'Ekmek kapısı' bir köyün kâbusu oldu

'Ekmek kapısı' bir köyün kâbusu oldu
'Ekmek kapısı' bir köyün kâbusu oldu

Çekerek ilçesine bağlı Koyunculu Köyü?nde, şu anda hiç bir sosyal güvencesi olmadan, silikozis hastalığıyla boğuşan 14 kişi var. Ölenler geride, eş-dost yarıdımıyla yaşayan, onlarca dul ve yetim bıraktı. FOTOĞRAF: SEYFİ ÇELİKKAYA / AA

Yozgat'ın Koyunculu Köyü'nden ekmek parası kazanmak için İstanbul'a giden 26 kişi ilkel şartlarda taş öğüten bir fabrikada ölümcül silikozis hastalığına tutuldu. 14'ü kısa sürede öldü, geriye kalanlarsa yaşam savaşı veriyor

YOZGAT - Yozgat’ın Çekerek ilçesine bağlı Koyunculu Köyün’de yaşayan 26 kişi, 1987 yılında ekmek parası kazanmak için İstanbul’a gitti. Gurbetçiler Pendik’teki bir fabrikada, cam üretiminde kullanılmak üzere taş öğüten kuvars değirmenlerinde çalışmaya başladı.
Çalıştıkları ortamda soludukları kum ve tozların etkisiyle bir yıl içinde rahatsızlanmaya başlayan işçilere, hastaneye gittiklerinde ‘silikozis’ teşhisi konuldu. Cam üretiminde kullanılan tozlar işçilerin akciğerine yapışmıştı. Akciğer suyunun emilmesi sonucunda da silokozsiz hastalığı ortaya çıkmıştı. Doktorlar ölümün kaçınılmaz olduğu bu hastalık nedeniyle işçilerin büyük bir bölümüne ‘çalışamaz’ raporu verdi.

Kısa sürede gelen ölüm
‘Çöl akciğer hastalığı’ olarak da bilinen bu rahatsızlığa yakalanan işçilerin bir bölümü kısa sürede öldü. Kimileri ise köylerine dönerek, tedavi yollarını aradı. Şimdi köyünde hastalıkla mücadele eden 46 yaşındaki Ömer Ölmez’in de  diğer arkadaşları gibi sosyal güvencesi yok. ‘Yüzde 87 çalışamaz’ raporu olduğunu  belirten Ölmez şunları anlattı:
“Bugüne kadar hastalık yüzünden 14 arkadaşımızı kaybettik. 12 kişi hayatta kaldık ama kısa süreli çalıştığımız için sosyal güvencemiz yok. Sosyal güvenlik kapsamına alınmak için çalmadığımız kapı kalmadı. Ancak, fabrikanın kapanmış olması nedeniyle kayıtlara ulaşılamadığı ileri sürülüyor. Diğer arkadaşlarımın durumu da aynı. Hepimizin ailesi var. Komşularımızın yaptığı yardımlarla geçinmeye çalışıyoruz. Derdimize birilerinin derman olmasını bekliyoruz.”
Ömer Ölmez’in eşi Dönüş Ölmez de iki çocuklarının bulunduğunu belirterek, evlerinin Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı tarafından yaptırıldığını, çocuklarından birisinin askerde olduğunu diğerininse okula gittiğini anlattı. Dönüş Ölmez, kocasının sürekli öksürdüğünü, iki üç adım attığında yorulup düştüğünü vurguladı.

Birçok çocuk yetim kaldı
İstanbul Pendik’teki fabrikada çalışanlardan biri de 47 yaşındaki Cafer Akgündüz. Ağır şartlar altında 1.5 yıl çalıştığını ve silikozis hastalığına yakalandığını belirten Akgündüz, şöyle devam etti: “Fabrikada 40-50 kişi çalışıyordu. Hepsi hastalandı. Köyümüzden gidenlerden 13’ü o yıllarda ölmüştü, son olarak Kadir Ünal 20 gün önce öldü. Yapılan yardımlarla ayakta kalmaya çalışıyoruz. Ölenler, arkalarında çok sayıda yetim bıraktı.”
Eşi aynı hastalıktan çalışamaz durumda olan Zekiye Buldu ile 69 yaşındaki kaynanası Fatma Buldu da geçim sıkıntısı çektiklerini söyledi. Fatma Buldu, oğlu Muzaffer Buldu’nun üç çocuğunun bulduğunu vurgulayarak, “Yakınlarımızın çoğunu kaybettik. Devletimizin bize sahip çıkmasını istiyoruz” dedi.
Koyunculu Köyün’den çalışmak için gittikleri İstanbul’da silikozise yakalanan Faruk Selvi, İsa Kırlı, Mustafa Ünlü, Ramazan Erçelik, Ali Öğüt, Dursun Karşı, Satılmış Uslu, Satılmış Uslubüyük, Cengiz Özkan, Fikret Buldu, Gazi Ölmez, Mükremin Ölmez, Şahin Altun 1987 ile 1990 yılları arasında, Kadir Ünalan da bu yıl öldü. Köydeki Cafer Akgündüz, Ömer Ölmez, Muhittin Kılıçaslan, Bahattin Kılıçaslan, Muzaffer Buldu, Selim Şahin, Zeki Başlamak, Kemal Uslu, Kamil Atik, Mehmet Kırlı, Zeki Orhan, Mustafa Akın ise yaşam mücadelesi veriyor. (aa)
***
Avrupa yasak getirince Türkiye’ye taşındı
Silikozis hastalığı en çok, halk arasında ‘taşlama’ olarak bilinen, kot pantolonların kompresörlerden püskürtülen kumla ağartılması işinde çalışanlarda görülüyor. Bu hastalığın ortaya çıkmasındaki en önemli neden taşlamada kullanılan maddenin akciğerdeki koruyucu mekanizması zayıflatması. Avrupa’da 1990’lı yıllarda bu yöntemin kullanılması yasaklanınca Türkiye’de küçük taşeron atölyelerinde bu işlem yapılmaya başlandı. İşçiler genellikle sosyal güvencesi olmadan ama yüksek maaşla işe alınıyordu. Bu yüzden Anadolu’nun birçok köyünde işsiz gençler için önemli bir iş kapısıydı. Ancak zaman geçtikçe işçilerde ağır hastalık ortaya çıkmaya başladı. Öksürüyorlar, hızla zayıflayıp, terliyorlardı. Taşeron firmalar hastalananları işten çıkardı. İşçilere önce verem teşhisi konuldu. Sonra akciğer kanseri denildi. Ancak ikisi de yanlıştı. İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Zeki Kılıçarslan hastalığın teşhisini ilk doğru koyanlardandı. Hastalığın adı ‘silikozis’ti. Sonu ölümdü. Prof. Dr. Kılıçarslan, “İlk doğru teşhisler 2002 yılında kondu. Hastalığın belirlenmesinden sonra 150 teşhisten 20 işçi öldü. Diğer işçilerin ise akciğerlerinde tedavisi olmayan hasarlar var” dedi. Kılıçarslan, Yozgat’taki vakalardansa haberinin olmadığını söyledi.