DDK: Turgut Özal'ın ölümü şüpheli

DDK: Turgut Özal'ın ölümü şüpheli
DDK: Turgut Özal'ın ölümü şüpheli
Devlet Denetleme Kurulu (DDK) Turgut Özal'ın ölümünün 'şüpheli' olduğu yönünde görüş belirtti.

Devlet Denetleme Kurulu’nun 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın vefatıyla ilgili hazırladığı raporda, “Turgut Özal’ın geçmiş sağlık bilgileri ve yoğun program trafiği bilinmesine rağmen derhal müdahaleye uygun ve yeterli sağlık personeli, ekipmanı ve donanımlı bir ambulansın bulundurulmamış olması kabul ve izah edilebilir bir yönetim anlayışı ve uygulaması değildir” denildi. 

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün talimatı üzerine 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın vefatını inceleyen Devlet Denetleme Kurulu (DDK), raporunu kamuoyuna açıkladı. 17 Nisan 1993 tarihinde vefat eden 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ailesi ve yakınları tarafından ölümü ile ilgili olarak çeşitli iddiaların zaman zaman gündeme getirilmesi üzerine Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Devlet Denetleme Kurulu’na 1 Ekim 2010 tarihinde, konunun ayrıntılı bir biçimde incelenmesi talimatını verdi. Bu çerçevede, DDK, 8. Cumhurbaşkanı merhum Turgut Özal’ın vefatı ile ilgili olarak yaşanan süreç içerisinde Çankaya Köşkü ve Hacettepe Üniversitesi Hastanesi’nde yürütülen sağlık hizmetlerine dair idari ve işlemler ile olayın oluş şekli ve ölüm sebebine ilişkin olarak kamuoyuna yansıyan iddialarla ilgili inceleme gerçekleştirdi. 

DDK’nın 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın vefatına ilişkin hazırladığı raporda, Özal’ın öldürülmüş olduğuna ilişkin ortaya atılan çeşitli iddialar hakkında ancak sınırlı bir inceleme yapılabildiği kaydedildi. Cumhurbaşkanlarına sunulan sağlık hizmetlerinin kapasitesi ve kalitesiyle ilgili ciddi sorunlar bulunduğu ifade edilen raporda, “Turgut Özal’ın geçmiş sağlık bilgileri ve yoğun program trafiği bilinmesine rağmen derhal müdahaleye uygun ve yeterli sağlık personeli, ekipmanı ve donanımlı bir ambülansın bulundurulmamış olması kabul ve izah edilebilir bir yönetim anlayışı ve uygulaması değildir. Bu açıdan, merhum Turgut Özal rahatsızlandığı anda kendisine ne gerekli vasıfta ilk müdahale yapılabilmiş ne de uygun bir şekilde ve tam zamanında hastaneye götürülebilmiştir” bilgisi yer aldı. Raporda ayrıca Özal’ın vefatının üzerinden uzun bir zaman geçtiği belirtilerek, konuya ilişkin belgelerin arşiv mevzuatı gereği saklama yükümlülüğünün sona ermiş olması nedeniyle talep edilen bir kısım bilgi ve belgeye imha edildiği için erişilemediği kaydedildi.

"SAĞLIK SİSTEMİ OLUŞTURULMAMIŞTIR" 
Raporda, “Gerek dönemin Genel Sekreterliğinin gerekse o dönemde merhum Cumhurbaşkanı'nın özel doktorluğunu yaptığı ifade edilen kişilerin, Köşk'ün sağlık sisteminin oluşturulmasında ve uygulanmasında ciddi bir şekilde hatalı/kusurlu oldukları kanaatine varılmıştır” denildi. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün talimatı üzerine 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın vefatını inceleyen Devlet Denetleme Kurulu(DDK), raporunu kamuoyuna açıkladı. 

