Diyarbakır bombaları zanlısı: Patlamayı yarım saat sonra öğrendim

Diyarbakır bombaları zanlısı: Patlamayı yarım saat sonra öğrendim
Diyarbakır bombaları zanlısı: Patlamayı yarım saat sonra öğrendim
CHP'nin Adıyaman bölgesindeki IŞİD iddialarını araştırmak için kurduğu komisyon raporunu açıkladı. HDP Diyarbakır mitingi bombalamasının zanlısı Orhan G. ile de görüşen heyet raporunda emniyet ve devletin diğer ilgili kurumlarına sert eleştiriler yer aldı.

RADİKAL - Diyarbakır bombacısı olduğu belirtilen Orhan G., mitingden bir hafta önce Diyarbakır'a geldiğini belirterek mitinge Kürt olduğu için destek amaçlı gittiğini söyledi. "Alandan herkesi boşalttılar. 'Bölgeyi arayacağız' dediler. Tekrar girdim, bir parkta oturdum. O çevredeydim. Konuşmalar vardı. 3 su aldım. Üzerime döktüm, çok sıcaktı. Mitingin sonunu beklemeden ayrıldım, berbere gittim. Patlamayı yarım saat sonra öğrendim" diyen Orhan G., "Bir insan öldürmek bütün insanlığı öldürmektir. Ben devletime sadığım. Suruç'a da üzüldüm. Suruç'taki bombacıyı tanımıyorum. Psikolojim iyi değil. İntihar etmeyi düşünüyorum" dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, Ankara Milletvekilleri Necati Yılmaz ve Şenal Sarıhan, İstanbul Milletvekilleri Ali Şeker ve Eren Erdem, Gaziantep Milletvekili Mehmet Gökdağ ile Avukat Abdurrahman Tutdere'nin Adıyaman'da gerçekleştirdiği görüşmelere ilişkin bir rapor hazırlandı.

Ağbaba önderliğindeki CHP heyeti, Diyarbakır bombacısı olduğu belirtilen Orhan G. ile de cezaevinde bir görüşme gerçekleştirdi. IŞİD'in tüm dünyada irili ufaklı örgütlenmeler içinde olduğunun bilindiğinin ifade edildiği raporda, "Türkiye açısından bu durumu daha da tehlikeli hale getiren ise Türkiye’deki örgütlenmenin ağırlıklı olarak Türk vatandaşları üzerinden yürütülüyor olmasıdır. Yerel dinamikler içerisinde örgütlendiği görülen örgüt, özellikle gençler arasında etkili olmuş ve IŞİD’e sempati ile bakan gençlerin sayısı her geçen gün artmıştır. Adıyaman, Alevi, Sünni, Türk, Kürt, Zaza ayrımı yapmadan tüm farklı kesimlerin bir arada kardeşlik içinde yaşadığı bir şehir olarak bilinmektedir. Gerçekleştirilen ziyarette de son gelişmeler dolayısıyla var olan bir rahatsızlık ve huzursuzluk söz konusu olsa da halkın bu kardeşlik iklimini devam ettirme yönündeki açık iradesi görülmektedir" denildi.

Adıyaman terörle anılmak istemiyor

Halı satmayan 'halıcı' Alevi köylerini neden sorar?

Dokumacı grubu da gözaltına alındı

BAZI KAHVEHANELER IŞİD İRTİBAT NOKTASI HALİNE GELDİ

Evi terk ederek IŞİD’e katılan gençlerin ekonomik durumunun benzer düzeyde ve zayıf olduğuna dikkat çekilen raporda, "Çocuklar okul ya da dershaneden birbirleriyle arkadaşlık kurmuş durumdadırlar. Aynı şekilde işsizliğin yaygın olmasının bir sonucu olarak çay ocakları ve kahvehaneler kalabalık durumdadır ve bazı kahvehaneler 'IŞİD İrtibat Noktası' haline gelmiştir. Görüşülen aileler tarafından özellikle Adıyaman Merkez’deki İslam Cafe isimli çay ocağının, IŞİD’e katılan gençlerin uğrak mekânı olduğu ve orada çeşitli sohbetlerin yapılarak örgüt propagandası gerçekleştirildiği ve mekânın Suruç bombacısı Şeyh Abdurrahman Alagöz’ün abisi tarafından işletildiği ifade edilmektedir. Örgütün eleman devşirdiği bir diğer temas noktası ise kentteki bazı camilerdir. Özellikle Maraşlılar Camii’nde ve Fatih Camii’nde dışardan gelen ve camilerde sohbetler ile cihad yanlısı çağrıda bulunan kişiler bulunmaktadır. Bu duruma cami hocalarının göz yumduğu anlaşılmaktadır. Hatta bir cami hocasının, kendisine bu durumu şikâyet eden bir aileye 'Sen bu işe karışma, bunlar dışarıdan geldiler, devlet gönderdi. Yakında giderler' dediği ifade edilmektedir" değerlendirmesine yer veriliyor.

Suruç bombacısının ağabeyinin açtığı çay ocağı Adıyaman'daki IŞİD bürosu muydu?

Adıyamanlı Sırrı Süreyya Önder'den çarpıcı iddia


ÖRGÜTE KATILAN ÇOCUKLAR AİLELERİNİ BASKI ALTINA ALMAYA ÇALIŞIYOR

Çocukların ders çalışma bahanesiyle akşam 9-10 gibi evden çıktıkları ve gece geç saatlere ve hatta sabaha kadar gelmedikleri aileleri tarafından ifade edilmektedir. Zamanla bu çocukların ruh halinin değiştiği, kılık kıyafet değiştirip sakal bırakmaya, bol pantolon ve şalvar giymeye başladıkları ve ‘dar-ül harp’ gerekçesiyle Cuma namazı kılmayı reddettikleri anlatılıyor. Annelerine çarşafa girme baskısı yapan çocukların, camide namaz kılan babalarına ise ‘devletin imamının arkasında namaz kılınmayacağı’ gerekçesi ile ‘sizin yolunuz yol değil, Hak yoluna gelin’ diye çağrıda bulundukları ve seçimlerde oy kullanmamalarını istedikleri, demokrasiyi şirk rejimi olarak gördükleri belirtiliyor. Yine çocukların flash diskte getirdikleri şiddet içerikli çeşitli videolar izledikleri ve ailelerine de izlettirmeye çalıştıkları ifade ediliyor.

