Deniz Gezmiş ve arkadaşları anılıyor

Deniz Gezmiş ve arkadaşları anılıyor
Deniz Gezmiş ve arkadaşları anılıyor
Deniz Gezmiş ve arkadaşları Hüseyin İnan ile Yusuf Aslan idam edilişlerinin 37'nci yıldönümünde mezarları başında anıldı

 

 

ANMA TÖRENİNDEN FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYIN


AVNİ ÖZGÜREL'İN 'İBRAHİM KAYPAKKAYA' YAZISI İÇİN TIKLAYINIZ

 



Ankara Karşıyaka Mezarlığı'ndaki anma törenine Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan'ın avukatı Halit Çelenk ile birçok sivil toplum örgütü üyesi ve yaklaşık 1500 kişi katıldı.

Anma törenine katılanlar Deniz Gezmiş ile arkadaşlarının mezarına çiçekler ile yaktıkları sigaraları bırakıp, mum yaktı. Burada çeşitli pankartlar açan katılımcılar, sloganlar attı.
Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan'ın avukatı Halit Çelenk, 37 yıl önceki idamların Anayasa ve yasalara aykırı yapıldığını idam kararının ‘işlenen suç’ değil ‘sahip olunan düşünce’ nedeniyle verildiğini belirterek, şöyle dedi:
“Gezmiş, Aslan ve İnan'ın eylemlerinden değil, düşünce ve dünya görüşlerinden ötürü idam edildi. Denizler'in işledikleri suçlardan değil ama düşüncelerinden dolayı idam edildikleri apaçık ortada.”
Deniz Gezmiş ve arkadaşlarına verilen ilk kararda idam cezasının bulunmadığını kaydeden Çelenk ancak, Askeri Yargıtay Başsavcılığı'nın bu kararı bozarak idam cezası istediğini ve böylelikle idam kararının çıktığını savundu. İnfazlardan önce Deniz Gezmiş'in kendisine “Ağabey, o gece bizi yalnız bırakmayın, yanımızda olun, yanınıza bir arkadaş daha alırsanız iyi olur. Bizim tanığımız olun, bizlerin korkmadan nasıl büyük bir yüreklilikle sehpaya gideceğimizi görün. İleride kimi karanlık güçlerin yazabileceği yalan yanlış şeyleri yanıtlar ve düzeltirsiniz” dediğini belirten Çelenk, şöyle devam etti:
“Deniz bu sözleri o kadar içten, o kadar yürekten söylemişti ki bugün hala kulağımdadır. Avukat Mükerrem Erdoğan'la o gece infazlarda bulunduk. 37 yıldan beri her 6 Mayıs'ta bu sözlere uyarak mezarları başında konuşmalar yaptım. Onların o kararlı ve cesurca ölüme gidişlerini karalamak, o olağanüstü direnişlerine gölge düşürmek isteyen tüm ‘karanlık güçlere’ karşı, tanıklık ettiğim gerçeği anlatarak mücadele ettim.”

DTP BAYRAĞI GERGİNLİĞİ
Bu arada anma törenine çok sayıda sivil toplum örgütünün yanı sıra bazı sivil partiler de katıldı. Anma törenine katılan DTP'lilerin Deniz Gezmiş'in mezarının başına astığı parti bayrağı gerginliğe neden oldu.

Konuşmaların ardından anma törenine katılan gruplar marşlar söyleyip sloganlar atarak Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının mezarlarına kadar yürüdü. Burada saygı duruşunda bulunup, andlar içen grup mezarlara karanfil ve yaktıkları sigaraları bıraktı.