Turgut Özal’ın ölümüne ilişkin olarak, aile fertleri, yakınları ve diğer kişiler tarafından gündeme getirilen iddialar konusunda herhangi bir soruşturma yapılmadığının vurgulandığı raporda, Kurulun çalışmada merhum Özal'ın ölümü ile ilgili olarak dile getirilen iddialardan, ağırlıkla, idari iş ve işlemlerle ilgili olanların araştırılması ve incelenmesi üzerinde durulduğu belirtildi. Kurulun, Özal’ın rahatsızlanması ve ölümü sürecinde, gerek Köşk yerleşkesinde gerekse Hacettepe Üniversitesi Hastanesi'nde yürütülen sağlık hizmetleriyle ilgili iş ve işlemlerin mevzuata ve bilimsel esaslara uygun olarak yerine getirilip getirilmediğinin ve ölüm sebebine ışık tutabilecek hususların tespitine çalıştığının kaydedildiği raporda, ayrıca, ölümün oluş şekli ve sebebiyle ilgili tartışmaların araştırılması yanında, kamuoyunda çeşitli defalar dile getirilen merhumun öldürüldüğüne ilişkin iddiaların somut ve güvenilir delillere dayanıp dayanmadığı hususunun da incelendiği ifade edildi. 

Bu çerçevede Kurul, öncelikle aile üyelerinin bilgisine ardından da konuyla ilgili bilgisi olan kişiler tespit edilerek beyanlarını aldı. Özal’ın ölüm günü yaşanan sürece ilişkin yazılı ve görsel medyada yer alan kitap ve yayınları da inceleyen Kurul, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği’nden Cumhurbaşkanı'nın vefatına ilişkin Köşk’ün arşivinde mevcut belgeleri de inceledi. 

"BİLGİSİNE BAŞVURULANLAR BAZI BİLGİLERİ HATIRLA(YA)MADI”
DDK raporunda, Özal’ın ölüm günü olan 17 Nisan 1993 tarihinden çalışmanın yapıldığı tarihe kadar 19 yıl gibi uzun bir sürenin geçmiş olması nedeniyle, bilgisine başvurulan kişilerin olayları tam olarak hatırlamakta güçlük çektiği bilgisine yer verildi. Raporda Kurul’un çalışması sırasında yaşanan güçlükler şu ifadelerle açıklandı:
“Bilgilerine başvurulan ve beyanları tespit edilen kişilerin kendilerine ve bir başkasına sorumluluk gelebileceği endişesinden hareketle bazı bilgileri “hatırla(ya)mıyorum" gerekçesiyle paylaşmaktan imtina ettikleri müşahede edilmiştir. Alınan beyanlar arasında bazı çelişkiler ve/veya hayatın olağan akışına aykırı hususlar tespit edilmiştir." 

"Merhum Cumhurbaşkanının vefat ettiği 17 Nisan 1993 tarihinin öncesinde ve sonrasında yaşanan sürece tanıklık eden bazı kişilerin vefat etmiş olması nedeniyle bilgilerine başvurulamamıştır. Öte yandan bilgisine başvurulan bazı kişilerin sorumluluk gerektirebilecek durumlarda ölen kişilere atıf yaparak konuyu açıklamaya çalıştıkları görülmüştür. Vefatının üzerinden uzun bir zaman geçmiş ve konuya ilişkin belgelerin arşiv mevzuatı gereği saklama yükümlülüğünün sona ermiş olması nedeniyle talep edilen bir kısım bilgi ve belgeye imha edilmiş oldukları için erişilememiştir. Cumhurbaşkanlığı arşiv hizmetlerinin yürütüldüğü Eğitim ve Araştırma Müdürlüğünde Özal’ın görev dönemine ilişkin inceleme/araştırma konusuyla alâkalı hemen hemen hiç bir dokümanın bulunmadığı tespit edilmiştir.” 

"SEMRA VE AHMET ÖZAL BİLGİLERİ SUNMADI"
Rahorda, Cumhurbaşkanı’nın vefatı ile ilgili iddiaların önemli bir bölümünü dile getiren Özal’ın eşi Semra Özal ile oğlu Ahmet Özal’dan beyanlarında vereceklerini ifade ettikleri bilgi ve belgeler ile Özal’ın ölümünün aydınlatılmasına matuf her türlü bilgi ve belgenin gönderilmesi konusunda ayrı ayrı yazı ile ikişer defa belgelerin istendiği ancak Kurul’a kamuoyuna yansıtılanlar dışında her hangi bir bilgi ve belge sunulmadığı bilgisi yer aldı. Raporda teknik sıkıntılara yer verilerek, “17 Nisan 1993 tarihinde yaşanan sürecin belirlenmesinde katkısı olabileceği düşüncesiyle Türk Telekom A.Ş.'den Cumhurbaşkanlığı Köşk'üne ait telefon kayıtları yazılı olarak istenmiş, sistem değişikliği nedeniyle mevcut olmadığı bildirilmiştir” denildi. Özal’ın vefat ettiği dönemde Köşk'ün işleyişine yönelik bilgilerin de kaydedildiği raporda, şu tespitler yer aldı:
 