IŞİD’E KATILAN GENÇLER YANLARINDA ÖNEMLİ MİKTARDA PARA GÖTÜRDÜ

Çocukların evi terk ederken kimseye haber vermedikleri ya da "Kıbrıs’a gidiyorum, Antalya’ya gidiyorum" şeklinde yalanlar söyledikleri, ‘Hak yolunda yalan söylemeyi mübah gördükleri’ ifade ediliyor. Bir diğer dikkat çekici nokta, IŞİD’e katılmaya giden çocukların evden para götürdükleri yönünde. Çocuklar ailelerine ev, araba veya bileziklerini satmaları için baskı yaparak, bu parayı ‘Hak yolunda savaşan din kardeşlerine’ götüreceklerini söylemişler. Gidenlerin bir kısmı yanlarında çalışarak kazandıkları 5.000 ve 10.000 TL kadar para götürdü. Bazı aileler bu paranın Adıyaman’da birilerine verildiğini düşünüyor.

IŞİD, GÖTÜRDÜĞÜ GENÇLERİ EVLENDİRMİŞ

Raporda, Suriye’ye gittikten sonra bazı gençlerin evlendiği ifade ediliyor. Bunlardan bazıları buradan birlikte gittikleri arkadaşlarıyla evlenirken iki kardeş ise örgüt tarafından yabancı kişilerle (Rus ve Alman asıllı) evlendirildi. Evlerine geri dönen gençler yanlarında evlendikleri kişilerle birlikte gelmişler, ancak ailelerin ifadesine göre gençler aynı evde kalmalarına rağmen ailelere 'günah olduğu gerekçesiyle gelinlerini göstermemişlerdir.' Bazı gençler evlendikleri bu kişilerden çocuk sahibi olmuşlar.

ÇOCUKLARINI İHBAR EDEN AİLELER DİKKATE ALINMIYOR

Çocuklarının evi terk ederek Suriye’ye gidip gelmesi karşısında aileler kendi çocuklarını Emniyet makamlarına ihbar etti. Hatta Diyarbakır bombacısı olduğu belirtilen Orhan G.’nin ailesinin, çocukları evi terk etmeden 6 ay önce, Diyarbakır’daki patlamadan ise yaklaşık bir yıl önce 2014 yılında Emniyet’e gittiği ve şikayette bulunduğu belirtildi. Ancak buna karşın Emniyet güçleri tarafından bir adım atılmamış ve 'suç işlemedilerse bir şey yapamayız' denilerek durum geçiştirilmiş. Aileler bu nedenlerle devleti bu durumdan sorumlu tutmakta ve 'kömür veriyor ama çocuklarımızı alıyor' ifadelerini kullanıyorlar.

BİMER’E YAPILAN ŞİKAYETLER DE DİKKATE ALINMAMIŞ

Bazı kahvehaneler ve camilerdeki IŞİD sempatizanı kişilerin gençleri kandırdığı ve IŞİD’e katılmaları noktasında ikna ettikleri yönündeki ihbarlar da Emniyet tarafından dikkate alınmamış. Suruç’taki canlı bomba Şeyh Abdurrahman Alagöz ile H.H.P ve M.S.K isimli şahısların çocukları kandırıp örgüte götürdüğü ve çocukların örgüte katılmasında baş sorumlu oldukları, aileler tarafından ifade ediliyor. Örgüte katılan gençlerden birinin yakını tarafından, 'kardeşi ve diğer kişilerin kandırıldığı, orada evlendirildiği, beyinlerinin yıkandığı ve paralarının alındığı' şeklinde BİMER aracılığıyla Başbakan ve Cumhurbaşkanı’na hitaben Eylül 2013’te iki farklı şikayette bulunulmasına karşın bu kişiler hakkında uzun bir süre hiçbir işlem yapılmamış, bu durum adeta görmezden gelinmiş. Tüm bu durumlardan sonra, ancak kısa bir süre önce bir soruşturma açılabilmiş.

SINIRDAN GEÇİŞLER DİKKATE ALINDIĞINDA GÜVENLİK ZAAFİYETİ GÖZ ARDI EDİLEMEZ

Dikkat çekici bir diğer nokta, evi terk ederek Suriye’ye giden gençlerin birkaç ay sonra geri dönmeleri ve bir süre Adıyaman’da kaldıktan sonra tekrar Suriye’ye geçmeleridir. Bu kişiler bu şekilde sürekli gelip gittikleri halde Emniyet tarafından bu kişiler hakkında yapılmış bir işlem bulunmamaktadır. Bu kadar sık bir şekilde sınırdan geçişlerin söz konusu olması kabul edilebilir bir durum değildir. Bazı çocuklar ailelerine, sınırdan 20 TL vererek geçtiklerini ifade etmiştir. Yine aileler tarafından dile getirilen önemli bir iddia ise sınırdan ambulans ile geçtikleri yönündedir. Buna göre, sınırın öte tarafından yaralı getiren ambulanslar buradan gençleri oraya götürmektedir. 15-20 yaşlarındaki bir gencin Adıyaman’ın bir ilçesine gitmekte bile zorlanacağı dikkate alındığında bu gençlerin bu kadar sıklıkla Suriye’ye çatışmaya gidip gelmeleri olayın vahametini bir kez daha gözler önüne sermektedir.