ÇELENK: SUÇLARI DEĞİL DÜŞÜNCELERİ İÇİN ASILDILAR

Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın avukatı Halit Çelenk, 37 yıl önce gerçekleşen idamların Anayasa ve yasalara aykırı olarak gerçekleştirildiğini, idam kararının işlenen “suç" değil “sahip olunan düşünce” nedeniyle verildiğini savundu. Halit Çelenk, “Toplum düzenini eleştirmek, onun şu ya da bu amaçla değiştirilmesini düşünmek ve amaçlamak da kişinin temel hakları arasındadır. İnsanı hayvandan ayıran, düşünebilmektir” dedi.
Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın idam edilişlerinin 37’nci yıl dönümü dolayısıyla anma töreni düzenlendi. Gezmiş, İnan ve Aslan’ın avukatı Halit Çelenk burada yaptığı konuşmada, 12 Mart dönemindeki davaya ilişkin açıklamalarda bulundu. İnfazlardan önce Deniz Gezmiş’in kendisine “Ağabey, o gece bizi yalnız bırakmayın, beraber olun, yanınıza bir arkadaş daha alırsanız iyi olur. Bizim tanığımız olun, bizlerin korkmadan nasıl büyük bir yüreklilikle sehpaya gideceğimizi görün. İleride kimi karanlık güçlerin yazabileceği yalan yanlış şeyleri yanıtlar ve düzeltirsiniz” dediğini hatırlatan Çelenk şöyle devam etti:
“Deniz bu sözleri o kadar içten, o kadar yürekten söylemişti ki bugün hala kulağımdadır. Avukat Mükerrem Erdoğan’la o gece infazlarda bulunduk. 37 yıldan beri her 6 Mayıs’ta bu sözlere uyarak mezarları başında konuşmalar yaptım. Ve onların o kararlı ve cesurca ölüme gidişlerini karalamak, o olağanüstü direnişlerine gölge düşürmek isteyen tüm ‘karanlık güçlere’ karşı, tanıklık ettiğim gerçeği anlatarak mücadele ettim.ö
Gezmiş, Aslan ve İnan’ın eylemlerinden değil, düşüncelerinden ve dünya görüşlerinden ötürü idam edildiklerini savunan Çelenk, o günlerde sıkıyönetim ilan edildiğini, sıkıyönetim mahkemeleri kurulduğunu hatırlatarak şunları söyledi:

"İLK KARARDA İDAM YOKTU"
“Deniz’in başkanı olduğu THKO üyelerinden kimilerinin dosyası hükme bağlanmış, örgütün mahkum olan sanıklarının isteğiyle Askeri Yargıtay’a gönderilmişti. Yargıtay’a gönderilen davalara bakan hakimler sanıklara adam kaçırma ve benzeri suçlardan ötürü hapis cezaları vermişlerdi.
Bu mahkemeler şu gerekçeye dayanıyorlardı. Bu olaylardan bir buçuk yıl önce, TBMM, o dönemde adam kaçırma, banka soyma ve benzeri suçların arttığı, yasadaki hapis cezalarının yeterli olmaktan çıktığı, bu nedenle Türk Ceza Kanunu’ndaki cezaların arttırılması gerekçesiyle hapis cezasını arttıran bir yasa değişikliği kabul etmişti.
Resmi gazetede yayınlanan 1490 sayılı bu kanunda hapis cezaları artmış ama idam cezasına hiç yer verilmemiştir. İşte kararları Askeri Yargıtay’a giden sanıklara, hakimler, bu yasa değişikliği nedeniyle, hapis cezaları vermiş, bu cezaları arttırmış ama TBMM’de yapılan değişiklikte idam cezası yer almadığından ölüm cezası vermemişlerdir. Bu cezalar 1490 sayılı yasaya uygun hükümlerdi ve mahkeme doğru karar vermişti. Eğer hakimler sanıklara ölüm cezası verseydiler bu yasaya ve yasa koyucunun amacına aykırı olacaktı.”
Bunlar yaşanırken Askeri Yargıtay Başsavcılığı’nın sanıklara idam cezası verilmesi gerektiği mütalaasıyla kararın bozulmasını istediğini, ayrıca 1971 yılında Askeri Yargıtay’a incelenmek üzere yollanan bir dosya ile ilgili olarak, Genelkurmay Başkanlığı’na yazı yazıp bu yolda talimat verdiğini belirten Çelenk şöyle devam etti:
“Bu yazıda ‘Marksist felsefe ışığında milli demokratik devrimi gerçekleştirmek üzere silahlı eylemlere girişmek ve bu suretle Amerikan emperyalizmi ve onun yerli işbirlikçilerini bertaraf ederek tam bağımsız ve gerçekten demokratik Türkiye’yi kurmak’ amacına yönelik eylemlere ceza yasasının 146. maddesinin uygulanması gerektiği bildirilmiş ve sıkıyönetim komutanlıklarına ve askeri savcılıklara bu yolda emir verilmesi talep edilmiştir. Genelkurmay Başkanlığı’nın, Askeri Yargıtay Başsavcısı Tümamiral Fahri Çöker’in bu yazısını ekleyerek, 16/7/1971 gün ve Adli Müşavirliğin 7130-71/1570 sayılı bir yazı ile Sıkıyönetim komutanlıklarına ve askeri savcılıklara bu tür olaylarda T.C.Y’ nin 146. maddesinin uygulanması gerektiğini bildirdiğini görüyoruz. Oysa, 1961 Anayasa’sının 132. maddesi ‘Hiçbir organ, makam veya kişi yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz’ demekteydi.”

