Cumhuriyet: Evet ama yetmez!

Cumhuriyet: Evet ama yetmez!
Cumhuriyet: Evet ama yetmez!
Halkın cumhuriyeti hazmedemeyeceğini varsayanlar yanıldılar; halkın sadece bir sıfat olarak cumhuriyetle yetineceğini düşünenler de yanıldılar.
Haber: AHMET TURAN ALKAN / Arşivi

Cumhuriyetin 30. yılında ortada yoktum; 40’ıncı yılda meselenin farkında değildim; 50. yıldan aklımda kalan Bekir Sıtkı Erdoğan’ın “Müjdeler var yurdumun toprağına taşına/ Erdi Cumhuriyetim elli şeref yaşına” sözleriyle başlayan güzel marşının nağmeleridir.
Sonra aradan kırk yıl daha geçti. Bu kırk yılın neredeyse tamamını cumhuriyetin bilcümle vesair rejimleri faziletiyle döveceğine bizi inandırmaya çalışan resmi telkinlerle geçirdik. Beşli ve onlu rakamla biten her sene-i devriyede cumhuriyetin kendi başına bir erdem veya fesat menbâı olmadığına, onu başkaca güzelliklerle tezyin etmek gerektiğine dair değerlendirme yazıları kaleme aldım; pek bir tesiri oldu diyemem.
Cumhuriyetçilerimiz, ‘ Atatürk Cumhuriyeti’ şeklinde yeni bir kavram ortaya atarak, bilcümle hoşnutsuzluklarını bu tezin arkasına koydular; bu tutum, beğenmedikleri çevrelerin Cumhuriyete muarız olduğu imâ ediyor, -hatta ima ne demek?- açıkça öne sürüyordu. Tatsız bir iddiaydı bu, çünkü uluslararası siyaset bilimi kavramlaştırmasına göre cumhuriyetçiliğin zıddı, özellikle Türkiye ’nin yakın tarihi göz önüne alındığında resmen ve alenen saltanat rejimi oluyordu. 60 yaşına geldim; hayli adam tanıdım, okudum, gezdim, bir padişahçı görmedim. Bu tarz-ı idareyi beğenmeyip ‘Halk Cumhuriyeti’ kurmak isteyenler vardı ama halkı iktidara getirmek için halkı döve döve imlaya getirip adam etmek isteyenleri gördüm, hatta nakıs veya tam teşebbüsüyle bir hayli darbeye de şahitlik ettim ama saltanat idaresini savunan bir ferd-i vahit tanımadım. İnsanların idareden şikâyetleri dağlar gibiydi de cumhuriyetle kafasını bozanı yoktu. Pratikte ‘Cumhuriyet’in öyle aman aman bir mana ifade etmediğini, kelimenin önüne ve arkasına takılan özel isimlerle ‘Cumhuriyet’in şer’i idareden tek partili diktalara kadar bir yığın antidemokratik versiyonu olduğunu biliyorlardı elbette; cumhuriyetle alıp veremedikleri yoktu, bilakis daha fazlasını, yani eli yüzü düzgün, Batı standartlarında, temel hak ve hürriyetlere saygılı bir ‘Demokrasi’ istiyorlardı.
90 yıl sonra geriye şöyle bir baktığımda, toplumun beklentileri bakımından cumhuriyet durağının fazla yadırganmadan geçildiğini görüyorum. Halkın cumhuriyeti hazmedemeyeceğini varsayanlar yanıldılar; halkın sadece bir sıfat olarak cumhuriyetle yetineceğini düşünenler de yanıldılar.
Toplumsal talepler cumhuriyeti ite-omuzlaya demokrasi durağına kadar getirdi. Demokrasi her halükârda cumhuriyetten -cumhuriyetle beraber- daha fazlasını vaat ediyor ve insanlar bu noktada ucu kestirilmedik maceralara hiç de istekli değiller; şimdi daha fazla refah, daha iyi konut, daha yeni otomobil, daha fiyakalı alışveriş merkezleri ve daha fazla şahsi hürriyet istiyorlar. Öyle ki, en hızlı cumhuriyet taraftarlarından biri çıkıp “Size Cumhuriyetin kuruluş yıllarındaki hayat standartlarına yeniden dönüşü vaat ediyorum” diyecek olsa ardında yürüyecek bir kişi bile bulacağı şüphelidir.
Kutlu olsun, nice yıllara Türkiye Cumhuriyeti!   Zaman gazetesi yazarı