'Efsane' dava bitti

İşkencede ölmüştü
1991'de gözaltında öldürülen üniversite öğrencisi Birtan Altunbaş'ın davası ancak yedi yıl sonra açılabildi. Dört polis, daha önce iki kez yargılandı ve suçlu bulunarak dörder yıl ceza aldı. Ancak iki karar da Yargıtay'da bozuldu.
Tutuklanmadılar
Son yargılamada mahkeme, 'kastı aşan öldürme' suçundan sekizer yıl ceza verdi. Karar Yargıtay'a gidecek. Onama çıkması halinde emekli polislere hapis, bozma halinde de zamanaşımından 'özgürlük' yolu görünecek.
Haber: ADNAN KESKİN / Arşivi
ERTUĞRUL MAVİOĞLU / Arşivi

ANKARA - "Birtan Hacettepe Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümünde son sınıf öğrencisiydi. Adına Derinlemesine Araştırma Labaratuvarı(DAL) dedikleri Ankara'daki işkence merkezinde yüzleştirdiklerinde onun da gözaltında olduğunu öğrenmiş oldum. Ben Hacettepe Üniversitesi'ne girerken 8 Ocak 1991'de gözaltına alınmıştım. Birtan da bir gün sonra alınmış. Miyop olduğum için karşıma diktikleri dağılmış suratı seçememiştim. Kan akmasın diye burnuna pamuk tıkamışlardı. Onun Birtan olup olmadığını kendimce kesinleştirmek için 'nerelisin' diye sordum. Gülerek, 'Malkaralıyım' dedi. 'Ha tamam o zaman' dedim. Onun son gülüşüydü bu. Polisler 'ulan o..çocukları bize inanmıyor musunuz?' diye üzerimize saldırdılar. Kıyasıya bir meydan dayağı çektiler bize. Sonra hücrelerimize döndük. Her gün onun seslerini dinlerdik. Falaka atıyorlar, ayakları şişmesin diye koridorda koşturuyorlardı. Göğsünden çıkan sesler bize kadar ulaşırdı. Bir de iniltileri gelirdi geceleri; dayanılmaz bir acıyla yüklüydü. Ayın 22'sinde Hacettepe'den gözaltına alınan herkesi mahkemeye çıkardılar. Birtan yoktu. Polislere 'nerede?' diye sorduk. 'O da çıkacak' diye savuşturdular bizi. Onu çoktan toprağın altına gömdüklerini nereden bilebilirdik ki?"
İşkence sonucu 16 Ocak 1991'de ölen Hacettepe Üniversitesi son sınıf öğrencisi Birtan Altunbaş'la aynı günlerde gözaltında olan A.F.Ö, yakın arkadaşının ölümü için sanki dün yaşanmış gibi böylesine net cümleler kuruyor. Ne var ki adalet makinesi, Birtan Altunbaş'ı işkenceyle öldürenler için bu net cümleler kadar kolay çalışmadı. Tanıklara, raporlara, yapılan onlarca habere, sonradan gelen itiraflara, dahası ABD Savunma Bakanı Colin Powel'ın Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'e yazdığı mektuba rağmen, Altunbaş'ı gözaltında altı günde işkenceyle öldüren polisler, onun katledilişinin üzerinden ancak 5906 gün sonra cezalandırılabildiler.
Dört polise mahkûmiyet
Birtan Altunbaş'ı işkenceyle öldürmekten yargılanan ve haklarında daha önce verilen dört yıl beş aylık hapis cezaları iki kez bozulan biri komiser emekli dört polise bu kez sekiz yıl 10 ay 25'er gün hapis cezası verdi. Mahkeme, cezalarda bu kez 'faili meçhul' indirimi yapmadı ama iyi hal indirimini kullandı. Sanıklar hakkında yine tutuklama kararı çıkmadı.
Hacettepe Üniversitesi öğrencisi Altunbaş, 1991'de gözaltına alınmış ve emniyette yaşamını yitirmişti. Ancak gözaltında ölüme ilişkin dava, İçişleri Bakanlığı'nın polisler hakkında uzun süre soruşturma izni vermemesi nedeniyle ancak 1998'de açılabilmişti.
Zamanaşımı çabası
Mahkeme, sanıkların işkence suçunu sabit görmüş ve ilk olarak emekli başkomiser İbrahim Dedeoğlu ile polis memurları Sadi Çaylı, Süleyman Sinkil ve Hasan Cavit Orhan dört yıl beş ay 10'ar gün ağır hapse mahkûm etmişti. Yargıtay, bu kararı eksik soruşturma gerekçesiyle bozmuş, yeniden yapılan yargılamada da sanıklara aynı ceza verilmişti. Sanıklardan Ahmet Baştan ve Naip Kılıç'ın dosyaları ayrılmış, Kılıç beraat ederken, Baştan da aynı cezaya mahkûm edilmişti.