"CEZA YASAYA DEĞİL SANIKLARIN DÜŞÜNCELERE GÖRE SAPTANDI"
Gezmiş, İnan ve Aslan’ın davasında bir başka önemli noktanın da “suçun cezasının yasada gösterilen maddelere göre değil ama sanıkların düşüncelerine göre saptanmasıö olduğunu belirten Çelenk, “Marksist değilseniz ve Milli Demokratik Devrim düşüncesini savunmamaktaysanız yasada gösterilen ve cezası hiçbir suretle idam olmayan maddelere göre yargılanırsınız. Ama Marksist düşünceye sahipseniz ve MDD’yi benimsemişseniz, suçunuz uysun ya da uymasın, idamla yargılanırsınız. Denizlerin işledikleri suçlardan değil ama düşüncelerinden dolayı idam edildikleri apaçık ortada değil mi?ö diye sordu.
Askeri Yargıtay Başsavcılığı’nın Milli Demokratik Devrim vurgusu ve Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının "?Milli Demokratik Devrimi gerçekleştirmek üzere silahlı eylemlere giriştik"leri ve böylece "Amerikan emperyalizmi ve onun yerli işbirlikçilerini bertaraf ederek tam bağımsız ve gerçekten demokratik Türkiye’yi kurmak" istemelerini vurguladığına dikkat çeken Çelenk, “Çünkü Deniz ve arkadaşlarının MDD stratejisini de içeren icra hareketlerinde bulunduklarına ilişkin bir kanıt yoktur. Sanıkların bu konudaki düşünceleri düşünce olarak kalmış, eyleme dönüşmemiştir” dedi.

"İNSANI HAYVANDAN AYIRAN ŞEY DÜŞÜNMEK"
Sıkıyönetim komutanlığının bir bildirisinde "?..Sıkıyönetim mahkemelerindeki davaların karar safhasına geldiği ve infaz işlemlerinin başlamak üzere olduğu bugünlerde?" demek suretiyle henüz karar verilmemiş idam kararlarını halka açıklamakta beis görmediğini de hatırlatan Halit Çelenk şöyle dedi:
“Düşünce özgürlüğü, özgürlüklerin anasıdır. Bir düşünceye sahip olma, toplumsal düzen üzerine herhangi bir inancı benimseme, bu tür bir inanca bağlı olma, ‘düşünce özgürlüğü’ sınırlarına girer ve Anayasal bir haktır. Toplum düzenini eleştirmek, onun şu ya da bu amaçla değiştirilmesini düşünmek ve amaçlamak da kişinin temel hakları arasındadır. İnsanı hayvandan ayıran, düşünebilmektir.”

YILLAR SONRA DGM’DE ASKERİ HAKİMLERİN KALDIRILMASI GEREKÇESİ
Halit Çelenk yargılamaların doğal mahkeme tarafından değil bir tür “kurul" tarafından yapıldığını da savunurken, bunun o dönem yürürlükteki 61 Anayasası’na aykırı olduğunu da anlattı. Çelenk, “Mahkemelere ilişkin bir başka itirazımız ise, Deniz, Yusuf ve Hüseyin’in yargılandıkları askeri mahkemenin bağımsızlığının bulunmamasıydı.1961 Anayasasında hakimlerin bağımsızlığından söz edilmektedir. Denizler doğal mahkemelerde yani sivil bir mahkemede ve bağımsız mahkemelerde yargılansalardı, idam kararı çıkmayacaktı.
Daha sonraları, bilindiği gibi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bir mahkemenin kuruluşunda tek bir asker hakimin bulunması halinde bile o mahkemenin bağımsızlığından söz edilemeyeceğine karar verdi ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti AİHM kararına uyarak DGM’lerdeki asker üyeleri görevden aldı ve yerlerine sivil hakimler görevlendirdi. Her ne kadar bu karar bizim davamızdan sonra verilmişse de bizim o dönemde yaptığımız itirazın ne kadar haklı olduğunu gün ışığına çıkarmıştır” diye konuştu.