ESKİDEN DEVLETE KARŞI NÖBET TUTARKEN, ŞİMDİ IŞİD’E KARŞI TUTUYORUZ

Sivil Toplum Örgütleri, Alevi kanaat önderleri ve Cemevi yöneticileri ile yapılan görüşmelerde IŞİD’e katılımların şehirde aleni biçimde yapıldığı, buna rağmen gerekli tedbirlerin alınmadığı, durumun önlenmesi için hiçbir girişimde bulunulmadığı belirtilmiştir. Hükümet ve yetkililer tarafından bu durumun gizlenmeye çalışılmasına karşın son gelişmelerle birlikte her şeyin daha açık şekilde ortaya çıktığı ifade edilmiştir. Gelişmeler dolayısıyla halkın tedirginlik duyduğu ve kentin adının bu şekilde anılmasından her kesimin rahatsız olduğu ifade edilmiştir. Adıyaman’ın iç barışı ve huzuru her kesim tarafından önemsenmektedir. Cemevi yöneticileri tarafından ifade edildiğine göre cemevlerine gelen ve cemlere katılan kişi sayısı gözle görülür biçimde azalmış, cemlerde nöbetçi sayısı artırılmış, insanlar kalabalık yerlere, düğünlere gidemez duruma gelmiştir. Bazı köylerde gece nöbeti tutulmaktadır. Kendi ifadelerine göre Aleviler, "Eskiden devlete karşı nöbet tutarken şimdi IŞİD’e karşı nöbet tutmaktadırlar."

HEYETİN GERÇEKLEŞTİRDİĞİ GÖRÜŞMELER

Adıyaman Valisi Mahmut Demirtaş ile Adıyaman Havaalanı’nda gerçekleştirilen görüşmede, "32 kişinin IŞİD’e katılımına ilişkin bilginin ellerinde olduğunu, katılımlarla ilgili 16 ailenin bilgi verdiğini, 4 müfettişin bu olayları incelediğini, Alevi vatandaşlarımızın evlerinin 6 farklı zaman diliminde işaretlendiğini, bu işaretlemelerin 5 tanesinin kimler tarafından yapıldığının tespit edilemediğini ve bir tanesinin ise yönlendirme amacı taşıdığını tespit ettiklerini" belirtti.

Avukat Celal Dikmen (İnsan Hakları Derneği ve Baro Yöneticisi, Mülteci Komisyonu Başkanı): "Gaziantep’te cami kapatılıp kendi görüşleri doğrultusunda vaaz verildiğini, akşam 8’den sonra beş bin TL karşılığı yurt dışından gelenlere taksi seferleri düzenlendiğini, IŞİD’in denetiminde olan Suriye toprakları ile aramızdaki sınırlarda denetimin bulunmadığını,ilde sistematik bir çalışmanın yürütüldüğünü, 17 ailenin çocuklarının IŞİD’ e katıldığı yönünde resmi müracaatları olduğunu, seksen civarında kişinin katıldığının resmi ağızlar tarafından söylendiğini, ilde beş yüz civarında katılım olduğu şeklinde bir genel kabulün bulunduğunu, bu organizasyonun Antep’ten ve dışardan gelen örgüt yöneticilerince yapıldığını genel duyumlara göre örgüte ilk katılanlara beş bin dolar verildiğini, sınırın ötesinde ise düzenli olarak 1200-1300 dolar civarında ödeme yapıldığını, Adıyaman’ın muhafazakar yapısının, tarikat etkisinin, devletin bu çalışmaları denetimsiz ve cezasız bırakmasının örgüt çalışmalarının yaygınlaşmasında kolaylaştırıcı olduğunu, Kafe ve mesire alanlarının dahil örgütlenme sahalarına dönüştürüldüğünü, Belediye ve Maraşlılar Camii çevresindeki bazı cafe ve mesire alanlarının bu duruma örnek teşkil ettiğini, önce internet üzerinden twitter ve facebook üzerinden yapılan örgüt haberleşmesinin son zamanlarda durdurularak gizlilik kazandığını, Emniyet şube amiriyle yapılan görüşmede IŞİD’in terör örgütleri listesinde yer almaması sebebiyle bu faaliyetleri yürüten şahısların ifadelerinin alınarak geri bırakılmak durumunda kaldığının kendisine söylediğini, ancak şu an itibariyle ilde IŞİD örgütü üyeliğinden tutuklunun mevcut olduğunu, tüm iyimser ifadelere rağmen halk arasında tedirginlik ve gece sokağa çıkmakta endişe bulunduğunu, Adıyaman’ın huzur kenti olmaktan çıktığını, Kobani süreciyle bölgede iklimin değiştiğini, yaşanan olumsuz gelişmelerde merkezi hükümet ve ildeki idari yetkililerin tutumunun etkili olduğunu; Samsat ilçesinde bir kişinin IŞİD örgütüne katılarak çatışmalarda öldüğünü ve Samsat’a gömüldüğünü, yine aynı şekilde Suriye’ye gidip, çatışıp geri dönen bir kişinin Samsat’ta yaralı halde bulunduğunu, Gerger’de de bir IŞİD eylemcisinin gömüldüğünü" belirtiyor.

Adıyaman Cumhuriyet Başsavcısı Ali Ulvi Yılmaz: "Bir yıldır görev yaptığını, geçen yıl Eylül'de göreve başladığını, Aralık ayından beri bir yargılamanın bulunduğunu, bu kapsamda buradan adam toplayıp götüren kişiler hakkında yakalama kararı çıktığını, geçen hafta yapılan soruşturmada on kişinin sekizi hakkında adli kontrol kararı verildiğini, iki kişinin serbest bırakıldığını, halen IŞİD örgütünden ilde tutuklu kişinin bulunmadığını ancak 15 kişinin hakkında tutuklama için yakalama kararı çıkarıldığını, 40 civarında kişiye adli kontrol uygulandığını, delil toplama aşamasında sürdürülen bir soruşturmanın mevcut olduğunu, Genç nüfusun Adıyaman’da fazla ve genç işsizliğin yüksek olduğunu, ailelerin yüzde 90'ının kayıp diye başvurduğunu, terör kayıbı ise kendilerinin araştırdığını, Diyarbakır bombacısı olduğu belirtilen eylemcinin kendilerince kayıp olarak aranmakta olduğunu, bölgede uyuşturucu kullanımı konusunda yaygınlık olduğunu, doksana yakın uyuşturucu satıcısının yakalandığını, 1000 civarında tedaviye gönderilen kişi bulunduğunu" ifade ediyor.

