Deklanşörle tarih yazdı!

Tabaklara ters çevrilmiş kristal bardaklar, mermer kül tablaları, mikrofonlar ve uzayıp giden kabloları arasında cam üzerine yazılmış bir yazı var; 'Başbakan'.
Haber: CELAL BAŞLANGIÇ / Arşivi

Tabaklara ters çevrilmiş kristal bardaklar, mermer kül tablaları, mikrofonlar ve uzayıp giden kabloları arasında cam üzerine yazılmış bir yazı var; 'Başbakan'.
Bu görüntü Bakanlar Kurulu odasındaki dev masadan çekilmiş. Ama ne Başbakan var yerinde ne de Bakanlar Kurulu üyeleri. Masa bomboş. Fotoğrafın yanına bir not düşülmüş: "Başkent Ankara'da, Başbakanlık binasının birinci katında, her iki taraftan girişi olan beyaz mermer taşlı uzun bir koridor vardır. Bu koridora açılan küçük kapıdan girilince uzun ve dar bir odaya varılır. Burası Bakanlar Kurulu odasıdır. Cumhuriyet döneminin ilk yıllarından bugüne kadar Türk milletine ait kararlar bu odadaki uzun masada alınmıştır. Her dönemde bu masanın çevresinde başbakanlar, bakanlar oturmuşlardır. Vatandaşların büyük çoğunluğu bu odayı hiç görmemiştir. Ama herkes bilir ki, bu uzun oda ve masa hiç kimsenin değil, Türk milletinindir."
Kitabın manası 'boş masa'da
Kitabın hem başında, hem de sonunda aynı fotoğraf ve aynı not var. Gözlerinin içi parıldayarak "Kitabın bütün manası burada" diyor Ara Güler. Galatasaray'daki Ara Kafe'de, karşılıklı oturuyoruz Ara Usta'yla. Aramızda küçük bir masa, üzerinde de son kitabı 'Bir Dönemin Hikâyesi/Beyaz Güvercinli Adam' var.
Kitapta Bülent Ecevit'i ve Türkiye'nin yaşadığı bir süreci tam 50 yıl öncesinden çekmeye başladığı fotoğraflarla 1980'e kadar anlatmış Ara Güler. Karşılıklı tek tek çeviriyoruz kitabın sayfalarını. Eski Ahit'ten bir alıntıyla giriş yapmış kitabına.
"Nuh Peygamber, sular durgunlaşınca gemiden ilk beyaz güvercini saldı. Fakat güvercin konacak yer bulamayıp geri geldi. Altıncı gün yeniden bir beyaz güvercin gönderdi, bu sefer güvercin ağzında bir defne dalı ile geri geldi. Son gün gönderilen güvercin bir daha geri gelmedi, çünkü büyük tufanın suları artık çekilmişti."
İlk fotoğraflar Karanfil Sokak'taki CHP Genel Merkezi'nden. İsmet İnönü Genel Başkanlık, Ecevit, Genel Sekreterlik koltuğunda oturuyor. Birinin tarihi 1957, diğerinin 1966. "Ne zaman Ankara'ya gitsem, mutlaka CHP Genel Merkezi'ne uğrar, kim varsa birkaç kare fotoğraf çekerdim" diyor Ara Güler, "Ben zaten Halk Partiliyim. Ama bir gün bu çektiklerimin böyle bir kitap olacağını hiç düşünmedim. Bunları 5 bin kare arasından seçtim. Yalnız Meclis'ten 1000 kare fotoğraf vardı."
Sadece Ecevit'i değil, Türkiye'nin 50'li, 60'lı, 70'li yıllarını, olaylarını anlatan fotoğraflar akıp gidiyor. Sokakları kuşatan tanklar, Demokrat Parti'ye karşı gösteriler, 27 Mayıs Darbesi... Derken 1968'li yıllara dayanıyor fotoğraflar.
Pembe Köşk'te İnönü ile Ecevit yan yana. Arka arkaya akıyor fotoğraflar, Mevhibe İnönü ile Rahşan Ecevit de giriyor Pembe Köşk'te çekilen karelerin içine.
Burada da yine bir not düşmüş Ara Güler. "Bir gün zamanın Cumhuriyet Halk Partisi Genel Sekreteri Bülent Ecevit hem Paşa'nın özel fotoğraflarını çekmem, hem de ünlü İngiliz tarihçisi Arnold Toynbee'nin ziyaretini resimlemem için beni Pembe Köşk'e götürdü. 1968'in ilk aylarında bir pazar günüydü. Osman Okyar tercümanlık yapıyor, Mete Akyol ses kaydediyor, ben fotoğraf çekiyordum."