“Konut'ta çalışan personelin seçiminde herhangi bir usul ve esasın belirlenmediği, Konut’ta Cumhurbaşkanı ve ailesi için hazırlanan yemeklerin kontrol edilmesine yönelik bir sistemin oluşturulmadığı, hazırlanan yemeklerden numune alınmadığı belirlenmiştir. Cumhurbaşkanı'na ve ailesine sağlık hizmeti vermek üzere "özel doktorluk" müessesinin oluşturulmadığı, gerek Köşk'te gerekse Konut'ta 7 gün 24 saat esasına göre sağlık hizmetinin planlanmadığı, bu kapsamda görevlendirilmiş sağlık müdürü, doktor ve diğer sağlık personelinin bulunmadığı, mevcut doktorun da yarım gün mesai ile tüm Köşk personeline hizmet verdiği ve hafta sonu çalışma zorunluluğunun olmadığı anlaşılmıştır. Öte yandan ne Cumhurbaşkanının zatına ne de Cumhurbaşkanlığı örgütünün tümüne hizmet verecek herhangi bir tam donanımlı ambulansın bulunmadığı tespit edilmiştir.” 

Merhum Cumhurbaşkanının bizatihi bulunduğu makamın gereği ve sağlık öyküsü dikkate alındığında, özel tabiplik kurumunun ihdas edilmesinin zorunluluk arz ettiği değerlendirmesinin yapıldığı raporda, teşkilat düzenlemelerinde yer almasına rağmen Cumhurbaşkanlığı Özel Tabipliği kadrosuna işlerlik kazandırılmadığı gibi Cumhurbaşkanlığı resmi doktoru olan Prof. Dr Hilmi Özkutlu'ya da bu yönde bir görev tevdi edilmediği kaydedildi. Özal’dan önceki Cumhurbaşkanı Kenan Evren zamanında Prof. Dr. Hilmi Özkutlu ile yapılan ve o tarihten ayrıldığı zamana kadar devam eden hizmet sözleşmeleri ve çıkarılan kararnamelere göre çalışma saatlerinin hafta sonunu kapsamadığı bilgisine yer verilen raporda, Özal’ın özel doktoru olarak bilinen, kendisini de bu şekilde tanımlayan Dr. Cengiz Aslan'ın özel tabip olarak resmi bir şekilde görevlendirilmediğine işaret edildi. 

Özal’ın sağlığından özel olarak sorumlu bir kişinin olmadığının, yakınında 7 gün 24 saat sağlık hizmeti veren personelin bulunmadığının, sağlık personelinin hafta sonu çalışma mecburiyetinin olmadığının tespitine yer verilen raporda, bu durumun Özal dönemine has olmadığı önceki Cumhurbaşkanı döneminde de Köşk'te bir sağlık sisteminin bulunmadığı kaydedildi. Raporda, “Gerek dönemin Genel Sekreterliğin gerekse o dönemde merhum Cumhurbaşkanı'nın özel doktorluğunu yaptığı ifade edilen kişilerin, Köşkün sağlık sisteminin oluşturulmasında ve uygulanmasında ciddi bir şekilde hatalı/kusurlu oldukları kanaatine varılmıştır” denildi. 

ÖZAL SAĞLIK KİTİNİ NASIL KULLANACAĞINI SORMUŞ
Merhum Cumhurbaşkanının rahatsızlandığı esnada ilk yardım kitinin kullanılmadığına iddialarına da açıklık getirilen raporda, “Köşk'te söz konusu acil yardım kitinin bulunup bulunmadığını kesin olarak tespit etmek mümkün olamamakla birlikte, bu tespitin pratik bir faydasının olmadığı da açıktır. Çünkü söz konusu sağlık kiti mevcut olsa bile bunu kullanarak ilk müdahaleyi yapacak bir sağlık görevlisinin o gün o saatlerde Konut'ta bulunmadığı, uygulana gelen sağlık sistemine göre de bulunma ihtimalinin olmadığı tespit edilmiştir” denildi. 