Adıyaman Emniyeti ile yapılan görüşmede Emniyet Müdür Yardımcısı: "Bölgemizde dini hassasiyetler yüksektir ve istismara açıktır. Bölgenin diğer dini gruplarıyla bu yapı arasında bağ yoktur. Ama dini hassasiyetlerin yüksekliği bunlara zemin hazırlamaktadır’ ifadelerini kullanmış, heyetin ‘aileler ile yaptığımız görüşmelerde, falancanın oğlu daha dün geldi, hatta şu an evinde şeklindeki ifadeleri çok düşündürücü olup, Emniyet’in kendi müdürlük binasının yanında bulunan evde oturan ve Suriye’den çatışmadan geldiği bizzat bilinen bu şahıslara yönelik teknik bir takibatı var mıdır’ sorusuna, ‘bizim bu tür bir takip ve inceleme yapma yetkimiz yoktur, seyahat özgürlüğü vardır, böylesi bir müdahalede bulunma yetkimiz söz konusu değildir’ yanıtını vermiştir. Bunun üzerine heyetin; ‘Hükümetin çıkarttığı makul şüphe kavramı üzerinden, insanlar ve sol gruplar yapmadıkları suçlarla itham edilip, yazmadıkları kitaplar için tutuklanıp yargılanabiliyor iken, alenen IŞİD’e katıldığı bilinen, IŞİD saflarında terör eylemleri yapıp tekrar Adıyaman’a dönen ve elini kolunu sallayarak sokaklarda dolaşan bu kişilere yönelik rahatlık, bu örgütü teşvik etmekte değil midir?’ ifadelerine karşılık Emniyet müdür yardımcısı bu hususa yönelik olarak, ‘aileler çocuklarının Antalya ve İstanbul’a çalışmaya gittiğini söyleyebiliyor, bu elimizi kolumuzu bağlıyor, biz sıradan bir kayıp gibi işlem yapıyoruz, bu gidişleri engelleyemiyoruz" diyor.

ALEVİ TOPLUMU VE CEMEVİ YÖNETİCİLERİ

Alevi Toplumu ve Cemevi Yöneticileri ile yapılan görüşmeler: "Cem ibadetlerinde ayin-i cemin on iki hizmetinden biri olarak gerçekleştirilen gözcülük ritüeli olarak kapıda bulundurulan nöbetçinin sayısının artırıldığını, insanların gündelik yaşamda, sokakta, parkta, caddede herhangi bir bombalı saldırıya karşı birbirinin yanına gelmekten ve çoğalmaktan endişe ettiklerini, cemevlerine gelenlerin sayısının gözle görülür biçimde azaldığını, insanların semt pazarına gitmekten dahi endişe ettiklerini, eskiden cem yaparken devlete karşı nöbet tutarken şimdi bazı köylerde IŞİD’e karşı gece nöbetleri organize ettiklerini ve tehlikenin farkında olduklarını; Kamu çalışanı olan ailelerin çocuklarının dahi bu örgüte katıldıklarını, ailelerin çocuklarının peşinden Halep’e kadar gidip geldiklerini sınır güvenliğinin bulunmadığını, ailelerin çocuklarıyla ilgili Valilik, Savcılık ve Emniyet’e yaptıkları müracaatlardan sonuç alamadıklarını, sınırdaki illerde şebeke suyuna zehir katıldığı ve bu nedenle içilmemesi şeklindeki ve her yaşanan elektrik kesintisinin yapılacak bir saldırının habercisi olarak değerlendiren tevatürlerin yaygın olduğunu, büyük bir gerginlik içinde, endişeli olduklarını; Emniyete durumu haber verdiklerini, bir süre önce şehirde Alevilerin evlerinin işaretlenmesi olayı sonrası büyük tedirginlik yaşadıklarını ama kendilerine yönelik koruyucu bir tedbirin alınmadığını, Adıyaman halkının inanç ve etnik farklılık gözetmeksizin birbirleriyle olan akrabalık ve sevgi bağlarının bu sıkıntılı süreçte dayandıkları en büyük güven unsuru olduğunu; IŞİD eylemcisi ilk cenaze bir yıl önce Besni’ye geldiğini, bölgedeki katılımın 200-300 civarında olduğunu" ifade ediyorlar.

'Adıyaman'da gizlice gömülen cenazeler arttı'

HEYETİN GÖRÜŞTÜĞÜ AİLELERİN ANLATIMLARI

AİLE 1/Annesi: 18 yaşında evi terk etti, gideli iki yıl oldu. Arada telefon ediyor. 2013 yılı Ramazan ayından sonra gitti. Kitap okurdu eve kitaplar getiriyordu. Bir gün arkadaşımın evi basıldı diye panikledi. Ben bu kitapları ne yapacağım dedi. Giderken kitaplarını da paket yapıp götürdü. Namaz kılıp oruç tutardı. Bir gün Cuma namazına gitmedi. ‘Devletin imamının arkasında namaz kılınmaz’ diyorlardı. Şeyh Abdurrahman oğlumu bir yere götürdü. ‘Niye götürdün’ diye ona sordum. Benim de canım yanıyor dedi. Onun kardeşi de IŞİD’e gitmiş. M.S.K ve Şeyh Abdurrahman oğlumu kandırıp kaçırdı. Benim oğlum da yakın akrabamız olan başka bir çocuğu kandırdı, beraber götürdü. Saat 10-11’de çıkıyordu gece ikide üçte bazen sabah yedide geliyordu. Kur’an okumaya gidiyordu. "Çay içip şerbet içiyoruz" diyordu. Oğlum okuldan başka bir yere gitmezdi. 4-5 yıldan beri namaz kılıyordu. Ne olduysa son bir ayda oldu.

