Ertosun: Tarafsızlığımın bozulduğunu düşünmüyorum

Ertosun: Tarafsızlığımın bozulduğunu düşünmüyorum
Ertosun: Tarafsızlığımın bozulduğunu düşünmüyorum
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyesi Ertosun hakkındaki iddialara canlı yayında cevap verdi. Toplantı sırasında Vakit gazetesi muhabiri ile güvenlikçiler arasında kısa süreli bir arbede yaşandı


Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) üyesi Ali Suat Ertosun, Özdemir Sabancı suikastı sanığı Mustafa Duyar’ın kendi isteğiyle, öldürülmesine karışan asıl faillerin ise Kırklareli Cumhuriyet Başsavcılığının istemi üzerine Afyon E Tipi Kapalı Cezaevi’ne 1997 yılında, kendisi Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü olmadan önce nakledildiklerini söyledi. Ertosun, Adalet Bakanlığı Ek Binası Konferans Salonu’nda son günlerde kendisi ve HSYK hakkındaki iddialara ilişkin basın toplantısı düzenledi.

Toplantıyı, HSYK’nın seçilmiş üyeleri de izledi. Kendisi ve HSYK’ya yönelik sınırı aşacak şekilde maksatlı yayınlar yapıldığını ileri süren Ertosun, bu yayınların "hakaret, küçük düşürme ve karalama amacıyla yapılanlar", "Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü döneminde yapılan "Hayata dönüş Operasyonu" dahil bir kaç olaya istinaden kurulan komplo teorileri üzerinden gerçekleştirilenler" ile "şahsı hedef alınmak üzere HSYK’ya yönelik olanlar" şeklinde üç başlık altında gerçekleştirildiğini savundu. Eleştiri amacı taşımayan hakaret etme, karalama ve küçük düşürme maksadıyla yapılan yayınlarla ilgili olarak tarafından gerekli yasal yollara başvurulacağını belirten Ertosun, "Hayata Dönüş Operasyonu" nedeniyle Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü yaptığı döneme ilişkin şahsına ve Adalet Bakanlığına ve başında bulunduğu Genel Müdürlüğe yönelik basında çıkan haberlere karşı o süreçte gerekli açıklamaların yapıldığını hatırlattı. Ertosun, 16 Kasım 1998 tarihinde Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’ne atandığını cezaevlerinin ülkenin en önemli sorunlarından birini oluşturduğunu söyledi. Devletin uzun yıllar bazı cezaevlerin hakim olamadığını, buraların terör ve çıkar amaçlı suç örgütleri için okul vazifesi gördüğünü iddia eden Ertosun, cezaevlerinin adeta devlete meydan okunun yerler haline gelmesinin temel nedeninin koğuş sistemi olduğunu savundu. F tipi cezaevlerine geçiş sürecini anlatan Ertosun, bu sistemin çok ucuz bir maliyetle gerçekleştirildiğini, 11 F tipi cezaevinin yaklaşık 40 trilyon liraya mal edildiğini söyledi. Ertosun, cezaevlerinde reforma karşı çıkan ve koğuş sistemini kendi amaçları için uygun bulan terör örgütlerinin F tipi cezaevleri açılmadan aleyhte propaganda, eylemler, açlık grevleri ve ölüm oruçlarına başladıklarını belirterek, ancak bunların marjinal çevreler dışında kamuoyunda destek bulamadığını bildirdi. F tipi cezaevlerinin fiziki yapı, güvenlik, personel ve hizmet servisleri bakımından uluslararası standartlara ve insan hakları standartlarına uygun olduğunu kaydeden Ertosun, çağdaş ve modern yerler olduğunu hizmete girmeleri ile cezaevlerine ilişkin bir çok sorunun ortadan kalktığını anlattı. Ertosun, F tipi cezaevleriyle getirilen yenilikler ve bunların sonuçlarını anlattı.


HAYATA DÖNÜŞ OPERASYONU

"Hayata Dönüş Operasyonu" hakkında da bilgi veren Ertosun, "Özellikle ve önemle belirtmek gerekir ki Hayata Dönüş Operasyonu cezaevleri sorunu had safhaya ulaştığı dönemde Bakanlar Kurulu ve Milli Güvenlik Kurulu tarafından da değerlendirilerek alınan kararlar doğrultusunda uygulamaya konulmuştur. Bu karar salt benim kararım değildir. Hükümetin kararıdır, Milli Güvenlik Kurulu’nun kararıdır, öz olarak devletin kararıdır" dedi. Ertosun, şöyle devam etti: "Hayata Dönüş Operasyonu sonrasında, cezaevlerinde Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 399. maddesi uyarınca infaza ara verme ve Anayasamızın 104/2. maddesi gereğince Cumhurbaşkanımız tarafından affedilenlerle ilgili olarak, Adli Tıp Kurumu’ndan alınan raporlarla aramda bağlantı kurulması, hiçbir insaf ölçüsüyle bağdaşmamaktadır. İnfaza ara verme yetkisi, ilgili Cumhuriyet Başsavcılıklarına, af yetkisiyle doğrudan Cumhurbaşkanımıza ait olup, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün bu süreçte rolü bulunmamaktadır. Adalet Bakanlığı’na bağlı olan Adli Tıp Kurumu’nu da benim Genel Müdür olarak etkilemem, yönlendirmem mümkün değildir." -DUYAR İLE İLGİLİ İDDİALAR- Ertosun, Mustafa Duyar’ın öldürülmesine ilişkin olarak da kendisine yönelik iddialar olduğunu ifade ederek, Duyar’ın cezaevinde öldürülmesinden sonra şahsına yönelik yapılan yayınlar üzerine bizzat dilekçe vererek, kendisi hakkında inceleme ve gerekirse soruşturma yapılmasını istediğini hatırlattı. Ertosun, Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu müfettişlerinin yaptığı incelemede, "soruşturmaya geçilmesine gerek olmadığına" karar verildiğini anlattı. Aynı incelemenin Afyon Cezaevindeki görevliler hakkında da yapıldığını belirten Ertosun, şöyle devam etti: "Oraya giren tabancanın ikinci müdür tarafından sokulduğu belirlenmiştir. Bu kişi ve birinci müdür hakkında gereken tedbirler uygulanmış, gereken davalar açılmıştır. Bir diğer iddia da Mustafa Duyar’ı öldürenlerin benim tarafımdan nakillerinin Afyon Cezaevine yapıldığıdır. Duyar, kendi isteğiyle adı geçenin öldürülmesine karışan asıl failler ise Kırklareli Cumhuriyet Başsavcılığı’nın istemi üzerine afyon E Tipi Kapalı Cezaevi’ne 1997 yılında, yani benim Genel Müdür olmamdan önce nakledilmişlerdir. Ben, 16 Kasım 1998 tarihinde Genel Müdürlük görevine başladım. Bu nakiller benden önce gerçekleştirilmiştir."

