Diyarbakır: Yorgun, mülteci ama mutlu

Diyarbakır: Yorgun, mülteci ama mutlu
Diyarbakır: Yorgun, mülteci ama mutlu
Türkiye kritik eşikten geçerken Diyarbakır'ın kabinedeki temsilcisi Mehdi Eker zor süreci Radikal'e değerlendirdi: "Başarısızlık akla bile getirilmemeli."
Haber: YAVUZ OĞHAN / Arşivi

Çözüm süreci nasıl gidiyor?
Yani inşallah. Şu ana kadar gelişmeler umut verici.
Siz Diyarbakır milletvekilisiniz, nasıl karşılandı orada bu süreç?
Diyarbakır’da zaten son derecede coşkuyla, heyecanla, iyimserlikle karşılandı, en başından beri. Orada bir problem yok.
İnsanlar bıktı mı artık, sürece desteği nasıl açıklıyorsunuz?
Bir kere bir idrak var. Toplumsal bünye, toplumsal yapı bütün dokularıyla bu meseleyi iliklerine kadar hissetmiş, çözümsüzlüğün acısını yaşamış ve çözümün aciliyetini kavramış durumda.
Hükümet bunu görerek mi çıktı yola?
Şüphesiz ama önemli bir faktör daha var. Bu süreç toplumsal gelişmenin, Türkiye ’nin demokratikleşmesi ve sivilleşmesinin de bir tezahürü. Geçmişte sistem şeffaf olmadığı için toplum tam olarak bilgilenemedi ve devlet birçok yanlış yaptı. Teşhis de yanlıştı, tedavi yöntemleri de. Devlet kendi vatandaşlarını tektipleştirmeye, bir grup vatandaşının varlığını inkâr etmeye, bir kalıba koymaya çalıştı. Sonuca ulaşabilmek için antidemokratik uygulamalar, baskılar ve hatta askeri darbeler devreye sokuldu.
Bugünü nasıl açıklıyorsunuz?
Sonraki aşamada şeffaflık devreye girdi, bütünüyle demokratikleşme yoluyla çözüm sürecinin nasıl hayata geçirileceği öne çıktı. Türkiye’nin kurum ve kuruluşlarında sorunun çözümü konusunda mutabakat sağlandı. Kanın durdurulması, gözyaşının dindirilmesi için kaybedecek tek saniye olmadığına ilişkin algı oluştu.
O algı Diyarbakır’da ne durumda?
Diyarbakır zaten hazır. Diyarbakır en çok acının hissedildiği yer, bir manada bu meselenin sinir uçlarının olduğu nokta. Bu şehir Türkiye’nin en güzel, en eski yerleşim birimlerinden biriyken, bölgedeki antidemokratik uygulamalar, hatalar, yanlışlar, zulümler yüzünden o kadar çok gözyaşı döktü ki; şehir şehir olmaktan çıktı, bir mülteci kampına dönüştü.
Mülteci kampıyla ne kastediyorsunuz?
Devlet PKK ile mücadele edeceğim diye köyleri boşalttı, yaktı. İnsanlar yaralı, dayak yemiş, haksızlığa uğramış bir biçimde kaçtı ve Diyarbakır mülteci kampına yerleşti. Bir anda nüfus birkaç kat arttı. Şehrin zenginleri, okumuşu Diyarbakır’ı terk etti. Ve bu mülteci grup şehrin dominant sosyal grubu haline geldi. Dolayısıyla Diyarbakır bugün bu çözüm iradesinin ortaya çıkmasından en mutlu olan şehir. Yolda yürürken insanlar “Siz bu süreci tamamlayın, gözyaşını durdurun, kan akmasın, biz size şemsiye oluruz” diyorlar.
Batıda durum nasıl?
Bana göre aynı durum batıda da var. Bizde en gergin anlarda bile vatandaşlar arasında bir sorun olmadı. Sorun sadece sistemdeydi. Bizim iktidarımız döneminde sistem rehabilite edilince vatandaşlar da çözüm için desteğini ortaya koydu.
“Demokratik standartları yükseltmek için PKK ile görüşmeye gerek var mıydı?” eleştirisine ne diyorsunuz?
O şöyle olurdu, PKK gelişmeden, büyümeden Türkiye tedbirlerini alacaktı. O zaman alacaktı. Şimdi ortada bir terör örgütü var. Bu terör örgütü kan akıtıyor, can yakıyor. Mücadele ediyorsun, mücadele esnasında ölümler oluyor, şehitler oluyor.
“PKK dikkate alınmadan çözüme ulaşılamaz” diye mi algılamalıyız sözlerinizi?
Yapamazsın, yapılamaz ki yani…
Mutlaka iletişim mi gerekiyordu?
Mutlaka. 84’ken itibaren dağda 3-5 bin kişi var. O yöntem doğru idiyse bugün hâlâ dağda neden 3-5 bin kişi var? Demek ki uygulanan yöntemde sorun var.
Bugün çözümün parametreleri neler?
Süreci demokratikleşme ve sivilleşme yoluyla meseleyi çözecek bir yöne çevirmek gerekiyor. Ama bundan önce Türkiye’de silahların susması, konuşulabilecek bir zeminin oluşması şart. Sonra demokratik bir ortamda Türkiye’nin, meselelerini konuşarak, tartışarak ikna yöntemiyle çözmesine gelecek sıra.
Herhalde beklenti silahlı unsurların Türkiye dışına çıkması…
Şu anda beklenen gelişme bu.
30 yıl savaşan örgüt bunu niye yapar?
Çünkü netice alınmış değil. Sonuçta bu tür silahlı eylemlerle, terör faaliyetleriyle bir sonuç alındı mı, alınmadı. Sadece insanlar öldü, o kadar.
Ama bir farkındalık yaratıldı…
Farkındalık başka bir şey, farkındalık yaratarak sonuca ulaşılamıyor.
Ülkenin önünde iki sonuç var, sürecin başarılı olması ya da akamete uğraması. İki durumu da değerlendirir misiniz?
Süreç başarıya ulaşırsa, canı gönülden ulaşmasını diliyorum, Türkiye’nin önü açılır. Türkiye kendi iç meselesini kendi iradesi ile çözebilme gücünü ve kararlılığını kanıtlamış büyük devlete dönüşür. Başarıya ulaşmaz ise diye bir alternatif düşünmüyorum. Allah korusun. Ne olur? Türkiye yeniden kan ve gözyaşına döner.
Başarısızlık halinde sorun dünden farklı bir boyuta taşınır mı?
İyi ya, öyle olmaması için herkesin elinden geleni yapması lazım.
Öcalan bu süreçte siyasi bir aktöre dönüştü tespitine ne dersiniz?
Öcalan’ın örgütü üzerinde etkisi olduğu açık. Öcalan ile görüşmeler yapılmak suretiyle, varsa yapabileceği bir şey onlardan yararlanıldı. Bu sürecin ardından nasıl bir tarif, nasıl bir unvan çıkar, bilemem. Bu tarifi kamuoyu ve tarih belirleyecek.