Dolardaki artış devam edecek

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Merih Paya, dolardaki artışın devam edeceğini, liranın hâlâ çok değerli olduğunu söylüyor.
Neşe DÜZEL'in röportajı...
Haber: NEŞE DÜZEL / Arşivi

NEDEN? Merih Paya
Gerek siyasette, gerek ekonomide, her şey iyiye doğru giderken, Türkiye çok özlediği olumlu bir ortama girmişken, birden gene her şey altüst oldu. Siyaset dünyası imam-hatip tartışmasıyla, ekonomi ise döviz fiyatlarının ani fırlamasıyla gerginleşti. Siyasetteki gerginlikler aslında yapay gündemlerden kaynaklansa da, ekonomideki sorunlar, siyasete kıyasla çok daha gerçek ve ciddi. Türkiye, ekonomideki temel sorunlarını bir türlü kalıcı bir biçimde çözemiyor. Politikacılar ise bu sorunlarımızın ciddiyetini fark etmezmiş gibi davranıyor. Başbakan en kritik günlerde, devletin harcamalarını artıracağını söyleyerek, ekonomide dengelerin ve güvenin iyice sarsılmasına yol açıyor. İnsanların kafasında ise yeniden bir ekonomik krize mi giriyoruz endişesi oluşuyor. Ekonomi profesörü Merih Paya ile Türkiye ekonomisini nelerin beklediğini, hükümetin temel ekonomik sorunlara yaklaşımını, yaptığı hataları, döviz fiyatlarıyla enflasyonun nereye doğru hareketlendiğini, ekomide nasıl bir yıl yaşama ihtimalinin bulunduğunu ve alınması gereken tedbirleri konuştuk. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'nde para ve makroekonomi dersleri veren Prof. Merih Paya'nın 'Para Teorisi ve Politikası',
'Makro İktisat' kitapları var.



Ekonomide beklentiler olumluyken, her şey iyi gidiyor diye düşünülürken,
piyasalar birden dalgalandı. Kıbrıs'ta Rum kesiminin hayır demesine, ABD'nin faizleri artırmayı düşünmesine denk geldi bu ilk dalgalanma. Sonra, cari açık gibi olumsuz ekonomik rakamlar ve imam- hatip gerginliği de eklenince, dolar on günde yüzde 15 değer kazandı. Bunlar, büyük bir ekonomik depremin ilk habercileri mi?

Ekonomide çok ciddi sorun olduğunun habercisi bu. Çok kritik bir döneme girdik. Hükümetin hemen önlem almasını gerektiren bir durum var ortada. Aslında piyasalar bir süredir ekonominin bozulacağını bekliyordu.
Niye?
Çünkü ekonomik göstergeler olumlu değildi. Cari işlemler açığı, ithalat-ihracat rakamları, Türk Lirası'nın uzun süredir aşırı değerli olması, piyasaları endişelendiriyordu. Ocaktan sonra şubat ayı cari açığının da 2 milyar dolar gibi çok yüksek çıkması, bu tedirginliği doğruladı. Cari açık bu yıl 12 milyar dolara tırmanacak gibi.
2001 krizi 9 milyar dolarlık bir cari açıkla yaşanmamış mıydı? Cari açık ekonomide bir kriz tehlikesinin işareti değil midir?
Evet. Türkiye'de yaşanan krizlerin büyük bölümü döviz krizleridir. Yani cari açık krizleridir. Cari açık, kazandığınız dövizle harcadığınız döviz arasındaki farktır. Yani cari açık, imkânınızın üzerinde yaşıyorsunuz demektir. Bu patolojik bir durumdur. Çünkü boğazınıza kadar borca batmışken, hâlâ borç alıp yaşamınıza bakıyorsunuz demektir. Bu yüzden piyasalar cari açık büyüdüğünde endişelenmeye başlar. Türkiye'de şu anda cari açık hızla büyüyor. Mart ve nisanda da büyüyecek.
Cari açık nedeniyle ekonomide şimdi bir kriz yaşanıyor mu peki?
Krize girmedik ama kriz sinyalleri güçlendi. Hava karardı. Kafalarda çok olumsuz senaryolar yazılıyor. Borsadaki düşüş, dövizde dalgalanma, Türk ekonomisiyle ilgili olumsuz dış açıklamalar, Türkiye'de işlerin zorlaştığını gösteriyor. Hükümetin bir şey yapması lazım. Seyrederse, ekonomide çok büyük bir hayal kırıklığı olacak.
İmam-hatip tartışmasının yarattığı siyasi gerilim, ekonomide durumu daha kötüye götürür mü?
