Dink'in peşine 301'le düştüler

Hrant Dink, Şişli Adliyesi'nin koridorlarında duruşma salonuna doğru ilerliyor. Salona varmadan kesiyorlar yolunu. Küfürler, tehditler havada uçuşuyor. Kimi 'hain' diyor, kimi 'alçak'. Dink'e tükürmeye çalışanlar etraftan tebrik bekliyor.

İSTANBUL - Hrant Dink, Şişli Adliyesi'nin koridorlarında duruşma salonuna doğru ilerliyor. Salona varmadan kesiyorlar yolunu. Küfürler, tehditler havada uçuşuyor. Kimi 'hain' diyor, kimi 'alçak'. Dink'e tükürmeye çalışanlar etraftan tebrik bekliyor. İçlerinden biri Dink'i çağırıyor, "Gel de temiz Türk kanını gör..." Güç bela girebildiği mahkeme salonunda söz almak istiyor. Bu kez karşısında kendine 'ulusalcı' diyen avukatlar var. "Sus, yeter artık. Sürekli konuşuyorsun..."
Konuştuğu, yazdığı için adliyeden çıkamıyordu Dink. 2002 yılıydı. 'Şanlıurfa'da Küresel Güvenlik, Terör ve İnsan Hakları, Çok Kültürlülük, Azınlıklar ve İnsan Hakları' konulu panelde yaptığı konuşmayı Şanlıurfa Savcılığı soruşturma konusu yaptı. 'Türklüğü alenen tahkir ve tezyif etmek'ten bir ile üç yıl arasında hapis cezasına çarptırılması istendi. Yargılandı. Beş yılın ardından beraat etti. Bu son dava olmayacaktı. O kalem oynattıkça, savcılar da pembe soruşturma dosyasını açacaktı.
Bilirkişi 'suç yok' dedi ama..
Şubat 2004'te Genel Yayın Yönetmenliği'ni yaptığı AGOS Gazetesi'nde 'Ermeni Kimliği Üzerine' başlıklı yazı dizisini hazırladı. Şişli Cumhuriyet Savcılığı dizinin 'Ermenistan'la Tanışmak' başlıklı sekizinci bölümünde 'Türklüğün neşren tahkir ve tezyif edildiği' gerekçesiyle Dink ve gazetenin Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Karin Karakaşlı'ya dava açtı. Üçer yıla kadar hapis cezası istendi. Mahkemeye gönderilen bilirkişi raporu cezaya gerek olmadığı yönündeydi: "Hrant Dink tarafından yazılan yazının tam olarak anlaşılabilmesi için yazının parçası olduğu dizi tümüyle incelenmelidir. ... Yazıda yer alan ifadelerin 'Türklüğü tahkir ve tezyif' suçunun tipik eylem unsurunu oluşturmadığı, ayrıca eylemde suçun oluşumu için gerekli olan özel kastın anlaşılmıştır."
Ermenileri eleştirdim
Dink de savunmasında Türklüğe hakaret iddialarını reddediyordu: "Yazımda Ermenilerin Türklere duyduğu öfkenin yersiz olduğunu, tüm dünyada Ermenilerin Türklerin soykırımı yaptığının kabul edilmesi çalışmaları yerine Ermeni kanında bulunan Türk korkusunun silinmesi ve atılması, yerine Ermenistan'la ilişki kurmak gerektiğini belirttim..."
Bu savunmaya ve bilirkişi raporuna karşın Şişli 2. Asliye Ceza Mahkemesi 7 Ekim 2005'te Dink'i altı ay hapse mahkûm etti. Mahkemeye göre yazı 'düşünceyi açıklama' olarak değerlendirilemezdi. Hâkim Metin Aydın, Dink'in sabıkasız olduğunu ve ileride suç işlemeyeceğini dikkate alarak altı aylık cezayı erteledi.
'Ceza alırsam giderim'
Karar tepkiyle karşılandı. Düşünceyi açıklamanın cezası altı ay hapis olamazdı. Dink de tepkiliydi. Yargıtay onarsa bu ülkeden çekip gideceğini söylüyordu:
"Eğer Yargıtay ve sonra AİHM aleyhime karar verirse bu ülkeden çeker giderim. Bu ceza isterse altı gün, isterse altı yıl olsun, fark etmez. Bu ceza beni utandırır. Bu benim için işkencedir. Ben bu ülkede Türklerle birlikte yaşıyorum. Onların yüzüne utanmadan bakabilmeliyim. Bu ülkede neyin, nerede ve ne zaman olacağı hâlâ sürprizlere gebe. Ermeni konferansını engelleyen bir mahkeme şimdi niye benim aleyhime ceza vermesin? Artık yargı denilen mekanizmanın ne kadar hukuki ve siyasi olduğunu tartışmalıyız. Bu süreç bundan sonraki ifade özgürlüğümü bloke etmeye yönelik. Hayır, ben bundan sonra da konuşacak, yazacağım."
Yargıtay Başsavcılığı itiraz etti
Dava Yargıtay'a gitti. Başsavcılık kararın bozulmasını istedi. Dink, yazısında Türklüğe hakaret etmiyor, Ermeni diasporasını eleştiriyordu. Buna karşın Yargıtay 9. Ceza Dairesi, altı aylık hapis cezasını 6 Haziran 2006'da onadı. Yargıtay'ın da gerekçesi vardı: "Yazıdaki 'Türk'ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan, Ermeni'nin Ermenistan ile kuracağı asil damarında mevcuttur' ibaresinin 'Türklüğü tahkir ve tezyif edici' nitelikte olduğuna kuşku yoktur."
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı dairenin bu kararına da itiraz etti. Bunun üzerine dava 11 Temmuz 2006'da Yargıtay Ceza Genel Kurulu'na gitti. Genel kurul itirazı reddetti ve karar kesinleşti. Ceza ertelendiği için Dink hapse girmeyecekti. Ancak erteleme süresi beş yıl geçerli olduğundan hapis tehdidi altında olacaktı. Öyle de oldu.
Daha bu davanın yargılama süreci sürerken AGOS'ta yayımlanan 'Bu ceza maddesiyle mi demokrasi sağlanacak?' başlıklı yazı, 'Dink'e her kesimden geniş destek yağıyor' şeklindeki ifade, Aydın Engin'in yazdığı 'Yargıya dokunmak gerek' başlıklı köşe yazısı Dink'i yine mahkemelik etti. Davacılar tanıdıktı. Kendisini 'ulusalcı avukat' olarak tanıtan Kemal Kerinçsiz'le birlikte on kişi iddianamede 'ihbarcı' olarak geçiyordu. Dink, davada gazetenin sorumlu yazıişleri müdürü oğlu Arat, sorumlu müdür Serkis Seropyan ve gazeteci Aydın Engin'le birlikte yargılanacaktı. Sanıkların 'adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs'ten 4,5 yıla kadar hapsi istendi.
İlk duruşma için 16 Mayıs 2006'ya gün verilmişti. Duruşma günü geldiğinde adliyenin önünde tanıdık simalar, ellerinde tanıdık bir pankart vardı: 'Misyoner çocuğu Hrant, Türk Ermenilerinin huzurunu bozma. Hrant yediğin ekmeğe ihanet etme.'
Veli Küçük de müdahil olmuştu
Yargılamanın yapılacağı salona giderken yargısız infaz yapanlar sahnedeydi. 'Hain', 'alçak' diye bağıranlar, Dink'e tükürmeye çalışanlar, 'Gel de temiz Türk kanını gör' diye tehdit savuranlar koridordaydı. Salonda hâkime uzatılan şikâyetçi dilekçelerinden biri de Vile Küçük'e aitti. Mahkemede bozuk paralar havada uçuşuyordu. Hâkim 'Duruşma inzibatının bozulduğu görüldü' diye tutanağa yazdırdı ve duruşma bitti. Fransız bir gazetecinin burnu kırıldı. İlk duruşma bu görüntülerle bitti. Sonraki duruşmalarda da adliyenin önü de koridorlar da doluydu.
Davanın geçen aralıkta görülen duruşmasında Kerinçsiz bu kez Dink'in yazılarında hâkim ve savcıları 'ırkçılık yapmak', 'ilkokul düzeyindeki bir çocuk düzeyine sahip olmamak'la suçladı ve bilirkişi incelemesi istedi. Hâkim bu isteği reddetti. Adliye önünde grup yine yerini almıştı: 'Hrant Dink, Taşnak, Hınçak, Asala ve devşirmeler seninle gurur duyuyor. Büyük Türk Milleti...'AGOS Osmanbey'de olduğu için davalar Şişli Adliyesi'nde açılıyordu. Dink ne zaman duruşmaya gelse, Kerinçsiz ve ekibi de adliye önündeki düzenini alıyordu.
Bildiğini yazmaktan vazgeçmedi
AGOS'ta son olarak 21 Temmuz 2006'da yayımlanan '301'e karşı 1 oy' başlıklı yazı Dink'in yolunu yine Şişli Adliyesi'ne düşürdü. Bu kez Dink'in Reuters Ajansı'na verdiği demeç suç olmuştu. Dink'in "Elbette bu bir soykırımdır, diyorum, çünkü sonuç kendisini zaten tanımlıyor ve adını koyuyor. 4 bin yıldır bu topraklarda yaşayan halkın bu olanlarla birlikte artık ortadan yok olduğunu görüyoruz" sözleri üzerine Dink'le birlikte Arat Dink ve Serkis Seropyan'ın TCK'nın 301. maddesi uyarınca altı aydan üç yıla kadar hapsi istendi. Davanın ilk duruşması mart ayında görülecekti. Dink, bu davada savunmasını hiç yapamayacaktı. Soruşturma konusunda bilgi almak için kendisini arayan gazetecilere artık soruşturmalara alıştığını söylerken, bildiklerini yazmaktan vazgeçmeyeceğini de söylüyordu.



