Direnişin dili ve Gezi

Direnişin dili ve Gezi
Direnişin dili ve Gezi
'Her yer Taksim, her yer direniş' sloganının bile 'Her yer Maksim her yer gazino' biçimine dönüştürülmüş olmasının anlamı var.
Haber: MEHMET UHRİ / Arşivi

Gezi direnişi sessizliğe bürünmüş görünse de ürettiği dili teslim etmedi, direniyor. Gezi Parkı eylemleri üzerine konuşurken seçilen ve hemen herkesin kullandığı sözcükler uzlaşılan ortak bilinç hakkında fikir veriyor. Taksim Gezi Parkı’nın korunması için başlayıp bir tür sosyal direnişe hatta başkaldırıya dönüşen eylem sırasında katılımcılar politik tavır almaktan özenle uzak durup anti-politik denebilecek davranış sergilediler. Buna uygun bir terminoloji kullanmaya da özen gösterdiler. Taksim Gezi Parkı direnişini yönlendirmeye çalışan sivil toplum örgütleri Taksim Dayanışması veya Taksim Platformu adı altında toplanırken seçilen ‘Taksim’ sözcüğü geçmişten gelen politik anlamı nedeniyle beklenen ilgiyi görmedi. Sonuçta platform veya dayanışmanın seçtiği isim yerine eylemciler ‘Gezi’ sözcüğü üzerinde uzlaştı. Eylemler Taksim direnişinden çok Gezi direnişi biçiminde dillere yerleşti. Taksim sözcüğünün politik muhalif çağrışımları ile anılmasının kitlelerin katılımı açısından olumsuz etkisi olacağı kaygısı ön plana çıktı. Eylemcilerin anti-politik ve haklı direnişi politik kamplaşmaların duvarlarını da yıkıp her yönden katılımı arttırdığı gibi iktidar kadar muhalefetin de tepki görmesine yol açtı. Eylemleri bilinen politik ortama çekip ülke geneline taşımaya çalışan muhalif tavrın ürettiği “Her yer Taksim, her yer direniş” sloganının bile “Her yer Maksim her yer gazino” biçimine dönüştürülmüş olmasının anlamı olsa gerek.
Dil felsefecisi Ludwig Wittgenstein insanların konuştukları dil ile düşündüklerini ve kullanılan dilin özelliklerinin düşünce sistematiğini belirlediğini vurgulayarak kavramları ifade ederken seçilen sözcüklerin ortak bilinci ele verdiğini vurgular. Seçilen veya dışlanan sözcüklerin Taksim ve Gezi sözcüklerinde olduğu gibi anlattığı bir şeyler vardır. Söylem ise algıyı ortaya koyar ve dönüştürür. Bunun farkında olan iktidarlar dile ve söyleme egemen olarak -ki bunun bir adım sonrası gündemi belirlemedir- olayları yönetirken algıyı yönlendirmeye çalışır. Bir gün bakarsınız pek çok gazete aynı manşetle çıkıverir veya olaylar her yerde aynı sözcüklerle aktarılır. Amerika’nın Irak operasyonu hiçbir yerde savaş olarak geçmez, operasyon sözcüğünü seçenler algıya hâkim olmuştur.
Ancak bu kez öyle olmadı. Gezi eylemcileri kendi sözcüklerini oluşturarak algı yönetimini iktidara kaptırmadı. Medyanın otosansürü ve büyük kesiminde olayları iktidarı incitmeyecek biçimde gösterme çabasını deşifre etmek ve açığa çıkarmak için bir penguen figürü yetti. Medya çalışanları arasında o penguen kostümünü giymeyi reddedenlerin ayıklandığı süreci yaşıyor olsak da kitlelerin gözünde medya algısı yine eylemcilerin ürettiği bir penguen ile netleşti.
Olaylar sırasında algıya egemen olmada büyük çekişme yaşandığını da söyleyebiliriz. Algıyı yönetemeyen devletin saldırgan davranıp direnişi sindirmeye çalışan tutumuna mizahı da katarak verilen barışçıl yanıt ve sloganlar eylemin toplum genelinde kabul görmesinin yolunu açtı. İktidarın eylemleri kendine saldırı olarak görüp tutumunu sertleştirmesine, eylemcileri önce çapulcu sonra vandal olarak tanımlayıp ötekileştirme çabasına karşın barışçıl söylem üzerindeki sessiz uzlaşı bozulmadı. Dahası çapulcu örneğinde olduğu gibi iktidarın seçtiği sözcükler kavramsal değişikliğe uğratılıp yeni karşılıkları ile iktidara karşı kullanılır oldu. Eylemciler kendi seçtiği sözcükler ile algıya egemen olmayı sürdürdü.
Bu kez olayı politik bir isyan olarak göstermeye çalışan iktidar, ataerkil aile dinamiklerine gönderme yaparcasına olayları aile içi bir sorun gibi göstermeye çabaladı. Valinin aile büyüğü edasıyla “Çocuklarınızı alın” biçiminde seslenmesinde veya biber gazı kullanımı ile ilgili açıklamalarda “Ağzına biber sürerim”i hatırlatacak biçimde algıyı yönlendirme çabası seziliyor olsa da eyleme katılanlar sözcüklerini teslim etme niyetinde değildi. Üstelik iktidarın ılımlı İslam dokusuna da gönderme yaparcasına Duman grubunun bestelediği “Biberine gazına, copuna sopasına eyvallah” şarkısı ile kolay kolay eyvallah etmeyeceklerini hep birlikte haykırdılar. Günlük konuşmalarında sıkça ‘okey’ sözcüğünü kullanan gençliğin iktidarın algısını da hedef alan ‘eyvallah’ sözcüğünü seçmesinde bile biat kültürüne gönderme seziliyordu. Dahası valinin “Çocuklarınızı alın” söylemine annelerin eyleme katılarak verdiği yanıt yaşananların aile içi küçük bir sorun olduğu algısını da yerle bir etmeye yetti.
Gezi eylemcileri sessizliğe bürünmüş olsalar da dillerini kaptırmadılar. Dayatılan yaşam biçimlerine karşı çıkan bir anlamda arkaik ataerkil dayatmalara da direnen özellikle kadınların ön plana çıktığı direniş sürüyor. Direniş kendi dilini konuştuğu sürece algı yönetimini politik aktörlere ve medyaya kaptırmayacak, gündemi belirlemeye devam edecek gibi görünüyor. Dahası direnişin dili ile konuşan yeni politik aktörler ve onların dili ile yazan özgür yeni medyanın ayak sesleri hissediliyor.
Onlar dillerini teslim etmedi, direniyor.