın Kuzey Afrika dönüşü, ellerinde bayraklar onu havaalanında karşılayanların attığı sloganlar, onun bu manzaradan medet umar ‘hoşgörüsü’, Ak Parti MKYK’sının 15 ve 16 Haziran’da Ankara ve İstanbul’da 2 milyonu hedefleyen mitingler yapma kararı, dün Mersin ve Adana konuşmalarının içeriği, alanları dolduranların sergiledikleri görüntüler, ‘Barış Süreci’nin selameti bakımından hayra alamet değil” değil diyordu.


‘BARIŞI GEZİ PARKI İRADESİ GETİRECEK’
Ve elbette bütün bu tablonun en önemli unsuru Sırrı Süreyya Önder… BDP İstanbul milletvekili ve İmralı heyetlerin vazgeçilmez ismi Önder, Gezi direnişinin fitilini ateşleyen ilk günkü protestolarda rol aldığı için İmralı heyetinden ‘kesilmesini’ Hürriyet’ten Cansu Çamlıbel’e şu sözlerle değerlendiriyordu: “Muhtemelen Gezi Parkı direnişi huzursuz etti hükümeti. (…) Katkı sunmak için heyette olmaya gerek yok. Ama bu [Gezi Parkı] tutumumdan dolayı müdahale etme hakkını kendinde görmek nobranlıktır. Demokrasiyle ve ahlaki bir tutumla bağını kurmak güçtür.”

Önder bugünkü Hürriyet gazetesinde yer alan söyleşisinde, barış sürecinin içinde bulunduğu risklere örtük de olsa işaret edecek şekilde Gezi eylemcilerinin politik hattına dikkat çekiyordu. Sırrı Süreyya Önder, Hükümetin Gezi Parkı eylemleri karşısındaki tutumunu eleştiriyor, genç eylemcilere ‘Kemalist’ denerek Kürtlerle aralarına bir mesafe konmak istenmesine itiraz ediyor ve BDP’nin ‘temkinli’ tutumunu kabul ettikten sonra esas mesajını veriyordu:

“Ama hak arama siyasetinde siyasi bir zekâ ve sağlam bir politik hat daima bunu da barışa hizmet edecek bir noktaya evirir. Ben daha ileri giderek bir şey söyleyeyim; barışı artık bu Gezi Parkı’nda ortaya çıkan irade getirecektir.”