Kerinçsiz de 'Üzüldüm' dedi
Büyük Hukukçular Birliği Başkanı Kemal Kerinçsiz: Melun ve menfur bir saldırı. Ne fikir ileri sürerse sürsün, ne kadar uç olursa olsun, bunlar düşünce düzeyinde konuşulup tartışılmalı. Asla insanı katledecek bir eyleme dönüşmemeli. Bütün Türk Ermeni cemaatine başsağlığı diliyoruz. Türkiye bunun sonuçlarını muhtemelen çok olumsuz yaşayacaktır.
Ermeni sorunu karşımıza farklı düzeylerde gelebilecektir. İnşallah siyasi bir cinayet, 'fikirlerini beğenmedim, o yüzden öldürdüm' olayı değildir. Keşke olmasaydı. Şiddetle kınıyoruz. Bu olayı kullanan kötü niyetli kurumlar, devletler olacaktır. Üzüntümüz bu. Provokasyon da olabilir. Tam da Ermeni meselelerinin gündeme geldiği, AB nezdinde yeniden ısıtıldığı, Amerikan Temsilciler Meclisi'nde yeniden tasarı olarak getirildiği bir dönemde, özellikle Ermeni cemaatinde sivrilmiş, Türk toplumunun kabul etmediği fikirleri savunan bir insanın hayatına kastedilmesi, bir yerlerden düğmeye basılmış intibaı veriyor. inşallah böyle olmaz. Herkesin başı sağ olsun, ne olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti'nin bir vatandaşıdır, bir insandır.