Ergenekon avukatı: Bu davanın tek faydası beni zayıflatmak oldu

Ergenekon avukatı: Bu davanın tek faydası beni zayıflatmak oldu
Ergenekon avukatı: Bu davanın tek faydası beni zayıflatmak oldu

Celal Ülgen

Ergenekon Davası avukatı Celal Ülgen dava boyunca avukatların suçlu muamelesi gördüğünü söyleyerek, "Arabamızı otoparka bile bıraktırmadılar, yürümek zorunda kaldık" dedi.

İSTANBUL - İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'de görülen 67'si tutuklu 275 sanıklı Ergenekon Davası'nın 284. duruşması sanık avukatlarının usule ilişkin taleplerinin alınmasıyla devam ediyor. Aralarında Tuncay Özkan'ın da bulunduğu 16 sanığın avukatı Celal Ülgen, mahkemenin süre sınırlaması gibi uygulamalarından vazgeçmesini isteyerek, "Mahkeme, objektif, tarafsız olabilir, ancak bunu sanıklara hissetirmemiş olması dahi büyük bir eksikliktir. Mahkeme, objektif yargılama yaptığını sanıklara duyumsatmalıdır. Bir ülkede demokrasiyi savunma hakkına verilen değeri gösterir. Bir anlamda 'Mahkemeye bak, rejimin biçimini söyle' diyebiliriz. Özel yetkili mahkeme adı altında savunma hakkı çiğnenmemeli. Savunmaya gösterilen saygı ülkedeki rejimin adını belirlemektedir" diye konuştu. 

"MAHKEME, 'KİMSE BİZİ BASMADI' DEMELİ"

Ülgen, milletvekilleri ve gazetecilerin, avukatlara ayrılan masalı bölüme oturmalarının kendileri için bir sakıncası olmadığını ifade ederek şöyle devam etti, "Milletvekilinin amaç dışı açıklamaları olmuş olabilir. Mahkemenin bunlara itibar etmemesi gerekir. 'Mahkemenin basıldığı' açıklamaları oldu. Mahkemenin bu konuda açıklama yaparak 'kimse bize basmadı' demesini beklerim." 

"SAYENİZDE KİLO VERDİM" 
Ülgen, Balyoz davasına bakan İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi'nin uygulamaları karşısında, "Hiç değilse İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin standartlarını gösterin" diye örnek verdiğini anlatarak şunları söyledi, "Konuşma sürelerini kısıtlamak tavandan mikrofon sarkıtmak, sanıklar ile avukatlar arasına bariyer koymak. Bu tür uygulamalar mahkemeyi töhmet altında bırakıyor. Mahkeme ne kadar normalleşirse, avukatlara, milletvekillerine, gazetecileri ne kadar yaklaşırsa yargılama o kadar sağlıklı olur." Ülgen, otomobilinin salonun yanındaki otoparka alınmadığını, daha uzakta olan yeni binanın otoparkına alınmadığını belirterek, "Avukatlar potansiyel suçlu mu? Savcıların park ettiği yere avukatlar da arabasını park edebilir. Ama sayenizde bu bir işe yaradı. Oradan duruşma salonuna gelirken kilo verdim" diye konuştu. Ülgen'in bu sözleri salonda gülüşmelere neden oldu. 

"YASAYA UYGUN OLSA SAVCILAR 'BUNLARI ASIN, SALLANDIRIN' DEMEKTEDİR" 
Mütaalada Danıştay saldırısı ve Cumhuriyet'e atılan bombaları azmettirmekle suçlanarak hakkında 4 kez ağırlaştırılmış müebbet hapsi istenen emekli tuğgeneral Veli Küçük'ün kızı Zeynep Küçük, savcıların dosyaya giren yeni delilleri incelemeye gerek görmeden mütalaalarını aynen sürdürdüklerini savunarak, "Bunun anlamı 'Ben yazdım, siz ne derseniz deyin, değişmez' demektir. 64 kişi hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis istemektedir. Eğer yasaya uygun olsa savcılar 'Bunları asın, sallandırın' demektedir. Mahkemenin, iddia makamını yeni deliller konusunda uyarmasını talep ediyorum" dedi. 

"PARASI OLAN SAVUNMA YAPABİLİYOR" 
Zeynep Küçük, şu iddialarda bulundu:
"Mütalaada savcılar, mahkemeyi, avukatları, sanıkları, herkesi yanıltıcı beyanda bulunmaktadır. Bu suçtur. Mahkemenin savcılar hakkında suç duyurusunda bulunmasını talep ediyorum."
"Parası olan savunma yapabiliyor" diyen Avukat Küçük, mütaalanın yazılı dökümünü 150 liraya yaptırabildiğini anlattı. Küçük, mütalaanın yazılı olarak herkese verilmesini talep etti. Küçük, birleştirilen davalardaki sanık ve tanıkların ifadelerine bilmediklerini çapraz sorgularına katılamadığını ifade ederek "Birleşen dosyalardaki tanıkların yeniden çağrılmasını ve çapraz sorgu yapmayı talep ediyorum" diye konuştu. 
Zeynep Küçük taleplerini şöyle sıraladı:
"Mütalaa savcılık makamını iade edilsin ama artık mütalaa üzerinde gideceğiz belli. Mütalaada yer, fiil, eylem bağlantısı yok. Savcı 'örgüt sabittir' diyor. Ben bu örgüte 'başıbozuk örgüt' adını koydum. Aklına esen Danıştay' ı basıyor, bomba atıyor, Andıç hazırlıyor. Bu örgütün üst organları kim. Kim 'bombaları atın' demiş. Tuncay Güney ifadelerine göre hazırlandığı söylenen şema var. Ben bu şemada olanların tanık olarak dinlenilmesini istemiştim. Bu talebimi yineliyorum" 

