Duvarların dili olsa

Siyaset karışsa da ekonomide eskiden olduğu gibi krizlere yol açmıyor. Cumhurbaşkanlığı seçimi, 'laiklik' çıkışı mitingler, erken seçim kararı ne borsada ne da para piyasalarında çalkantı yarattı.

Milyarları var ama suyu yok!
Siyaset karışsa da ekonomide eskiden olduğu gibi krizlere yol açmıyor. Cumhurbaşkanlığı seçimi, 'laiklik' çıkışı mitingler, erken seçim kararı ne borsada ne da para piyasalarında çalkantı yarattı. Özelleştirmeler de tam gaz sürüyor.
Geçtiğimiz hafta, Halkbank'ın yüzde 25'inin halka arzında talep toplama sürerken, TCDD'ye ait İzmir Limanı'nın satışı gerçekleşti. Limanın, 1 milyar 275 milyon dolar fiyatla 49 yıllığına Global-Hutchison-Ege İhracatçı Birliği'ne devri ihalesi tamamlandı.
Özelleştirme İdaresi, İzmir liman ihalesini kendi binasında gerçekleştirdi. İhale Komisyonu Başkanı Hasan Köktaş, ihaleyi açtı, uzun uzun kuralları anlattı. Yazılı teklif, açık artırma turları derken bir ara yerinden kalktı ve idare personelinin yanına gelerek, "Bir su bile konulmamış, nasıl toplantı düzenliyorsunuz" diye çıkıştı.
Apar topar getirilen şişe suları masalara yerleştirilirken, ihalede bir kerede 5-15 milyon dolar artış yapan yatırımcılar biraz olsun rahatladı. Ancak, Özelleştirme İdaresi'nin bunca tecrübeye rağmen organizasyon eksikliği "Milyar dolarları alıyorlar ama bir yudum suyu bile çok görüyorlar" eleştirilerine neden oldu.

* * * * *
Olan Alpogan'a oldu
Köşk, Dışişleri ve hükümet arasında yaşanan çatışmaların kurbanı olan devlet görevlisinin sayısına ilişkin ne yazık ki kimsenin elinde istatistiki bilgi yok. Ama bilinen kurbanlardan en dikkat çekeni, Milli Güvenlik Kurulu (MGK) Genel Sekreterliği görevinde neredeyse üç yılını dolduracak olan Büyükelçi Yiğit Alpogan. O hiçbir zaman kendini 'kurban' olarak tanımlamayacak kadar görevine sadık ve centilmen bir büyükelçi olsa da, sevenleri ve yakın arkadaşları Alpogan'ın Ankara'nın 'yükü'nü yeterince çektiğine 'güzel bir tayin'i çoktan hak ettiğine inanıyor. Aslında Alpogan'ın çoktan Londra yolcusu olması gerektiğini herkes biliyor. Çünkü, Milli Güvenlik Kurulu'ndaki görev süresi dolan Alpogan, Londra'ya atanmıştı. Ancak, Alpogan'dan sonra MGK'nın başına kimin getirileceği konusunda hükümet ile Cumhurbaşkanı Sezer bir türlü anlaşamadı. Herkes, Alpogan için 'ha gitti, ha gidecek' derken, Alpogan en olaylı, en kritik MGK toplantılarının tanığı oldu. Cumhurbaşkanlığı, Dışişleri ve Başbakanlık'ın 'en özel' dosyalarını paylaştı. Tamam, Alpogan görevini yapıyor yapmasına da, siyasette fırtınalar dinmiyor, Cumhurbaşkanlığı ile hükümet arasındaki savaşlar sürüyorsa Alpogan'ın günahı ne? Hem duyduk ki, Londra Büyükelçisi Akın Alptuna başka bir görev yeri için çoktan bavulunu topladı. Demek ki, Londra'ya atama yapılıyor. İyi de, Alpogan, Londra için bavulunu toplamadığına göre, oraya kim gidiyor.

* * * * *
Batu'nun tercihi güler yüz
İnal Batu... Abdullah Öcalan'ın İtalya'da saklandığı dönemlerde Roma'da büyükelçiydi. Deniz Baykal'ın davetiyle bu görevi bırakıp CHP'ye katıldı ve 1999'da İzmir'den milletvekili adayı oldu.
CHP barajı aşamayınca da parti yönetimine girerek uzun süre genel başkan yardımcılığı yaptı. Son seçimlerde Hatay'dan milletvekili seçildi, ancak giderek yönetimden uzaklaştı. CHP'nin son kongre sürecinde ise Baykal'ın karşısında genel başkan adaylarından Zülfü Livaneli'ye destek verdi. Livaneli yarışı kaybetti ve CHP'den ayrıldı, o kalmayı tercih etti.
Sık sık 'Türkiye'de gerçek bir sol partiye ihtiyaç var' görüşünü dile getiren ve politikayı bırakmayı düşündüğünü anlatan Batu, erken seçim tartışmalarıyla birlikte 'politikaya devam' kararı aldı. Parti olarak da DYP'yi seçti. İnal Batu, DYP'ye katılmı nedeniyle düzenlen törende tercihinin gerekçesini "Güler yüzlü bir partiyiz. Ben bunu hep görüyorum ne zaman bir DYP sözcüsü çıksa ekrana onun yüzünün o güler tavrı dahi diğer partilerin sözcülerinden farklı..." diye açıkladı.
Bu açıklamadan iki ay sonra DYP ve ANAP, Demokrat Parti adıyla birleşti. Gerçek sol parti arayan Batu da şimdi Demokrat Partili oluyor.