Şeyh Abdurrahman Alagöz ile aynı sınıftaydı. Ailesini tanımıyorum. Gittiğinde Şeyh’i çağırdım; ‘’Bunun sorumlusu sensin, oğlumun başına çorabı sen ördün’’ dedim. Öğretmenleri oğlumun nerede olduğunu Abdurrahman’a soruyor, o da haberim yok diye yemin ediyor. Demek ki onların Kuran’ın da yalan söylemek haram değilmiş. Oğlum kaçınca Şeyh Abdurrahman’a kızdım. Oğluma sordum, hiç baskı yok dedi. Ben kendi isteğimle gittim diyor. Bana anne çarşaf giy dedi. Kız kardeşine de çarşaf giymesini söyledi. Erkeklerle oturma, günah dedi. Biz yoksul insanlarız. Günlük 1 TL harçlık veriyorduk. Bana Kıbrıs’ta burslu yüksekokul kazandığını söyledi. Okul kapanınca birlikte kayısıya gidiyorduk Malatya’ya. Birisi aradı. Oğlum da "Adıyaman’a dönelim" dedi. Biz de geldik. Ramazan’dan on gün sonra yakın akrabamız olan çocukla birlikte gittiler. Gittikten 20 gün sonra aradı. Ondan sonra 5 ay boyunca aramadı. Aradığında ‘Kıbrıs’tayız’ dedi. Sakalı çıkmıyordu, o nedenle sakal bırakmadı ama kıyafetlerini değiştirdi. Şalvar, bol pantolon ve gömlek giydi. Kıbrıs’ta okuyor diye 5000 TL verdim. Oradan zaman zaman beni arıyordu, beni aradığında arkadan silah sesleri geliyordu. Bir defa aradığında, kimseye söyleme ben geleceğim dedi. 9 ay sonra geldi. 5 ay burada kaldı. Sanayide çalıştı, aylık 800 TL alıyordu. Aldığı parayı bana getiriyordu.

Döndüğünde Kıbrıs’tan geldiğini söyledi. Beyaz teni simsiyah olmuştu. Saçını kazıtmıştı, zayıflamış, kararmıştı. Sen de benimle gel dedi. 5 ay kaldı. Çalışıyordu. O gün sabah servisi kaçırdım deyip işe gitmedi. Ayakkabısını değiştirip, kardeşine aldığı spor ayakkabısını giyip sokağa çıktı. Karşıdan akrabamız olan diğer çocuk geliyordu. O da spor ayakkabısı giyip tıraş olmuştu. O gün birlikte tekrar gittiler. Bir ay sonra aradı. Her aradığında on beş- yirmi dakika konuşuyordu. Geçen hafta Çarşamba arayıp hakkını helal et belki ölürüm dedi. ‘’Bak, Şeyh Abdurrahman öldü, eve gel dedim. Arkadan yine silah sesleri geliyordu. Bana hiç şikayetçi olma, bir yere gitme, evde otur dedi. Ben de Cuma günü gidip Emniyet’e şikayet ettim. Zaten kayıp ilanı da vermiştik.

2015 yılı Ocak ayında Emniyet’ten aradılar. "Oğlun poliste, gel al" dediler. Biz kayıp ilanı vermiştik. Antep’te otelde yakalamışlar. Ben kayıp değilim, çalışıyorum dedi. Polis bana verdi, ben de oğlumu alıp geldim. 5 gün kaldı. Orhan’ın annesi bizim eve gelip oğlunu sordu. Ben tanımıyorum dedi. Birgün eve geldiğimde evde kız kardeşi ve babasına cihat ve IŞİD ile ilgili film seyrettiriyordu. Flash disk vardı. 5 gün kalıp gitti.

Bu işin içinde devlet yoksa oğlum nasıl gitsin? Cezaevine atın dedim. Olmaz, suç işlememiş dediler. Ben o zaman Abdurrahman gibi mi yapsın dedim. Oğlumun orada olmasında devletin parmağı var. Polisler oğlum burada yokken haftada bir gelip onu soruyorlardı. Ama geldiğinde evde inceleme yapmadılar. Oğlum kız gibiydi. Ailece gidelim dedi. Devletin kontrolünde gidip geliyordu. Maraşlılar Camisi’nin orada S.K’nin fırını vardı. Oraya gidiyorlardı.’’

AİLE 2/ Babası: Benim oğlum yakın bir akrabamız ile gitti. Ekonomik durumumuz idare eder, muhtaç değiliz. Oğlumgil Ramazan ayından 10 gün sonra kaçtılar. Şikayet ettiğimde polis bir saat soru sordu. 9 ay sonra birlikte geri geldiler. 5 ay kaldı ve geri gitti. ‘Neredeydin’ dedim ‘Oradaydım’ dedi. Israr edince ‘Allah’ın olduğu yerdeydim’ diyordu. Daha da sorunca cevap vermiyor, ‘Öldür beni’ diyordu.

