Ermeniler acılarıyla yaşıyor ama geleceğe umutla bakıyor

Ermeniler acılarıyla yaşıyor ama geleceğe umutla bakıyor
Ermeniler acılarıyla yaşıyor ama geleceğe umutla bakıyor

Kimi Sovyet döneminden kalma kimi Ermeni taş ustalarının elinden çıkma binalar Erivan?ı tarihi bir şehir haline getiriyor. Ketin merkezindeki Cumhuriyet Meydanı?na hem turistler hem Erivanlılar büyük ilgi gösteriyor.

Ermenistan'da kime dokunsan, ucu Anadolu'ya uzanan bir hikaye çıkıyor ortaya. Ermeniler geçmişten bugüne uzanan acılarını tartışmak değil, konuşmak ve anlatmak istiyor

 

 

BAŞLARKEN

Ermenistan’la sınırın açılıp açılmaması tartışmalarının sürdüğü günlerde Uluslarası Hrant Dink Vakfı ve Heinrich Böll Stiftung Derneği’nin ‘Türkiye - Ermenistan Gazeteci Diyalag Projesi’ kapsamında Türkiye’den on gazeteci geçen hafta Ermenistan’daydık...
Projenin temel amacı ‘anlamak’tı. Başkent Erivan’da bir hafta geçirecek ve komşumuzu anlamaya çalışacaktık. Onlar da sordu, biz de.. Karşılıklı dinledik, ayrı dillerin müziğinde kimi zaman eğlendik, kimi zaman hüzünlendik... Ve bir hafta sonunda herkes bavuluna bu diyaloglardan birer parça koyarak geri döndü... .
Üniversitede ‘Türkoloji’ uzmanlığı yapıp, diyaloğa kapılarını tamamen kapatan gençler, dedelerinin Anadolu’dan sürgün edildiğini anlatıp, “Ben torunlarıma barışı bırakmak istiyorum” diyen yaşlı kadınla tezat oluşturuyordu. Çoğu insan sınırın açılmasını ve iki halkın kaynaşmasını istediğini söylüyor, acılarına da saygı duyulmasını istiyordu.  Ermenistan’da adım adım hissedilen duygu ‘Anadolu’ya özlem’di.  ‘Kırmızı çizgileri’n olduğunun herkes farkındaydı. Politikacılar bu çizgiler üzerinden konuşabilirdi, ancak Ermenistan’da halkın ortak dileği sınırın açılması ve iki halkın birbiriyle kaynaşmasıydı...



Melenyan teyze, geliniyle birlikte caddede yürürken yanına yaklaşıyoruz. Babası ve annesi Muşlu, oradan kaçıp Erivan’a gelmişler. Acı bir hikâye anlatmasını beklerken, şunları söylüyor: “Sınır açılsın. Savaş olmasın. Dost olmak istiyoruz. Yaşadıklarımız babalarımız, dedelerimizin sorunuydu. Torunlarıma barış miras kalsın istiyorum.”
Yanındaki gelini de aynı fikri paylaşıyor ve “Olumsuz düşüncelerle bir şey yapamayız. Bizim gibi düşünmeyenler de var. Biliyoruz. Bu da onların düşünce özgürlüğü” diyor.
Erivan sokaklarındayız. İki ülke arasındaki en kalın çizgi ‘soykırım’ konusu. Ermenistan, 1915 yaşanan olayları Türkiye’nin ‘soykırım’ olarak tanımasını istiyor. Yurtdışında yaşayan Ermeniler (diyaspora) bu konuda çalışmalar yapıyor ve uluslararası baskıyla Türkiye’yi buna zorluyor. Türkiye soykırımı tanımıyor.
Ermenistan’da konuştuğunuz hemen herkesle konu bir kez ‘soykırım’ kelimesine geliyor. Türkiye’nin doğusunu onlar ‘Batı Ermenistan’ olarak anıyor. Kimisi için ‘soykırım’ diyalogun önünü tıkayan siyaset malzemesi, kimisi içinse acı bir tarih... Ermenistan’da insanlar ‘soykırım’la yatıp, soykırımla kalkmıyor. Ancak konu açıldığında acılarını dile getiriyor, yaşananları uzun uzun anlatıyor. Bu anlatımın sonunda ille bir kızgınlık çıkmıyor, bazen elini dostça karşısındakinin omzuna atıp, “İşte böyle” diye bitiriyor sözünü...
Erivan’da birçok kişiyle hem soykırımı hem sınırın açılmasını hem de diyalog   sürecini konuştuk. Çoğu görüşlerini söylerken sadece ‘adını’ söylemeyi tercih etti. Fotoğraf çektirmeye yanaşan pek olmadı. 

