DUVARLARIN DİLİ OLSA

Yunanistan'da geçtiğimiz hafta yapılan bir üst düzey atama, diplomatik kulislerde göründüğünden çok daha farklı yorumlara yol açtı.
Yunanistan hükümeti...

Ankara ile Atina: 1-1
Yunanistan'da geçtiğimiz hafta yapılan bir üst düzey atama, diplomatik kulislerde göründüğünden çok daha farklı yorumlara yol açtı.
Yunanistan hükümeti, gizli servis EİP'nin (Etniki İpiresia Pliroforion-Milli Haberalma Servisi) başına eski Ankara Büyükelçisi Yoannis Kurantis'i getirdi. Kurantis, Ankara'dan önce Washington'da, Ankara'dan sonra Brüksel'de görev yapmış deneyimli bir diplomattı. Selefi Dimitrios Nezeritis gibi, Yunanistan'ın PKK'ya verdiği desteği protesto eden göstericilerle uğraşmak zorunda kalmamış, Yorgos Papandreu-İsmail Cem'le gelen siyasi yumuşamanın tadını çıkarmıştı. Gaziosmanpaşa ahalisi, onu küçük köpeğiyle çıktığı sabah yürüyüşleriyle hatırlıyor.
Diplomatik kulisteki iddia ise şu: Türk hükümeti, sivilleşen Milli Güvenlik Kurulu'nun (MGK) başına Atina Büyükelçisi Yiğit Alpogan'ı getirince, yani en yüksek güvenlik koordinasyonunu bir Yunanistan-Kıbrıs uzmanına teslim edince, Atina bunun altında kalmak istemedi. Onlar da istihbarat servisinin başına bir Türkiye uzmanını getirdi.
Yani diplomatik cephede durum 1-1. Bakalım kim ikinci golü atacak.
Hey, artık konuşabilirsiniz!
Geçen hafta AB İlerleme Raporu üzerine hükümet ve bürokrasiden ses çıkmadı. Başbakan ve Dışişleri Bakanı dışındaki hükümet üyeleri susuyorlardı. Küçük bir araştırma gerçeği ortaya çıkardı.
Radikal'e bilgi veren hükümet ve yüksek bürokrasi içinden kaynaklar açıkça, "Konuşmamız yasaklandı" diyordu. Buna göre, raporun yayımlandığı 6 Ekim tarihinden bir gün sonra çalışma odalarına gelince, önlerinde bir Başbakanlık genelgesi bulmuşlardı. Genelgede, raporla ilgili yorum yapılmaması isteniyordu. O nedenle konuşamazlardı.
Araştırınca genelgenin gerçeğin yalnızca bir kısmını yansıttığını gördük. Genelge olduğu doğruydu. Ama hâlâ geçerli olduğu yanlıştı.
Genelge, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Avrupa Konseyi için Strasbourg'a gittiği sırada vekâlet verdiği Dışişleri Bakanı Abdullah Gül tarafından, 6 Ekim akşam saatlerinde yayımlanmıştı.
Gerekçesi, raporun henüz tam metni Ankara'ya ulaşmadığı saatlerde, okumadan yapılacak yorumlarla Türkiye'nin zor durumda kalmasını engellemekti. 7 Ekim akşamı Erdoğan dönünce ve daha o günden itibaren rapor okunup değerlendirilmeye başlanınca, genelge geçersiz kalmıştı.
Ama bu, hassas dönemde konuşup sorumluluk almak istemeyen bakan ve bürokratlar için hâlâ iyi bir gerekçe oluşturuyordu. Buradan tekrarlıyoruz: Ortada rapor üzerine konuşmak isteyen bakan ve bürokratı engelleyen bir durum yok.
AB'ye ayrı, devlete ayrı...
Türkiye'nin Avrupa Birliği süreci artık fıkralara da konu olmaya başladı. Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik de geçtiğimiz günlerde gittiği Bingöl ve Diyarbakır'da katıldığı sıra gecesinde bir AB fıkrası anlattı. Fıkra bir taksici ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) avukatı arasında Diyarbakır'da geçiyor. Fıkra şöyle: AİHM'den bir avukat, incelemeler için Diyarbakır'a gelmiş. Uçaktan inince bir taksiye binmiş. Taksici, kravatlı ve takım elbiseli avukatı devlet erkânından sanmış. Avukat, taksiciye, "Burada devletle millet arasındaki ilişki nasıl" diye sormuş.
Taksici, devlet erkânından sandığı avukatın sorusuna, "Her şey çok iyi. Asayiş berkemal. Güvenlik güçlerimiz iyi çalışıyor. Kahrolsun PKK, kahrolsun APO" yanıtını vermiş. Şaşıran avukat, "Her şey çok iyiyse, ben niye geldim Diyarbakır'a" demiş.
Bu kez taksici uyanıp avukata dönmüş: "Siz nereden geliyorsunuz ki" diye sormuş. Avukat ise kimliğini açıklayarak, AB'den geldiğini anlatmış. Taksici, "O zaman başka" diyerek, Diyarbakır'daki sorunları anlatmaya başlamış. Avukat taksicinin neden fikir değiştirdiğini anlayamamış ve sormuş. Taksici de, "Birinci anlattıklarım benim resmi görüşümdü. ikinci anlattıklarım ise gayriresmi görüşüm" demiş.