Asla Kıbrıs’a gittik diye bir söz söylemedi. Eskiden namaz kılmıyordu. Antalya’da bir yıl otelde çalıştı. Dönünce namaza başladı. 5 aydır aramıyor. IŞİD’ e katıldıktan sonra bizden uzaklaştı. Annesine ‘dinin imanın yok’ diyor. ‘Evi, arabayı, bileziği sat bana ver din kardeşlerime götüreceğim, onlar orada mağdur’ diyordu. Çalışırken 10 bin TL biriktirmişti, yanına aldı. Parayı burada birilerine verdiklerini sanıyorum.
Bunlar ambulansla sınırdan geçti diye söylenti var. Oradan yaralı getirip ambulansla buradan genç götürüyorlar. Biz çocuklarımızı bulmak için müracaat ettiğimiz polisler ‘Biz bunlara dokunursak Türkiye ile savaş çıkar’ dediler. Oğlum nerede olduğunu hiç söylemedi. Bir yıl önce oğlumu şikayet ettim. Para gönderiyor diyorlar, yalan. Aksine bizim paramızı aldılar. İslam Çay Ocağına gidiyorlardı. Bir gün namaz kıldığımda gördüm, Fatih Camii’nin içinde dört kişi sohbet ediyorlardı. ‘Cihatta ölen şehit olur diye’ uzun sakallı Malatyalı biri caminin içinde propaganda yapıyordu. ‘Korkma ölürsen şehit olursun’ diyorlardı. Gittim hocaya şikayet ettim. Hoca ‘Aman sen karışma’ dedi. ‘Bunları devlet gönderdi, yarın öbür gün gidecekler’ dedi.

Bizim çocuklar karşı tarafa ambulans ile geçiyor. 20 TL’ye karşıya geçiyorlar. Ambulanslar yaralı getiriyor, buradan gençleri alıp götürüyor. 20 TL’yi veren Suriye’ye geçebiliyor. Suruç’ta parkın içerisinde, üzerinde taksi yazan Renault Toros marka araçlar 20 TL karşılığı karşıya geçiyor, yakıtını doldurup geri geliyor. Bir başka akrabamızın çocuğu 3 ay önce IŞİD’e katılmıştı. Bugünlerde geri döndüğü ve evinde olduğu söyleniyor. Kardeşi de kıyafetini değiştirdi, ben de gideceğim diyordu. Bu kişilerin evleri Emniyet’in bitişiğinde. Daha önce ailesi şikâyet etmişti, ‘oğlumuz IŞİD’e gitti’ diye. Sesimizi duyurun, derdimize sahip çıkın, Benim oğlum başkasının canını yakmasın, duam odur ki başkasının canına sebep olacaksa bu olmadan bir an önce kendi cesedi gelsin.’’

Kızkardeşi: 
"S.K. fırıncıydı. Arada onun yanına giderdi. Şu an fırıncı kapalı, yerinde reklamcı var. Kardeşim benimle çok konuşmazdı. Çarşafa gir derdi. Örgüt Ö.D’yi evlendirdi. Bu evlilikten çocukları oldu. Kardeşim gündüz çalışır gece toplantılara giderdi. Bana 20-50 TL verip sınırdan geçtiklerini söylerdi. Ama bize söylediklerinin hiçbirine inanmıyorum, sürekli yalan söylüyordu."

ORHAN G.’NİN AİLESİ İLE YAPILAN GÖRÜŞME

‘2013’te dersaneye gönderdik. 3-4 ay bir şey yoktu. Mart ayında ‘anne rüya gördüm, namaza başlayacağım’ dedi. Biz de kızdık. ‘Biz Alevi’yiz’ dedik. Bir gün eve geldik ki namaza başlamış. Namaza başladıktan 4 ay sonra Maraşlılar Camisi’ne gitti. IŞİD’ e gidenler bu camideydi. Maraşlılar Camisi'nde Kuran’ı öğrendi. Ondan sonra saçı sakalı uzattı. Şalvar giydi. Ablasına ve bana ‘kapanın, namaz kılın’ dedi. Sonra ısrar etmedi. Okuduğu Kuran’ı 4 farklı hocaya gösterdik, doğru mu diye. Hepsi de iyi dedi. Kaybolmadan 6 ay önce 2014’te polise gittik. Siyasi şubede komiserle görüştük. ‘Oğlumuzun tavırları değişti’ dedik. Orhan’ı karakola götürdüler. 2-3 saat kaldı. İfadesinde ‘ailem Alevi, onun için kızıyorlar’ dedi. Karakoldan sonra daha kötüye gitti. Aileden, bizden koptu. Yakınlarından soyutlandı. Oysa amcasına çok düşkündü. Hepimizden koptu. Eskiden kız arkadaşları vardı. Yardımsever bir çocuktu. Sonraları ise ‘Kadınlar haramdır’ diyordu. Daima dalgındı.
13 Ekim 2014 günü saat 19.00’da kayboldu. Biz Elbistan’daydık. Yolda geliyorduk. 18.30’a kadar telefonda konuştuk. Eve geldik evde yoktu. Bir arkadaşını tanıyorduk. Orhan’la beraber altı kişi daha gitti. Bunlar 6 ay önce de gitmişler. 2013 yılında 14 kişi eğitim almışlar. Bu çocukları örgütlüyorlar. Çocuklardan ikisi IŞİD’in verdiği 2 yabancı kadın ile evleniyor. Biri Rus asıllı, biri Türk asıllı Alman. Birinin dört günlük bebeği var.
Orhan kaybolduktan yarım saat sonra farkına varıp Emniyet’e gittik. 4 mektup bırakılıyor. Diğer evlere de aynı mektup bırakılıyor. Giden çocuklardan birinin babası yılların HDP’lisi. O çok uğraştı. Biz de oğlumuz gidince biz de bu işin başı kimdir diye çok araştırdık. 8 ay boyunca sınırlara gittik. Valiye, kaymakama fotoğraflarını verdik. 8 ay uğraştık, 10 kez savcılığa kayıp ilanı verdik. AKP İl Kongresi’nde Başbakanla görüştük. Başbakan, ‘Senin oğlun için MİT’e talimat verdim’ dedi. Giden çocuklardan birinin ailesi oğlunun eşiyle gittiğini söyleyince Başbakan, ‘İyi ki beraber gitmişler, birbirlerine destek olurlar’ dedi. Oğlumu götürenlerin aracısı ile konuştum. ‘Ben onları iki ayetle götürdüm, iki ayetle getiririm’ dedi. ‘18 güne kadar getireceğim’ dedi. Urfa Akçakale Emniyeti’ne gidip 2 tip resmini verdim. Sınır kapısına gidip komisere yalvardım. Beni sınır kapısına götürdü. 8 kişi vardı. Oğlumun Tel-Abyad’da olduğunu biliyordum. Akçakale’de altı gün kaldım. Oğlumu hiç göremedim. Akçakale’den geldikten sonra beni (babası) Emniyet’e çağırdılar. ‘IŞİD’le konuşuyorsun diye hakkında şikâyet var’ dediler. Akçakale’den geldikten bir ay sonra Emniyet’ten arayıp ‘oğlunuz burada’ dediler. Antep’te yakalandığını söylediler. Gece 2-3 gibi Antep’e gittik. Yakalandı sandık, bombadan haberimiz yoktu. 6 Haziran’da yakalanıyor. Gece 23.00’da haberimiz oldu. Çocuğu Diyarbakır’a götürdüler, biz de peşinden gittik. 7 Haziran’da TEM’ e gittik. ‘Diyarbakır bombasını çocuğunuz attı’ dediler. Akşam üzeri orada görüştük. Ağladı ama hiç konuşmadı. Sürekli ‘Ben yapmadım’ diyordu. Bu bayramda Ankara’da açık görüş yaptım. Kendini toparlamış. Tek kalıyor. Olaydan bir gün önce Diyarbakır’da otelden alıyorlar, asker kaçağı olduğu için. Sonra geri bırakıyorlar.’’

