Dink'e 301'inci maddenin yapamadığını üç kurşun yaptı

Telefonun diğer ucunda meçhul bir ses vardı. Ne konuştuğu şimdilik bilinmiyor ama söyledikleri şapkasını yanından hiç ayırmayan AGOS Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'i, şapkasız alelacele sokağa çıkartabilmişti.

İSTANBUL - Telefonun diğer ucunda meçhul bir ses vardı. Ne konuştuğu şimdilik bilinmiyor ama söyledikleri şapkasını yanından hiç ayırmayan AGOS Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'i, şapkasız alelacele sokağa çıkartabilmişti. Ve Dink, sokağa adım atar atmaz üç kurşunla vuruldu. Namlunun ucunu tutan saldırgan, 'Ermeni'yi öldürdüm!' diye bağırıyordu. Herkes şimdi şu soruyu soruyor: Telefonu açan kişi ile Dink'i öldüren kişi aynı mı?
Sebat Apartmanı'nın ikinci katındaki, bir gazete bürosundan çok, her köşesine sinen mum kokusu ile, bir ibadet yerini andıran AGOS gazetesi, düne her zaman gibi koşuşturmayla başladı. Büro, Osmanbey kalabalığına, trafiğe, gürültüye ve milliyetçi protestolara hayli alışkındı.
Gazete içinde çıkan yeni sayının tazeliği ve bir sonrakinin hazırlığı vardı. Tek değişiklik, kendini Ankara Üniversitesi (AÜ) öğrencisi diye tanıtan, hafif sakallı, genç görünümlü bir kişinin ziyaretiydi. Bu kişi büroya geldi, sektereterlere Hrant Dink ile görüşmek istediğini söyledi. Sekreterler randevusu olmayan bu kişiye olumsuz yanıt verdi. Ama ısrarcıydı. Randevu alabilmek için Dink'in kullanmayı pek de sevmediği cep telefonu numarasını almayı başardı.


Büyütmek için tıklayınız

Dink ve yayın kurulu, toplantı halindeydi. Yeni sayıda neler yapılabileceğini ve gündemi tartıştılar. Dink'in o sırada meçhul ziyaretçiden haberi yoktu. Toplantı bittikten sonra herkes işinin başına, Dink de o mum kokulu, tarihi tabloların asılı olduğu, cilt cilt kitapların bulunduğu odasına geçti. Saat 14.50'yi geçiyordu ki, gazete çalışanlarına göre, Dink'e bir telefon geldi. Dink, bu konuşmanın ardından, bir şey söylemeden, bürodan ayrıldı.
O kadar çabuk inmişti ki cep telefonunu, montunu ve yanından ayırmadığı şapkasını büroda bırakmıştı. Yayın kurulu üyesi Sarkis Seropyan, Dink'in aşağı inmesinden birkaç dakika sonra silah sesleri duydu. Silah sesleri AGOS gazetesi bürosunda da yankılanıyordu. Herkes balkona çıktı. Ve bir çığlık koptu.
Kalabalık caddede onlarca bakış, kurşunların sesini duyup, o yana bakmıştı. AGOS'un tam karşısında bulunan Selamet Han içindeki Engin Fotoğrafçılık'ın sahibi Emin Engin de görgü şahitlerinden biriydi. Dink yerde yatarken yanı başında elinde silah olan bir genç duruyordu. Başında beyaz beresini gördü, yüzünü ise göremeyecek kadar uzaktı. Silahlı elini havaya kaldırdığını gördü, "Ermeni'yi öldürdüm" diye bağırdığını duydu.
Oradaki bir kadın çığlık atmıştı. Saldırgan ona dönüp, "Sus" diye bağırdı ve birkaç adım uzaktaki Şafak Sokak'a doğru koşup gözden kayboldu.
Katilin bağırdığı kadının adı Esma'ydı. 50 metre uzaktaki bir markette çalışıyordu. Bankaya para yatırmaya giderken katilin itmesiyle sendeledi. Katilin silahını çıkarıp tetiğe bastığını an an gördü. Dink yerde yatarken sadece, "Yapma oğlum, dur" diyebildi. Katil kaçarken arkasından, "Tutun, kaçıyor" diye bağırdı.
Kot montlu, sakallı, 20'li yaşlarda
Kadının çığlığını duyanlardan biri katilin kaçtığı Şafak Sokak'taki Şafak Büfe'de çalışan 17 yaşındaki İlker Öksüz'dü. Kurşun sesleri ve kadının "Yakalayın" yakarışlarının geldiği yere baktığında katili gördü. Elinde silah vardı, kirli sakallıydı. Yanından koşup gitti. Eşkalini anlattı: "1.80 boylarında vardı. Beyaz bere takmıştı. Kot montu vardı. Kirli sakallıydı. 20 yaşlarındaydı. Hiç paniğe kapılmamış gibi görünüyordu."
O anlatırken döner ustası Emin Karakoç, lafa karıştı. "Ben de gördüm, çok hızlı koşuyordu.
Elinde silah tutan adam tutulur mu? Ben tutmam" diyerek çaresiz kaldığını anlatıyordu. Onlar katilin arkasından bakarken sokağın sonunda kumaşçıda çalışan bir genç de katile bakıyordu. Nişantaşı'nda kapkaç yapanlar, hep bu sokaktan kaçardı. Ama bu kez koşan kişi, ters yöne, Nişantaşı'na doğru döndü. Sokağı dönünce beyaz bere ve beyaz atkısı olan adamın yavaşladığını gördü. İsminin açıklanmasını istemeyen genç, "Çok soğukkanlıydı. Bizim Süleyman Nazif Sokağı dönünce yavaşladı. Esmer ve kirli sakallıydı. Hiç panik ifadesi yoktu. Bereyi çıkartıp, beyaz atkısının arasından göğsüne soktu. Üstünü düzeltti. Hızlı adımlarla Rumeli Caddesi'ne çıktı, kalabalığın içinde kayboldu. Ben kapkaçcı sandım. Peşinden koşan olup olmadığını anlamak için sokağa baktım. O sırada bir kadın, 'Adam öldürdüler' diye bağırıyordu. Tek başınaydı."
O sırada sokakta kan, AGOS gazetesinde çığlıklar vardı. Dink, Sebat Apartmanı'nın yanındaki Filiz Optik'in giriş kapısının önünde boylu boyunca yerde yatıyordu. Kafasından sızan kan kaldırıma yayılmıştı. Polisler geldi, yol trafiğe kapatıldı ve apartmanın önünde güvenlik çemberi kuruldu. Çemberin içindeki Olay Yeri İnceleme Ekipleri, üç boş 7.65 milimetrelik kovan buldu. Kovan üzerinde yapılan balistik incelemede, cinayette kullanılan tabancanın yüzde 70 olasılıkla Baretta olabileceği kanısına varıldı.
Polisler Şafak Sokak'taki çöpleri de tek tek incelendi. Olay yerinde MOBESE kameraları yoktu. Çevredeki işyerlerinde bulunan diğer kameralar incelenmek üzere alındı. Saldırgan bu kameralardan birine yakalanmıştı. Açık renkli ceketli, siyah saçlı saldırgan, caddeden koşarak kaçıyordu. Bu arada, polisler AGOS Gazetesi çalışanlarının ifadesine başvurdu, e-posta yoluyla tehdit aldığı Dink'in bilgisayarındaki e-postalar kopyalandı. Dink'in cep telefonu kaybolmasın diye saklanmıştı. Büroya gelen avukatlar telefonu tutanak tutarak polise teslim etti.
Taksim'de gözaltına alınan iki kişi ise sorgularının ardından serbest bırakıldı.