DUVARLARIN DİLİ OLSA

Gün geçmiyor ki başkent Ankara, Avrupa'dan bir inceleme heyeti ağırlamasın. Bu heyetler genel olarak, kamuoyu Türkiye konusunda bölünmüş AB ülkelerinden geliyor ve 17 Aralık öncesi Türkiye'yi daha yakından tanımak istiyor.

Taze elden taze kahve gafı
Gün geçmiyor ki başkent Ankara, Avrupa'dan bir inceleme heyeti ağırlamasın. Bu heyetler genel olarak, kamuoyu Türkiye konusunda bölünmüş AB ülkelerinden geliyor ve 17 Aralık öncesi Türkiye'yi daha yakından tanımak istiyor. Geçen haftalarda gelen bir heyetin mercek altına aldığı konulardan biri de Türkiye'de kadının rolü idi.
Heyet, Meclis'te de görüşmeler yaptı. Avrupa heyeti bir Meclis komisyonuyla toplanmışken, komisyon başkanı, konuklara 'Ne içersiniz?' diye sordu. Komisyon başkanı, daha konuklar cevap vermeden de bir espri yaptı. Heyette bulunan iki genç hanımı işaret ederek, "Ama kahveleri hanımlar sunsun" dedi. Bu sözler Avrupa heyetinde buz gibi bir havanın esmesine neden oldu. Konunun üzerine gitmediler, ama genç hanım meslektaşlarıyla dayanışmak amacıyla, hiçbir şey içmeyeceklerini söylediler.
Espriyi anlamadılar
Türk tarafı, Avrupalıların hepsinin birden neden ikramı reddettiklerine
bir anlam veremedi. Avrupalılar neyse ki bu espriyi, "İşte Türklerin kadına bakışı" diye yorumlamadı, ama diplomatik davetlerde anlatmadan da duramadı.
Vefakâr kulübe veda ediyor
ABD'nin Irak operasyonu öncesinde basın için en popüler bakanlık Dışişleri olmuştu. Operasyondan önceki 4-5 aylık süreç, çok hızlıydı. ABD'nin
kuzey cephesi açma isteği, mutabakat muhtırası pazarlıkları nedeniyle, gazeteciler mesailerini Dışişleri'nde geçiriyordu.
Toplantıdan toplantıya koşan diplomatlar, gazetecilere yeterli bilgi vermeye zaman bulamayınca gazeteciler de, yemekler dahil tüm ihtiyaçlarını orada karşılamak zorunda kalmıştı. Bakanlık, protokol girişindeki gazeteci keşmekeşini gidermek için bakanlık müştemilatına bir basın kulübesi dikti. Dönemin sözcüsü Hüseyin Diriöz'ün büyük çabalarıyla kurulan kulübeye telefon, kahve makinesi, havalandırma, ısınma, televizyon gibi her türlü olanak yerleştirildi.
Bakanlıkta bulunmak zorunda kalan ve soğuk günlerde sıcak bir mekân bulan gazeteciler bu kulübeye katkısı olan her diplomata teşekkür borçluydu.
Savaş bitti, gazetecilerin bakanlığa ilgisi zamanla azaldı. Müdavimlerini kaybeden kulübe de görevini tamamlamış oldu. Şimdi bakanlık, sözcü Namık
Tan'ın da büyük gayretleriyle gazetecilere 'çağdaş' bir basın merkezi hazırlıyor.
Bu hazırlığa bakan ve bakanlık yönetimi de destek veriyor.
Yaklaşan AB müzakerelerinde yine Dışişleri'ni mesken tutacak muhabirler bakanlığa her gelişlerinde kafalarını çevirip kulübeye bakacak ama hiçbir şey göremeyecek...
Kapalı piyano ve Gülben Ergen
Cumhurbaşkanlığı Köşkü'nün kabul salonunda kuyruklu bir piyano vardır. Cumhuriyet Bayramı ve benzer önemli kabullerde bu piyanonun başında önemli bir sanatçının, daveti zenginleştirmek için klasik parçalar çaldığı zamanlar olmuştur.
Bazı davetliler tarafından gereksiz bir çaba olarak görülmüş olsa da bu alışkanlık Cumhuriyet'in, Cumhurbaşkanlığı'nın sanata ve sanatçıya verdiği değerin göstergesi olarak algılanagelmiştir. 29 Ekim Cuma akşamı Çankaya Köşkü'nde verilen davette kuyruklu piyanoyu çalan herhangi bir sanatçı yoktu. Piyano kapalıydı ve naylon bir örtüyle kaplıydı.
Bu yılki davette milletvekillerinin yokluğu da dikkat çekici boyuttaydı. Yalnızca türbanlı eşleri nedeniyle tek kişilik davet alan AKP milletvekilleri değil, çift kişilik davet alan AKP ve CHP milletvekillerinin çoğu da yoktu. Haklarında soruşturma süren şampiyon milli sporcular da resepsiyonda yer almadı. Eşi, AB Anayasası imza törenine katılmayıp Çankaya'ya gelseydi bile, Emine Erdoğan da orada olmayacaktı. Ama Erdoğan soyadlı bir başka hanımın varlığı çoğu kişinin dikkatini çekti. Gülben Erdoğan ya da magazin sayfalarında değişmeyen soyadıyla Gülben Ergen, eş durumundan da olsa Köşk'teydi.