ORHAN G. İLE YAPILAN GÖRÜŞME

1995 Adıyaman doğumluyum. Lise mezunuyum. Antep’te pansiyonda kalıyorken 2. günde baskın yaptılar. Kafama ayaklarıyla bastılar. ‘Kayıp ilanından dolayı aranıyorsun’ dediler. Avukat istemediğime dair kağıt imzalattılar. Arabaya bindirdiler ve hiç durmadan direkt Diyarbakır’a götürdüler. Diyarbakır’da küçük çuval ve poşet geçirdiler kafama. Dayak attılar. Beni çok tehdit ettiler. Pişmanlık yasasından faydalan, en fazla iki yıl yatarsın dediler. Kabul etmezsen Diyarbakır Cezaevi'nde yatarsın kabul edersen yardımcı oluruz dediler. ‘Cezaevinde sana kötü şeyler yaparlar’ dediler.
Ailemin yanından 7 ay önce ayrıldım. Ayrılış sebebim ailevi sebeplerdi. Gençlik ateşiyle evde çatışmalar yaşadım. Oku diyorlardı, çalış diyorlardı. Daha sonra rüyalar gördüm ve etkilendim. Namaz kılmak aslında hep içimde vardı. Dersaneye başladıktan sonra namaza başladım. Birkaç kez Nakşibendi cemaatine gittim. Çeçen videoları aldım, internetten videolar izledim. Her kesimden insanlarla ilişkim ve iletişimim vardı. Çok kişi ile konuşunca kafam karıştı. Onun için namaz kıldım. Maraşlılar Camisi'ne gidiyordum. Medrese vardı. Birkaç şey görünce tiksindim. Şeyhten çok söz ediyorlardı. Ben de ‘Allah’a zikredin dedim’ ayrıldım.
Bu 7 ay boyunca hep yalnız gezdim. M.T. de benim çocukluktan arkadaşımdı. O da aynı dönem kaçtı. Aynı gün ayrıldığımız için diğer insanlar onlarla kaçtığımı düşündü. Annem evde yokken kaçtım. Aileme ‘beni medreseye gönderin’ dedim ama beni göndermediler. Şiddetli rüyalar gördüm, ateşli rüyalar… Sabah namazına kalkmak istedim, sonra ailem tedirgin olmasın diye namaz kılmadım. Yattıktan sonra çok şiddetli bir tokat yedim. Rüyamda volkan ateşi gördüm.
Kardeşim Hüseyin de benim etkimle namaza başladı. Hasret ablam da benden etkilendi. Diğer annemden olan ablalarım da eşlerinden dolayı zaten namaz kılıyorlardı. Baba tarafımda dönmelik var. Babaannem Sünni.
Lise döneminde esrar içtim. Bazen içiyordum. Serseri takımı ile içmiyordum, içki de içerdim. Bağımlı değildim. Ayda bir filan içiyordum.
Evden ayrıldıktan sonra eskiden tahta kumbaramda biriktirdiğim paralarla geçindim. Kimseden para almadım. Ayrılırken mektup bıraktım. Duygusal bir mektuptu. Köşe bucaklarda çok ağladım. Geri dönmedim, ailemin inançsal açıdan değişmesini istedim ve bekledim.
Kaçtıktan iki ay sonra Kadıköy’de, Eminönü’nde pansiyon evlerde kaldım. Günlüğü on, onbeş liraydı. Kaldığımın ikinci günü polis geldi. ‘Niye askere gitmiyorsun, asker kaçağısın’ deyip kağıt imzalattılar.
Diyarbakır’a mitingden bir hafta önce geldim. Mitinge Kürt olduğum için destek amaçlı gittim. Alandan herkesi boşalttılar. ‘Bölgeyi arayacağız’ dediler. Tekrar girdim, bir parkta oturdum. O çevredeydim. Konuşmalar vardı. 3 su aldım. Üzerime döktüm, çok sıcaktı. Mitingin sonu beklemeden ayrıldım, berbere gittim. Patlamayı yarım saat sonra öğrendim.
Bir insan öldürmek bütün insanlığı öldürmektir. Ben devletime sadığım. Suruç’a da üzüldüm. Suruç’taki bombacıyı tanımıyorum.

Suruç katliamcısı, Diyarbakır HDP mitingi bombalamasında aranan ikinci kişi mi?