Ekmeğimi düşünüyorum
Bunlardan biri bir taksici. Adını vermek istemiyor. Ninesinin halasının bir Türk paşasıyla evlendiğini anlatıyor ve “Paşa ona çok iyi bakmış” diyor. Soykırımı sorduğumuzda, “Her şeyden bağımsız düşünürsek, öncelikle biz komşuyuz” deyip, şöyle devam ediyor: “Ben çok fazla dış ilişkilerle ilgilenmiyorum. Evime ne götüreceğimi düşünüyorum. Halkın yüzde 80’i de böyle düşünür.”
Bu söz Erivan sokaklarında daha fazla dolaşıp, daha fazla kişiyle konuşmamız gerektiği anlamına geliyor. Bir çiçekçi dükkânın önünde oturan kişiyle karşılaşıyoruz. Tercüman aracılığıyla kendimizi tanıtıyoruz. Konuşma talebimiz kabul ediliyor. Genel bir konuşmadan sonra konuyu soykırıma getiriyoruz. Adını vermeyen dükkân sahibi şunları söylüyor:

Dink davası çözülmeli
“Soykırım, dedelerimizin, tarihçilerin sorunuydu. Bizim şimdi başka sorunlarımız var. Türkiye’den toprak talep etmek çok saçma. Sınırın açılması yeterli bence. Halkın yüzde 90’ı da böyle düşünür. Herkes kendi ülkesinde daha iyi yaşamak istiyor o kadar. İnternetten takip ettiğim kadarıyla Türkiye’de bize karşı daha saldırgan bir tutum var. Ancak en azından Hrant Dink davasının çözülmesi bile önemli bir adım olacak.”

Bir gün sınırlar değişecek
Diyaloğu düşünmeyenler de var. Erivan Üniversitesi Türkoloji Bölümü’nde mastır yapan bir kız öğrenciyle konuyu diyaloga getirmek hayli zor oluyor. Türkiyeli hiç arkadaşının olmadığını  söyleyip, şöyle devam ediyor? “Benim babam Vanlı. Oradan geldik. Türkiye soykırımı tanısın, toprakları da geri versin. Bir gün sınırların değişeceğine eminim. Bir gün Van’a gidip, evimi bulacağım. Van’da babamın evinde oturan, bir Türk ya da Kürt’le  evlenmeyi ya da arkadaşlığı düşünmem.

Travma tetikleniyor
İnternews, merkezi Erivan’da olan bir haber ajansı. Türkiye’den gelen gazeteci ekiple ajans çalışanları bir salonda bir araya geliyor. Toplantıda iki grup arasındaki sohbet sırasında konu sınırın açılmasına ve soykırıma geliyor. Ermeni gazeteciler sınırın açılması ve diyaloğun kurulması gerektiğini söylerken, ‘soykırım’ travması’nın iki tarafıntan da tetiklendiğini ve bunun da diyalog sürecine zarar verdiğini dile getiriyorlar. 

Soykırım Müzesi’ne Türklerin ilgisi giderek artıyor 
Soykırım Müzesi, Erivan’da hâkim bir tepenin üzerinde bulunuyor. ‘Soykırım Anıtı’ da müzenin geniş bahçesinin içinde. 1995 yılında kurulan müzede, 1915 olaylarında hayatını kaybedenlerin, Anadolu’daki Ermenilerin yaşadığı bölgelerde bulunan yerleşimlerin, kilise ve okulların sayılarının olduğu tabelalar, çok sayıda fotoğraf, tarihi kitap ve belgeler bulunuyor. 1911 ile 1914 arasında İstanbul’da yapılan Ermeni Olimpiyatları’na katılan takımlar ve madalyaları da müzeye konulmuş. Müzenin çıkışında yer alan hatıra defterinde ziyaretçi Türklerin bıraktığı notlar da yer alıyor. Diyalog sürecinde müzenin Türk ziyaretçilerinin de sayısı artmış. Müzenin Müdür Yardımcısı Arpine Bablumyan, müzeyi ziyarete gelen küçük öğrencileri tarihin karamsar yanıyla sıkmak yerine onlara iyimser tarafıyla rehberlik yaptıklarını söylüyor. Aynı olayların hiçbir halkın bir daha başına gelmeyeceğinin garantisi olmadığı için unutturulmaması gerektiğini vurguluyor. Bablumyan müzeyi ziyaret eden Türklerin kimi zaman “Burası bizim için karanlık bir tarih” dediklerini aktarırken, Müze Müdürü Hayk Demoyan, şu açıklamalarda bulunuyor:
“Geçen yıldan başlamak üzere eylülden itibaren her gün olmasa bile iki günde bir Türk ziyaretçilerimiz oluyor. Gruplar özellikle gençlerden oluşuyor. Buradaki her şey onlar için çok yeni ve biz de müdahale etmek istemiyoruz. Eğer açıklama isterlerse elbette yardımcı oluyoruz. Hatta müze çalışanlarından bağıran ya da gülen kişilere müdahale etmemelerini istiyorum. Çünkü psikolojik açıdan bilinmeyen olgular ve anlatılmayan hikâyelerle karşılaşınca insanda psikolojik bir reaksiyon ortaya çıkabilir. Yoksa burası gülme, ağlama ya da tartışma yeri değil. Iğdır’da doğan ve olaylar sırasında 6 yaşında olan birisi buraya çok gelirdi, tartışmalara katılırdı. Ama üç ay önce hayatını kaybetti. Ziyaret defterine çok sayıda Türk yorum yazıyor. Çoğu üzüntülerini belirtiyor. Üzgün olduklarını söylüyorlar ve bunun utanç verici olduğunu belirtiyorlar. Bir kısmı ise bu olayların neden yaşandığını açıklamaya çalışıyor. ‘Bunu biz yapmadık, büyük güçlerin oyunuydu’ gibi açıklamalar yapıyorlar. 