SÜRE TALEBİ 
Davanın tutuklu sanığı emekli Korgeneral Mehmet Eröz'ün avukatı Doğan Subaşı ise iddianamenin bir sistematiği olmadığını, aradığını bulamadığını ifade ederek, "Dosyada 120 milyon belgenin toplandığı belirtiliyor. Esas hakkında savunmaya hazırlanmak için makul bir süre talep ediyorum" diye konuştu.
Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu'nun avukatı Metin Çetinbaş'ın Başbakan Erdoğan 'ın sözlerinden alıntı yaparken Başkan Özese, "Yargılama dışına çıkmayın, konuyla ilgili konuşun. Zaten 15 dakikalık süreyi geçtiniz, 20 dakika oldu" diyerek mikrofonu kapattırdı. Duruşma avukatların taleplerinin alınmasıyla devam ediyor. 

ŞEMDİN SAKIK'IN MEKTUBU 
Ergenekon davasında Gizli Tanık Deniz olduğunu açıklayarak tanık olarak ifade veren Şemdin Sakık mahkemeye mektup gönderdi. Şemdin Sakık, Diyarbakır Cezaevi'nden savcılık aracılığıyla İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderdiği bir sayfalık mektupta, PKK itirafçısı Adil Timurtaş'ın dava dosyasına giren tanıklık ifadesine ilişkin açıklamalarda bulundu. Şemdik Sakık, Timurtaş'ın suçladığı kurum ve kişiler tarafından tehdit edildiği için polisteki ifadesini değiştirdiğini iddia etti. 

SAKIK: TİMURTAŞ JİTEM'İN FAAL BİR ELEMANIYDI 
Şemdin Sakık, tutuklu sanık Deniz Yıldırım'ın, "Kamu tanığı Adil Timurtaş, emniyette kendisine 25 sayfalık ifade tutanağının zorla imzalatıldığını' söylüyor" şeklindeki açıklamaların dikkatini çektiğini söyledi. Sakık, PKK yöneticisi olduğu 1986 döneminde yanında olan Timurtaş'ın daha sonra kaçtığını ve teslim olduğunu, kendisine de 12 yıl sonra örgütten ayrıldığını anlattı. Sakık, dilekçesinde Adil Timurtaş'a ilişkin özetle şu ifadelere yer verdi, "Güvenlik güçleri beni Kuzey Irak'tan alıp, Türkiye 'ye getirdiler. Diyarbakır'da Jandarma İstihbarat Teşkilatı bünyesinde sorguya alındığım zaman kendisini burada gördüm, hala bu teşkilata bağlı çalışıyordu. Hem kendisi, hem birlikte örgütten kaçtıktan sonra evlendiği eşi JİTEM bünyesinde birer memur olarak görünüyordu. Timurtaş'ın görevi örtülü operasyonlara katılmaktı. Timurtaş, bölgede işlenen faili meçhul cinayetlerden birinci derecede sorumlu olan JİTEM'in faal bir elemanıydı." 

"TEHDİTLE İFADE DEĞİŞTİRDİ" İDDİASI 
Sakık dilekçesinde şu ifadelere yer verdi: 
"Ben Şemdin Sakık olarak PKK örgütünün iç işlerini ne kadar iyi biliyorsam, Adil Timurtaş da JİTEM yapısını o kadar iyi bilen birisidir. Suçladığı kurum ve kişiler tarafından benim örneğimde olduğu gibi ölümle ya da cezaevinde düşürülmekle tehdit edildiği için ifadesinden vazgeçti. 15 yılı aşkın sürede JİTEM bünyesinde yaptıklarını bilen biri olarak bu şahsın poliste verdiği ifadenin gerçekleri yansıtabileceğini düşünüyorum" Diyarbakır'da görülen ve kamuoyunda 'JİTEM Davası' olarak bilinen davada tutuklu sanık olarak yargılanan Adil Timurtaş 14 Ağustos 2012 tarihinde Ergenekon davasında tanık oalrak dinlenmişti. İfadesinde Güneydoğu'da Jandarma bünyesinde 1986-1987 yıllarında görev yaptığını belirten Timurtaş, Mahkeme Başkan Hasan Hüseyin Özese'nin polisteki ifadesini neden kabul etmediği yönündeki sorusuna ise, "Karakolda bana '28 tane faili meçhul cinayet var, üzerine kalır, buradan çıkamazsın' dediler. 25 sayfa ifade yazılmış. 'Avukatlarım okusun' dedim. 'Bir şey yok' dediler. İmzaladım, çıktım. Bu saçma ifadeleri kabul etmiyorum. Kim yazdıysa davacıyım. Yazan kişinin de ifadeleri sizin okuduğunuz gibi okuması lazımdı" diye yanıt vermişti. (Cem TURSUN / DHA)