Psikolojim iyi değil. İntihar etmeyi düşünüyorum. Bugün psikoloğa gittim. Yalnız kalmak istemiyorum, canım sıkılıyor. Burada etkinlik yok, kafayı yiyeceğim. İki gardiyan beni dövdü, ‘Bu ışık niye açık’ diye. Gardiyanlarla konuşmaya çalışıyorum. İnsanlarla bir arada olmak istiyorum. O nedenle yanıma başka mahkûm vermelerini istedim. Sırf ses olsun diye TV’yi açık bırakıyorum. Kendime zarar verebilirim. Artık dayanamıyorum. Avukatım yok. Fıkıh, hadis ve Kur’an okuyorum. Bugün fıkıh ve ilmihal istedim.’’

SONUÇ

1. Bölgede sınır güvenliği yok denecek durumdadır. Bu durum IŞİD'in örgütlenmesine ve buradan gençleri toplayıp Suriye ve diğer bölgelere götürmesine olanak tanımaktadır. Evi terk eden çocuğunun peşinden Suriye'ye kadar gidip gelen ailelerin sayısı dahi ciddi düzeydedir. Ayrıca bu geçişlerde devletin ihmal dışında önemli etkisinin olduğuna yönelik iddialar da mevcuttur. Özellikle ambulanslarla karşı taraftan yaralı getirildiği ve giderken buradan gençlerin götürüldüğü iddiası ve gençlerin sınırdan 20 TL'ye geçtiklerine yönelik beyanları yaygın şekilde dillendirilmektedir. Bu durumla ilgili acilen soruşturma yürütülerek gerekli işlemler yapılmalı, sınır güvenliği sağlanmalıdır.
2. Yapılan incelemelerde Emniyetin terör örgütü IŞİD'e katılımları engelleyici hiçbir çalışmasının olmadığı, bu tutumun IŞİD'e katılımları teşvik ettiği, IŞİD'e terör eylemleri gerçekleştirmeye gidenlerin Adıyaman'a geri döndüğünde elini kolunu sallayarak özgürce hareket ettiği, hatta döndükten sonra ifadesi alınan bir gencin geri bırakıldığı ve tekrar Suriye'ye gittiği, örgüte yeni katılımlar sağlamak örgüt adına organizasyonlar yapıldığı ve hiçbir emniyet baskısına maruz kalmadığı çok açık ve net biçimde görülmüştür. Diyarbakır bombacısı olduğu söylenen Orhan G.'nin patlamadan yaklaşık bir yıl, evi terk etmeden ise 6 ay önce ailesi tarafından Emniyet'e şikâyet edildiği belirtilmektedir. Emniyet yetkilileri ile yapılan görüşmelerde de bu tespitlerin aksine bir beyanda bulunulmamıştır.
3. Her türlü muhalif kesime, sol düşünceye tahammülsüzce yaklaşan, fişleyen, tutuklayan ve yargı eliyle cezalandırmaya çalışan hükümetin ve devlet erkinin, söz konusu IŞİD olunca en hafif tabirle göz yumduğu ve görmezden geldiği görülmektedir. Görülmektedir ki, Emniyet birimleri IŞİD'e yönelik bir karşı çalışma içerisinde değildir. Heyetin Adıyaman'da bulunduğu sıralarda, IŞİD terör örgütü üyesi bir şahıs Adıyaman'a evine dönmüştür. Heyetin bu şahısla ilgili Emniyet birimlerine aktardığı bilgi, herhangi bir işlem görmemiştir. Şahsın yeni katılımları örgütlemesi, ya da bir terör eylemi gerçekleştirmesi riskine rağmen, Emniyetin bu tavrı heyeti dehşete düşürmüştür.
4. IŞİD'e katılım noktasında elde net bir sayı bulunmamaktadır. Hükümet yetkilileri tarafından sayı 10-15 kişi olarak gösterilmeye çalışılsa da kamuoyunda dile getirilen sayılar 300 ile 500 arasında değişmektedir. Bu da durumun vahametini daha da ciddi biçimde ortaya sermektedir. Bu kişilerin sürekli sınırdan Türkiye'ye gelip gittikleri ve yeni kişileri etkiledikleri değerlendirildiğinde yeni acı olayların olması muhtemel bir tehlike olarak dikkat çekmektedir.
5. Şehirde, IŞİD'in örgütlendiği ve irtibat noktası olarak kullandığı belirtilen mekânlar ile ilgili yapılmış herhangi bir işlem bulunmamaktadır. Özellikle kahvehaneler halen örgütlenmede kullanılmaya devam edilmektedir. Çocukların dersanelere başladıktan sonra değişmeye başlaması, buralar aracılığıyla IŞİD'in örgütlenmesini yaygınlaştırdığını göstermektedir. Aynı şekilde örgüt propagandası yapılan bazı camiler de dikkatle incelenmeli ve bu duruma göz yuman kişiler hakkında takipte bulunulmalıdır.
6. Sınır güvenliği, emniyet ve istihbarat zaafiyeti, yetkililerin IŞİD'le mücadele etmekte ihmalkâr davranması ve örgütlenmesine göz yumması neticesinde IŞİD, örgütlenmesinde mesafe kat etmiştir. Devletin derhal duruma el koyması ve sorumlu yetkililer hakkında işlem yapılması, eksik olan sınır güvenliği ve istihbarat ağının acilen güçlendirilmesi gerekmektedir. Evi terk eden kişilerin IŞİD'e gidip geldiğinin bilinmesine rağmen bu kişiler hakkında işlem yapılmaması ve serbest bırakılmasında IŞİD'in terör örgütü olarak görülmemesi durumunun etkili olduğu görülmektedir. Bu nedenle IŞİD'in terör örgütü olduğu konusunda kimseyi tereddüde düşürmeyecek şekilde kesin ve net tutum alınması ve alınacak tedbirlerin bu çerçevede yenilenmesi gerekmektedir. (CİHAN)