Mahkeme cezayı bu kadar düşük belirlerken, 'sanıklardan hangisinin ölüme neden olduğunun belirlenemediği -faili meçhul indirimi-' gerekçesini kullanmıştı. 2.Ceza kararı da Yargıtay tarafından ve bu kez sanıklar aleyhine bozulmuş, Yargıtay, "sanıkların, suçu birlikte ve doğrudan ika ve icra ettiklerini" belirterek buna göre ceza istemişti. Yargılamanın her aşaması, sanık ve avukatlarının davayı uzatma çabalarına sahne olmuştu.
Yaklaşık 10 yıllık yargılamaya rağmen sanıklar, müdahil ailenin tüm çabasına rağmen tutuklanmamıştı. 3. kez görülen davanın yeni karar duruşması dün yapıldı. Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmaya sanıklar İbrahim Dedeoğlu, Sadi Çaylı ve Hasan Cavit Orhan ile avukatlar ile müdahil avukat Oya Aydın katıldı. Müdahil avukat Aydın, müvekkili Nazmiye Altunbaş'ın oğlu Birtan Altunbaş'ın "işkence ile ölümüne neden oldukları" için sanıklara ceza ve kararla birlikte tutuklama taleplerini yineledi. Savcı Günay Serap Yüksel de sanıklara ceza istemli mütalaasında ısrar etti.
Amirdi ama yoktu
Başkomiserlikten emekli olan sanık İbrahim Dedeoğlu'nun avukatları işkence yapıldığı iddia edilen olay sırasında 'Sol Terör Grup Amiri' olduğunu, ancak Altunbaş'ın sorgusuna katılmadığını iddia ederek öncelikle beraat, ceza yoluna gidilmesi halinde ise işkence yerine "denetim görevini kötüye kullanma" suçundan ceza verilmesini istedi. Sanık Hasan Cavit Orhan özel harekâtçı, bu nedenle operasyoncu olduğunu ve hiçbir zaman sorgulamalara katılmadığını belirtip suçlamayı reddederken sanıklar Dedeoğlu ve Çaylı da son söz olarak beraat isteminde bulundu.
Mahkeme heyetinin aldığı kararı Başkan Yılmaz Çapalı açıkladı, buna göre sanıklar işkence ile adam öldürmeden bir kez daha suçlu bulundu. Mahkeme, daha önceki iki davada dört yıl beşer ay hapse mahkûm edilen sanıklar Dedeoğlu, Sadi Çaylı, Hasan Cavit Orhan ve Süleyman Sinkil'e bu kez önce "kastı aşan adam öldürme" suçundan sekiz yıl hapis cezası verdi.
İşkence zammı ama iyi hal
Mahkeme ardından suçun işkenceyle işlenmesi nedeniyle eski TCK 243/2. maddesi uyarınca artırıp cezayı 10 yıl sekiz aya çıkardı. Mahkeme, bu cezada 'asıl fail belirsiz' diyerek indirim yapmadı, ancak ilk yargılamada olduğu gibi, cezalarda "duruşmalarda iyi halli idiler" gerekçesiyle 6'da bir oranında indirime gitti ve sanıkların cezalarını sonuçta sekiz yıl 10 ay 20'şer gün hapis cezası olarak belirledi.
Özgürler, yurtdışı yasak
Mahkeme, 'evet suçlular' kararına rağmen sanıkların tutuklanma istemini yine kabul etmedi. Yalnız mahkeme, sanıklara ceza dışında yurtdışına çıkış yasağı yaptırımı uygulamakla yetindi. Mahkeme, sanıklardan Naip Kılıç'ın beraatına karar verirken, sanık Ahmet Baştan öldüğü için onun hakkındaki davayı düşürdü. Polislere işkence mahkûmiyet kararı, gerekçeleri yazıldıktan sonra üçüncü kez Yargıtay'a gidecek. Yargıtay'ın bu kez kararı onama olasılığı yüksek görünüyor. Yargıtay cezayı onayladığında ceszaları kesinleşeceği için dört emekli polis yakalanarak hapse konulacak. Davanın, usul ya da esas herhangi gerekçeyle bozulması halinde ise, dava 4. kez silbaştan ele alınacağı için zamanaşımı olasılığı da gündeme gelebilecek.
Çok duru, çok dost...
Gazete ve televizyonlar için 16 yılın ardından nihayet tamamlanan; işkencecilerinin sekiz yıl 10'ar 20'şer gün hapis cezasına çarptırıldığı bir işkence davasının kahramanı olan Birtan Altunbaş, arkadaşlarınca, "çok sade, çok duru, çok dost, çok temiz" diye anılacak yine. Yani, işkencecilere verilen cezalar Altunbaş'ı geri getirmese de, "ölene dek bir kızın bile elini tutmamış, daha pek çok şeyi yaşayamadan, dünyanın kam'ını alamadan göçertilip öte tarafa gönderilmiş Birtan" olarak anılacak. Yani, "Drama Köprüsü adlı türküyü dostlarıyla bağıra bağıra söylemeye meftun, öğle yemeklerini kafeteryadan aldığı iki küp şekerle geçiştiren, yaşarken de, gülerken de gösterişten uzak duran Birtan" olarak...