Siyasal kriz derinleşirse, piyasalar mutlaka tepki verir ama siyasetin ekonomi üzerinde geçmişteki gibi çok ciddi ağırlığı yok. Piyasalar artık ekonomik gerçekleri izliyor. Çünkü iktidarda güçlü bir tek parti hükümeti var. Hükümet değişikliği söz konusu değil. Siyasi gerginlikler kolay atlatılıyor. Artık ekonominin temelleri öne çıktı.
Türk ekonomisinin temelleri sağlam mı peki?
Ekonomi 2003 yılını kötü kapatmadı. Ama bu yıl, geçen sene yakalanan olumlu rüzgâr değişti. Rakamlar, 2004'te durumun ters yönde gitmeye başladığını gösteriyor. TL'nin yabancı paralar karşısında hâlâ aşırı değerli olması ise bu kötüye gidişi daha da kışkırtıyor. Ama hükümetin dövizde doğrudan yapacağı bir şey yok.
Dolar artışını sürdürecek mi?
Döviz kurları yukarıya doğru gidecek. Merkez Bankası döviz fiyatlarındaki bu tırmanışa ilk başlarda müdahale etmez. Çünkü gücü sınırlı. Eğer hükümet bütçede disiplinli olsaydı, ekonomide bu kadar gerginlik olmazdı. Ama hükümet çıkardığı bütçeyi bir haftada deldi. Şu anda piyasalar hükümete pek güvenmiyor. Mesela geçen hafta İzmir İktisat Kongresi'nde Başbakan,
'Faiz dışı fazlayı yüzde 5.5'a düşürmeyi düşünüyoruz' deyiverdi. Döviz piyasalarının gerilmeye başladığı bir ortamda siz bütçeyi açarsanız, kamu harcamalarını artırırsanız, doları bugün bulunduğu yerde tutmak mümkün olmaz. Doların fiyatı o zaman 2 milyon lirayı da aşar gider.
Biz, ekonominin iyi durumda olduğunu sanıyorduk. Son sarsıntı aslında durumun sandığımız kadar iyi olmadığını mı gösteriyor?
Durum eskiden de iyi değildi. Türk Lirası uzun süredir olması gerekenden daha değerli durumda. Piyasalar bunun sonuçlarını çoktandır görüyordu. Hükümet ise bu durumu aşağıdan aldı, 'Önemli değil, serbest kur rejimine geçtik' gibi açıklamalar yaptı. Ama ekonomide yaşanan gerçek bu değildi.
Anlamadım. Aslında piyasa çevreleri ve siz ekonomistler rakamlara bakıp ekonominin hiç de iyi durumda olmadığını biliyordunuz ama halk pek bilmiyordu. Öyle mi?
Bir sürü iktisatçı cari açığın ve döviz kurunun yaratacağı tehlikeye işaret etti. Ama Türkiye'de bazı iktisatçılar, piyasanın duymak istediğini söylemeyi kendine meslek edindi. Böyle bir talep olduğu için de böyle bir meslek var tabii. Finans piyasaları ekonomiyi daima iyi gösterme eğilimindedir. Çünkü işler kötüye gidiyor havasıyla finans piyasalarında iş yapmak, para kazanmak mümkün değildir.
İyimserlik işte biraz buradan kaynaklandı. Bir yanlış hava verildi. Yoksa bir seneden fazladır TL aşırı değerleniyor.
Hükümet, ekonominin iyi gitmesi için yapması gerekenleri yaptı mı peki? Bankaların özelleştirilmesi, rehabilitasyonu, batıklardan tahsilat yapılması, KİT'lerin özelleştirilmesi, yolsuzlukların önlenmesi, Türkiye'nin ürettiğiyle tükettiği arasındaki açığın kapatılması, işsizliğin azaltılması, faizlerin düşürülmesi, kamunun ekonomideki ağırlığının azaltılması gibi ciddi sorunlarda hükümet kalıcı çözümler üretebildi mi?
Üretemedi. Yapısal reformlarda ciddi zaaflar, gecikmeler var. Türkiye'nin borç yükü hâlâ çok kritik düzeyde. Dünyada en borçlu ülkelerdeniz. Sağlıklı, istikrarlı ekonomik ortam bir türlü oluşamıyor. Mesela kamu bankaları özelleştirilmediği gibi bankacılık sorununa hâlâ tam bir teşhis de konulamadı. Bankacılıkta hâlâ yeni kanunlar çıkarılıyor. Bu arada vergi de çok ciddi bir yapısal sorun. Hükümet hâlâ vergi toplama iradesini ortaya koyamıyor. Çünkü üzerine gideceği kitleler Türk siyasetinde son derece etkin.
Vergi toplamamanın sonucu ne oluyor peki?