Doç. Melkonyan: ‘Soykırım’ bizim için tartışılmaz
Erivan Devlet Üniversitesi Doğu Bilimleri Fakültesi Türkoloji Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Ruben Melkonyan, gazetecileri “Merhabalar” diye karşılıyor. Melkonyan, Türkiye’nin soykırımı tanıması gerektiğini sık sık vurguluyor. Melkonyan, Muşlu bir aileden geliyor.  Türkiye’nin soykırımı tanımasından sonra tazminat ve toprak taleplerinin de gündeme gelebileceğini söyleyen Melkonyan, Hrant Dink’in ölümünden sonra binlerce insanın tepki göstermesine bile şüpheyle bakabiliyor. Öğrencilerinin Ermeni resmi tezini benimsediğini ve ‘soykırım’ın yıllarca süren ve sürecek olan bir travma olduğunu savunan Melkonyan, şunları söylüyor?
“Eğer özür dileyen bir Türk ya da Kürt soykırım üzerine konuşmak isterse konuşuruz. Ama soykırımı tartışmayı kabul edemeyiz. Çünkü bizim için tartışılmaz bir konu. ‘Senin dedeni ben öldürmedim’ diyorsan ben seninle rahatça konuşamam. O açıdan böyle bir önkoşul olabilir. Bence Türk toplumunda bu konuda büyük bir bilgisizlik var, o yüzden sizi suçlayamam. Ermeniler kendi anavatanlarında bağımsız yaşamak istiyordu. Osmanlı devleti için tehlike yarattıkları için yok edildiler. Soykırımı Türkler organize etti, Kürtler yaptı. Silahla alacağız demiyoruz. Sınırların değişmesi, bugün değil ama yarın öbür gün mutlaka olacak. Sizin resmi teziniz yalandan ibaret. Bizimki ise gerçek. Bu yüzden onlar bunu hiç sorgulamıyor. Sizin resmi teziniz ‘soykırım yok’ diyor. Biz 5 bin yıl o topraklarda oturduk, şimdi o topraklarda yokuz. Ben Muşluyum neden Muş’ta değilim. Sizde milliyetçilik çok yüksek düzeye varmış. Bizde öyle değil.”

Kızgınım ama ne yapabilirim ki?

69 yaşındaki Aral Arekanyan, 1915’te yaşananlar yüzünden mağdur olduğunu söylüyor ancak bize içten sarılarak “Ne yapabilirim ki” diyor

Erivan sokaklarında dolaşırken bir banka oturup akerdeon çalan Aram Arekanyan’la karşılaşıyoruz. Arekanyan 1940 doğumlu ve ailesi aslen Erzurumlu. Babası 1909’da doğmuş ve dokuz yaşındayken yani 1919 yılında babaannesiyle birlikte Erzurum’u terk etmek zorunda kalmış, Aram Arekanyan yanına yaklaştığımızda, elindeki akerdeonu bırakıyor ve türcaman aracılığıyla sorularımızı yanıtlıyor. Türk ve gazeteci olduğumuzu öğrenince, “Ben Türkiye yüzünden şehitim. Mağdurum” diyor. Bu sözler tercüme edildikten sonra yaşlı çalgıcının bize daha mesafeli davranacağını ya da kızgınlığını ifade eden sözler sarf edeceğini sanıyorum ama öyle olmuyor.
Tam tersine Arekanyan gözlerinin içi gülerek ve oldukça içten davranarak, başlıyor hikâyesini anlatmaya: “Babam 1909’da Erzurum’da doğmuş. Sonra ninesiyle kaçıp buraya gelmişler. Burada zor bir hayat yaşadık. Babamın dedeleri varlıklıydı. Ama ben burada yetimhanede büyüdüm. Dedemle, ninemi hiç görmedim. Bu yüzden kendimi ‘mağdur’ hissediyorum. Kızgınım ama ne yapabilirim ki artık.. Sınırın açılmasını istiyorum, Türkiye’yi merak ediyorum.”

YARIN: Diyalog çalışmaları