Sağlık öyküsü ve fiziki özellikleri bilinen ve devletin başı konumunda olan Cumhurbaşkanının sağlık hizmetlerinin uzman bir ekip eliyle yürütülmesinin asıl olması gerektiğine dikkat çekilen raporda, Özal’ın özel doktoru Cengiz Aslan’ın beyanından “Merhum Cumhurbaşkanı'nın sağlık kitinin kullanımı ile ilgili kendisinden bilgi istediği”nin anlaşıldığı kaydedildi. Raporda, sağlığı yakından takip edilmesi gereken Cumhurbaşkanı'nın sağlık kitinin kullanımını merak ederken, o dönem Genel Sekreterlikte Cumhurbaşkanı'na sunulacak sağlık hizmetini belirleme yetki ve sorumluluğu olan ilgililerin bu durumu düşünmemelerinin, gerekli tedbirleri almamalarının dikkat çekici olduğu belirtildi. 

Raporda, “Cumhurbaşkanı'nın, 1993 yılı başından vefat güne kadar gerek yurtiçi gerekse yurtdışı çalışma programlarının planlandığı şekilde aksatılmadan yürütüldüğü, ancak sözkonusu programların mevcut sağlık problemleri dikkate alınmaksızın yoğun bir şekilde hazırlandığı ve belirgin bir sağlık sorunu görülmemekle birlikte yorgunluk ve fazla kilo gibi belirtilerin ortaya çıktığı anlaşılmıştır” denildi. 

ÇELİŞKİLİ İFADELER
Çeşitli anlatımlar nedeniyle 17 Nisan 1993 tarihinde Özal’ın spor yapıp yapmadığı ile neden ve nasıl rahatsızlandığının kesin olarak ortaya konulamadığının belirtildiği raporda, Cumhurbaşkanı’nın nasıl rahatsızlandığı hususunun bilinmesinin ölüm sebebinin belirlenmesi açısından önem arz ettiği ifade edilerek çelişkili ifadelere dikkat çekildi: 

“Semra Özal'ın, Cumhurbaşkanı'nın 16 Nisan akşamı Köşk'te yemek yemediğini beyan etmesine karşılık, garson Ayhan Yahyalı'nın akşam yemeğinin menüsünü verecek şekilde yemek yediğini belirtmesi. Semra Özal'ın merhumla birlikte saat 24.00 sıralarında istirahata çekildiklerini söylediği halde garson Mustafa Arslan'ın saat 03.30-04.00 sıralarında merhum Cumhurbaşkanının halen bilgisayarında çalıştığını beyan etmesi. Prof. Dr. Hilmi Özkutlu ve eşi Prof. Dr. Süheyla Özkutlu'nun Sayın Semra Özal'ın 16 Nisan 1993 Cuma gecesi saat 23.30-24.00 sıralarında tansiyon yükselmesi şikayetiyle rahatsızlandığını ve müdahale ettiklerini belirtmelerine rağmen, Semra Özal'ın böyle bir olayı hatırlamadığını hatta Prof. Dr. Süheyla Özkutlu'yu hiç görmediğini ve tanımadığını ifade etmesi. 

GATA nöbetçi subayı Dr. Mustafa Sarsılmaz'ın, 17 Nisan 1993 tarihinde nöbeti devraldığı saat 09.00 sıralarında GATA Komutanı Prof. Dr. Ömer Yılmaz Şarlak veya emir subayının Merhum Cumhurbaşkanı'nın sağlık kontrolü yaptırmak amacıyla GATA'ya geleceğini kendisine söylemesine karşılık, Prof. Dr. Ömer Yılmaz Şarlak ve emir subayının beyanlarında bu hususu teyit etmemesi. Özal’ın sabah ne şekilde rahatsızlandığına ilişkin farklı açıklamaların (spor yaparken/spor sonrası/aniden düşme/yatakta/yataktan kalkarken) yapılması. 16 Nisan akşamı ve 17 Nisan 1993 sabahı Köşk'te kimlerin bulunduğuna ilişkin değişik beyanların olması. Merhum Cumhurbaşkanı'nın rahatsızlanmasından hemen sonra bu süreci yaşayan görgü tanıklarından bazılarının Köşk'te iken öldüğü yönünde beyanda bulunmasına karşın, bir kısım beyan sahibinin ise henüz yaşam belirtilerinin sona ermediği yönünde ifadelerinin olması.” (ANKA)