İstikrar programı halka ağır yansıyor. Maçı hep zamla ve yüksek faizle götürüyorsunuz. Halbuki Türkiye'de verginin önü öyle açık ki. İstanbul Defterdarlığı 1100 lüks arabanın sahibini araştırmış. 800'ü hiç vergi vermiyormuş. Kaba bir denetimle bile bu ülkede vergi hasılatı muazzam artar.
Ama hükümet ekonomide yapması gerekenleri yapmıyor. Yapmadığı gibi, Başbakan harcamaları artırmak gibi piyasayı gerecek sözler ediyor.
Hükümet ekonomik konularda acemi mi? Tehlikeyi görmüyor mu? Başbakan ve bakanlar niye piyasalar dalgalanırken, sarsıntıyı daha da artıracak laflar ediyorlar?
Hükümetin ekonomik sorunlara çok hazırlıklı gelmediği açık. İlk iktidara geldiği zamanı hatırlayın. Olur olmaz beyanatlar verildi. Neyse sonra o beyanatlar kesildi. Zaten Başbakan'ın son açıklamalarına, IMF Başkanvekili Krueger, 'Faiz dışı fazlayı düşürürseniz, bunun sonuçları trajik olur' dedi. Dikkat edin, kötü olur demedi, 'Trajik olur' dedi. Başka ne desin? Zaten hükümet de kamu harcamalarını artırmaya cesaret edemez. Çünkü bu durumda IMF, programı iptal eder. O zaman Türkiye'den sadece sıcak para değil, her türlü para gider.
Hükümet, piyasadaki son dalgalanmayı önleyebilir mi peki?
Tedbir alırsa, dalgalanmayı bastırabilir. Ama şunu bilelim. Döviz kuru artık hareket edecek. Dolar çıkacak. Döviz fiyatları yaz aylarında gevşeyebilir ama, dövizin yukarıya doğru hareket edeceği bir trend oluştu artık ekonomide. Merkez Bankası'nın kur endeksi de zaten çok açık sinyaller veriyor. Bu endekse göre, TL yabancı paralar karşısında yüzde 52 aşırı değerliydi Son günlerde fark yüzde 40'lara geriledi.
Dövizin gerçek fiyatı ne olmalı?
Türk Lirası hâlâ yüzde 40 daha pahalı. Bu fark telafi edilecek. Eğer ekonomi iyi yönetilirse, dövizdeki yüzde 40'lık fiyat artışı birbuçuk seneye yayılır. Bu da doların 1 milyon 900 bin, 1 milyon 950 bin lira olması demektir. Ama hükümet tedbir almaz, piyasaları tedirgin ederse, döviz yüzde 40'ın da üzerinde zıplayabilir ve buna ek olarak yüzde 30 daha artabilir.
O zaman dolar 2 milyon lirayı da aşabilir. Ama bu söylediğim, kötü bir yönetim senaryosunun sonucudur. Mesela 2001 krizinde dolar çıkmaması gereken bir noktaya fırlamıştı ve panikle 1 milyon 700 binlere yükselmişti.
Dolar hızla yükseliyor. Hafta sonunda 1 milyon 500 bin lirayı buldu. Bu yükseliş devam eder mi yoksa durur mu?
Bir buçuk sene önce dolar 1 milyon 700 binleri gördüğü için bu çok önemli bir sıçrama değil. Hükümet kararlı ve disiplinli bir politika uygularsa, dolar 1 milyon 700 bin, 1 milyon 800 bine gider ve orada durur. Ama hükümetten bir önlem yok.
2001 krizine sıcak paranın bizim piyasalardan kaçması neden olmuştu. Şimdi yeniden sıcak paranın kaçtığı söyleniyor. Söylentilere göre 3-4 milyar dolar Türkiye'den yurdışına çıkmış son dönemde. Bu miktarda döviz çekilmesi ekonomiyi nasıl etkiler?
İş burada kalırsa, bu kadar kaçış vahim değil. Ama deminden beri söylediğim gibi, TL'nin aşırı değerliliği hâlâ sürüyor. Hükümet ise buna düşünce düzeyinde bile bir hazırlık yapmıyor. Gerçi ekonomi döviz açısından soluk alabileceği yaz dönemine giriyor ama, eğer yaz ayları iyi değerlendirilmezse, sonbahar çok tatsız geçecek. Çünkü cari açık tehlikeli bir biçimde büyüyor. Cari açığın hızla büyümesi, döviz üzerinde büyük bir baskı olacak demektir. Anlayacağınız, bir taraftan sıcak para kaçıyor, diğer taraftan cari açık büyüdüğü için döviz talebiniz artıyor. Ayrıca Amerika ve Avrupa ekonomileri de artık durgunluktan çıkıyor.
