@bahadir_ozgr

En büyük sorun temel kurumlardaki sızmadır

En büyük sorun temel kurumlardaki sızmadır
En büyük sorun temel kurumlardaki sızmadır
Eski MİT'çi Enver Altaylı, 'Soğuk Savaş'ın en tuhaf ilişkilerine sahip Türk asıllı ajanı Ruzi Nazar'ı yazdı. Altaylı, o dönem yaşanan olaylara da ışık tutuyor.
Haber: BAHADIR ÖZGÜR - bahadir.ozgur@radikal.com.tr / Arşivi

19 yaşında bir Harp Okulu öğrencisi, 1963 yılının 21 Mayıs gecesi bin 459 arkadaşı gibi alarm sesiyle uyanır, birkaç dakika içinde silahını kuşanır ve içtima yerinde toplananlara katılır. Okulun eski komutanı Talat Aydemir, hükümeti devirmek için kendisine bağlı subaylarla okula gelmiş ve okulun yönetimini ele geçirmiştir. Alarmı veren de odur. Ne var ki, bu teşebbüs başarısızlıkla sonuçlanır. Aydemir ve Binbaşı Fethi Gürcan idam edilir. Bu, cumhuriyet tarihinde darbe girişimine yönelik verilen ilk cezadır.
İşte o bin 459 öğrenciden birisi de Enver Altaylı’ydı. Yargılanıp beraat etse de askeri kariyeri o gün sonlandı. Ve MİT’ten MHP örgütlenmesine kadar uzanan yeni bir kariyerin perdesi açıldı. Altaylı, Soğuk Savaş’ın en tuhaf ilişkilerine sahip CIA’in Türk asıllı ajanı Ruzi Nazar’ın adeta karakutusu gibidir. Zira Altaylı’yı dönemin MİT Müsteşarı Fuat Doğulu’ya tavsiye eden Nazar, Kızıl Ordu askerliğinden Nazi subaylığına ve oradan CIA casusluğuna kadar üç kıtada faaliyet gösterdi. Türkiye ’deki antikomünist kampanyanın öncüsü oldu. Nazar’ın Türkiye’deki en önemli faaliyeti ise çok sayıda aydını bu kampanya etrafında örgütlemesiydi.
Altaylı’nın geçen hafta Doğan Kitap ’tan çıkan ‘Ruzi Nazar: CIA’nın Türk Casusu’ adlı kitabı, o döneme dair ilginç bilgiler veriyor. Ne var ki “Bu kadar cinayetin arkasında kim vardı?” sorusuna net yanıt vermiyor. O soruları da Altaylı ile konuştuk. 

Soğuk Savaş sadece bir casus oyunu muydu? Soğuk Savaş’ta her iki blokun nükleer gücü, tüm dünyanın böyle bir çatışmadan korkmasına yol açtı. Her iki taraf da dünyanın geri kalanını, diğerine karşı etkilemeye çalıştı. Soğuk Savaş’ın kendine has enstrümanları vardı. İşler, enformasyon, dezenformasyon, medya ile kamuoyunu yönlendirmek üzerinden yürüdü. 

Türkiye üç tane darbe, birçok katliam yaşadı... O dönemin şartlarını iyi düşünmek gerekir. NATO var. Diğer tarafta da Doğu Bloku. Sovyetler’in Türkiye’den boğazları ve üç vilayeti istediği tevatür değil, bununla ilgili çok belge çıktı. Bir de Sovyetler’in Doğu Avrupa işgali Türkiye’yi de korkutuyor. O nedenle Türkiye de NATO’ya girerek kendini korumak istiyor. Sovyetler de boş durmuyor. Birçok ülkede komünist partiler, yayınlarla faaliyet yürütüyor. Bakın, Madanoğlu’nun 9 Mart’ta yapmaya çalıştığı darbe, Mihri Belli’nin fikrinin bir yansımasıydı. Dolayısıyla bunu engellemek için faaliyet yürütmek eşyanın tabiatına uygundu. 

Tüm faaliyet sosyalist aydınlara ve kesimlere karşı yürütülmedi mi? O dönem özellikle TKP’nin Moskova ile ilişkileri barizdir. Zaten ideolojisi aynıdır ve bizzat TKP işçi sınıfının anavatanı olarak Sovyetler’i görüyor, Türkiye’yi değil. TKP bağımsızlık derken Türkiye’yi kastetmiyor ki, Sovyetler’dir onların bahsettiği. Tüm yöneticileri Sovyetler’in kurduğu ve çevre ülkelerdeki yandaşlarını yetiştirdiği üniversitede eğitim gördüler. Nâzım Hikmet de bu üniversite mezunu. “Rusya’ya hizmet Rusluğa değil işçi sınıfına hizmettir” dediler. Onlar açısından suçlanacak bir yanı yok. Batı da kendi müttefiklerini bu faaliyetlere karşı korumak için her türlü yöntemi kullandı tabii ki...
Binlerce kişi tutuklandı, işkenceden geçirildi. 
Ben de yaşadım. Sağdan da çok insan gördü bu eziyeti. Yurtdışına kaçmak zorunda kaldım. Arkadaşlarım cezaevine atıldı. Vatandaşlıktan çıkarıldım. Öyle bir ortamda sıkıntı çekersiniz zaten. Normal. Cinayetlerin, kanunsuzlukların olmuş olması da kuvvetle muhtemel. 

Devletin hiç mi parmağı yoktu? Örneğin Özel Harp bugün de çok tartışılıyor... Bakın ABD de dahil tüm Batı ülkelerinin özel harp daireleri vardır. Genelkurmay başkanı, başbakan ‘Bir örgüt kurup cinayet işleyelim’ demez. Nedir peki bu? Soğuk Savaş’ın sıcak savaşa dönüşme riski vardı. Herhangi bir işgal ihtimaline hazırlıklı olmak için Özel Harp Dairesi kuruldu. Legal, normal ve meşru bir hazırlıktır bu. 

Yani Gladio yok diyorsunuz? Ben böyle bir teşkilatın cinayet için kurulduğunu sanmıyorum. Ancak ne var. Mesela Güneydoğu meselesi... Orada devlet adına faaliyet gösteren birtakım güvenlik güçlerinin bir süre sonra insan öldürmeyi meşru görmeye başladıklarını düşünüyorum. Bazıları böyle bir düşünceyle hareket edip rutin dışına çıkıyor. Mafyalaşma olmuştur. Ama bu, organize değildir. 

Bizzat dönemin komutanı Sabri Yirmibeşoğlu “6-7 Eylül dairenin başarılı bir işiydi” demedi mi? Devletin bazı birimlerinin böyle bir şeyi organize etmesi mümkün. Ama yanlıştır. Bakın Ladin örneği. ABD demedi mi, ‘Laboratuvarda ürettik, laboratuvardan kaçtı mikrop’ diye. Zaman zaman mikrop kaçar.
Peki MİT’te hiç farklı istihbarat örgütlerinin ajanı yok mu?
Olmaz mı? Türkiye’nin en büyük sorunu, temel kurumlarındaki sızmadır. Yani siz bu sözü anlayın artık. Bugüne kadar MİT’ten sadece bir kişi karşı casuslukla suçlanarak tutuklandı. O da 1977’de teşkilatın üçüncü adamı olan Albay Selahattin Savaşman’dır. CIA’e bilgi sızdırdığı için bir operasyonla yakalandı.