Burada durup, Ecevit'i Ankara'daki Rüzgârlı Sokak'ta, gazetecilikten tanıdığını anlatıyordu: "Buralara herkes giremezdi. Ben rahat girerdim. İsmet Paşa da beni, Hüseyin Ezer'i, bir de Fikret Otyam'ı çok severdi."
Ecevitlerin; 1968'de Bahçelievler'deki, 1969'daki Kavaklıdere'deki evlerindedir Ara Güler objektifiyle. Ecevit'in 74, 77 seçim kampanyaları, başbakanlığı, Kıbrıs Harekâtı, Türkiye'nin çatışmalı günleri; patlayan bombalar, 1 Mayıs katliamı, mitinglere saldırılar, seçim otobüsünün taşlanması...
Ara Güler bir objektifin ardından bütün bu süreçleri kare kare ölümsüzleştirmiş. Kitabın içindeki fotoğrafların büyük bir bölümü ilk kez gün yüzüne çıkıyor. Ecevit'in, 1977 seçimleri sonrası ikinci başbakanlığına giden sürecin tarihsel arka planında yer alan görüntülerin içinde en çarpıcı olanlardan biri 1 Mayıs katliamına ilişkin olanı. Bu bölümde Ara Güler'inkiler dışında başka bir imza dikkati çekiyor; Marc İzikowitz.
"Bu Marc İsveçli. Almanya'da oturuyor. Essen Üniversitesi'nde fotoğrafçılık dersleri veriyor. İstanbul'a bana gelmiş, Kapadokya'ya gidecek. O gün de 1 Mayıs. 'Gel benimle' dedim, bugünkü The Marmara Oteli'nin köşesine bıraktım. Cumhuriyet'e fotoğraf çekiyorum. Gazeteden 'Fotoğrafları getir' dediler, ben de daha gösterinin bitmediğini, araba gönderip filmleri almaları gerektiğini söyledim. Araç geldi, filmleri gönderdim gazeteye, tam geri dönüyorum kıyamet koptu. Hem fotoğraf çekiyorum, hem de Marc'ı köşesine bıraktığım otele doğru koşuyorum. Bir polis 'Yere yat, gebereceksin!' diye bağırdı. İçerde Marc, 'Bütün ölenleri çektim' diye otelin yanından inen yokuşu gösterdi. Cesetler vardı. Otelin dev camları kırılmış, giyotin gibi olmuş. Onların üzerinden bastım deklanşöre. "
Ara Güler'in bu son çalışması fotoğrafçılıktan gazeteciliğe, belgeselcilikten sinemaya kadar benzeri konuların ucundan kıyısından geçen herkese derslerle dolu.
Film montajı gibi bir mizansen
Ecevit'le ilgili çalışmaya 70'li yıllarda başlamış. Hatta fotoğraflarının yanına yazdığı notları Ecevit kendi eliyle düzeltmiş. Ama Güler "O zaman basılsaydı kötü bir şey olacaktı. Çünkü o dönemin baskı tekniğiyle bu fotoğrafları bu kadar güzel basmak olanaksızdı. Gerçi ölmeseydi belki de hiç yapmazdım bu çalışmayı" diyor "Mizanpajını da ben yaptım bu çalışmanın. Bu tür çalışmalar sinema gibi montajı yapılmalıdır. Vaziyeti anlatmalı, diyeceğini demeli, sonra da bitmeli. Fotoğrafların dizilişi bir devri anlatmalı. Yoksa fotoğrafları arka arkaya koyarsanız sadece albüm olur o."
Kitaba bakınca "Ben büyük bir birikimin sadece küçük bir parçasıyım" diye bir ses duyuyor insan. Güler'in 1950 yılında Yeni İstanbul gazetesinde 'foto muhabiri' olarak başlayan serüveni, dünyanın en ünlü gazete ve dergilerinin temsilciliklerine, en ünlü ajanslarının üyeliğine, dünyanın en ünlü insanlarıyla röportajlara, sayısız ödüllere, sergilere, kitaplara uzanıyor. Son kitabının son sayfasını kapatırken gülümsüyor: "Gazeteciliğin sembolü fotoğraf makinesidir. En güzel tarihi foto muhabiri yazar."
Hayatın bu alanına yakın duranların çıkaracakları çok ders var Ara Güler'in son çalışması 'Beyaz Güvercinli Adam'dan. Ancak, önümüzde cumhurbaşkanlığı seçimi ve genel seçimler var. Bu kitabın ilk ve son sayfasında aynı fotoğrafı kullanarak o koltukların kimseye kalmadığını da bir güzel anlatmış Ara Güler. Yani Cumhurbaşkanı da seçilseniz, genel seçimler sonrası Başbakan da olsanız eninde sonunda o koltukların boş halini, yeni gelecek bir başkasını bekleyişini çekecek bir Güler çıkacaktır.