Dünya ekonomisinin düzelmesi, Türk ekonomisini bozar mı?
Gelişmiş ülkelerdeki ekonomik canlanma, onların kaynak kullanımını artıracak ve fonlar bizden onlara kayacak demektir. Zaten bu ülkelerden faiz artırma sinyalleri de gelmeye başladı. İşte biz o zaman daha zor ve çok daha yüksek faizle borçlanabileceğiz. Aslında Türkiye son bir buçuk senedir dünya ekonomisi durgunken çok iyi bir rüzgâr yakalamıştı. Dünyada faizler düşüktü. Paralar, faizlerin daha cazip olduğu gelişmekte olan ülkelere akıyordu. İşlerin iyi gidiyor gözükmesine de bu iyi rüzgâr neden oldu zaten.
Şimdi rüzgâr tersine mi döndü?
Evet. Bizim için şu anda bir olumsuzluk daha var: Yükselen petrol fiyatları. Petrolün varili 40 dolara çıktı.
Peki bütün bu gelişmeler ve ekonomideki son dalgalanma enflasyonu nasıl etkileyecek?
Enflasyon yeniden yükselmeye başlayacak. Petrol ve döviz kurundaki artış mutlaka fiyatlara yansıyacak. Önümüzdeki beş ay fiyatlar artacak.
Enflasyon oranı bu yıl sonunda ne olacak sizce?
Bu yılın enflasyon hedefi yüzde 12'ydi ama bunu aşacağız. Hükümet ekonomide tedbir alırsa, yıl sonunda enflasyon yüzde 15'lerde olur. Tedbir almazsa, yüzde 25, 30'u bulur. Bu da uygulanan ekonomik programa ciddi bir darbedir. Programa ve hükümete olan güven sarsılır. Vatandaşın daha fazla fedakârlık yapacak gücü de olmadığından, çok olumsuz bir havaya girilir. Hele enflasyon anlamlı bir yükseliş trendine girerse, Türkiye'nin borçları, 'Konsolidasyon olur mu?' diye tekrar tartışma konusu yapılır. Türkiye'nin gündemi artık ekonomi olmalı.
Gerek halkın gerekse piyasaların çok olumlu bir psikolojisi vardı ama son dalgalanmalarla birlikte bu olumlu hava da dağılmaya başladı. Bu psikolojik değişimin ekonomi üzerinde etkisi ne olur?
Türkiye'nin ciddi sorunları var ama, hükümetten kararlı bir uygulama görse, insanlardaki olumsuz psikoloji hemen dağılır. Kriz endişesi kalkar.
Ciddi sorunlarımız var dediniz. Türkiye özelleştirmeyi de bir türlü gerçekleştiremiyor. Türkiye hâlâ Ziraat, Vakıflar ve Halk bankalarını satmadı. Tüpraş, enerji santralları, Petkim, Telekom hiçbir şey satılmadı. Bu hükümet sadece Tekel'in içki bölümünü sattı. Yaptığı tek özelleştirme bugüne kadar bu. Özelleştirmeyi yapmadan ekonomiyi düzeltmek mümkün mü?
Teorik olarak mümkün ama, özelleştirme ekonomiyi rahatlatan bir unsurdur. Özelleştirmenin yapılması, ekonominin açıldığının da bir ifadesi olur. Dışarıya 'Bu ülkede doğru dürüst bir ekonomi var. Bu ülke, iş yapılabilir bir ülke' mesajını verir.
Son bir soru sorayım. Hükümetin ekonomide attığı olumlu adımlar neler?
IMF'yle üzerinde anlaşılmış bir program var. Beş, altı aydır para politikası gevşese de, iç talep çok artsa da, bu programdan büyük bir sapma olmadı.
IMF'yle anlaşma bu yıl bitiyor. Hükümet yola IMF ile devam etmeyebileceğini söylüyor. IMF ile anlaşma yapılmazsa ne olur?
Hiç şüpheniz olmasın, hükümet IMF ile çalışmaya devam edecek. Çünkü gelecek senelerde bizim IMF' ye ihtiyacımız çok daha fazla. IMF'ye 20 milyar dolar borç stokumuz var. 2005'te borç ödemeye başlayacağız. Özellikle 2006'da 6-7 milyar dolarlık borç ödemeleri olacak.
Bu ödemeleri ekonomiyi sarsıntıya uğratmadan yapabilir miyiz?
Bu performansla hayır. IMF'yle anlaşınca, borçlar zamana yayılacak. IMF ile anlaşmazsak bu borcu nasıl ödeyeceğiz? Biz, önümüzdeki senelerde IMF'ye çok daha bağlıyız.