"DUYAR, PARA İSTEDİĞİ İÇİN DÜNDAR İLE GÖRÜŞTÜRÜLMEDİ"

Gazeteci Can Dündar’ın 6 Ocak 1999 tarihinde dönemin Adalet Bakanı Hasan Denizkurdu’na dilekçe vererek, Afyon Cezaevinde tutuklu bulunan Duyar ile Sabancı suikastının yıl dönümü dolayısıyla söyleşi yapmak için izin istediğini ifade eden Ertosun, Duyar’ın tutuklu olması ve yargılamayı etkileyebileceği düşüncesiyle bu talebi uygun bulmadığını belirtti. Ertosun, buna rağmen, Duyar’ın rızasının alınması koşuluyla görüşmeye Bakan Denizkurdu tarafından izin verildiğini, durumun Duyar’a iletildiğini, ancak Duyar’ın Genel Müdürlüğe gönderdiği 8 Ocak 1999 tarihli dilekçesinde görüşmeyi para karşılığında kabul etmesi nedeniyle görüşme talebinin reddedildiğini, konunun aynı gün Can Dündar’a bildirildiğini anlattı. Ertosun, şunları kaydetti: "Mustafa Duyar ile görüşme isteminde bulunan Can Dündar’a izin verilmemesinin nedeni Duyar’ın para talep etmesidir. Kaldı ki bu hususu da hakkımda yapılan soruşturma sırasında Dündar bizzat belirtmiştir. İlgili belgeler burada, isteyenlere başvurdukları takdirde verebilirim. Dündar’ın ifadesi alınmıştır, ifadesinde de şahsıma herhangi bir suçlayıcı beyanı olmamıştır. Ancak nedense aradan 10 yıl geçtikten sonra bu konular tekrar gündeme getirilmiştir. Gerçek durumun bu şekilde cereyan etmesine karşın Can Dündar’ın, Sabah gazetesinde ’Duyar konuşacaktı’ başlıklı bir yazı kaleme alması ve olayda Susurluk boyutu olduğunu da vurgulaması üzerine adı geçene karşı açtığım manevi tazminat davasını kazandım. Olay, davanın seyri sırasında tüm boyutlarıyla incelenmiş ve irdelenmiştir. Davayı kazandım. Bunu Can Dündar da bilmektedir. Kendisine yöneltilen bir takım sorulara yazıyla cevap vermiş ama maalesef bu söylediklerimi tam olarak sizlere aktarmamıştır." Bu tür röportajların yargılama makamlarını etkileyebileceği ve tutukluların mevzuata göre açıklamada bulunma mercilerinin Cumhuriyet Başsavcılıkları ve mahkemeler olduğunu ifade eden Ertosun, bu dikkate alındığında izin verilmemesinin daha doğru olduğunu düşündüğünü vurguladı. Ertosun, "Sayın basın mensupları kendilerini bu kişilerin yerine koyup açıklama alamazlar, ifade alır gibi bir takım tutumlara girişemezler. Bunun geçmişte çok büyük mahzurlarını görmedik mi? Basına konuştuktan sonra Savcı ifadeye çağırdığında, aynı beyanların geçmediğini görmedik mi? Yargılama makamları dururken basın organlarına, özellikle sanıkların ve şüphelilerin ifade vermeleri katiyen doğru değildir. Bu bana göre mevzuatımıza aykırıdır" diye konuştu.

TOPLANTI SALONUNDA GERGİNLİK

Bu arada, Ertosun’un, açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladığı sırada gerginlik yaşandı. Güvenlik görevlileri, soru soran bir gazeteciyi, "gazeteci olmadığı" gerekçesiyle salondan çıkarmak istedi. Bunun üzerine güvenlik görevlileriyle bazı gazeteciler arasında tartışma yaşandı. Bu sırada Anadolu’da Vakit gazetesinin Ankara Temsilcisi Serdar Arseven, Ertosun’a yaklaşarak, soru soran kişinin kendi gazetelerinde foto muhabiri olarak görev yaptığını söyledi. Gerginlik, Ertosun’un olaya müdahale ederek, bu kişinin salona alınmasıyla sona erdi. Ertosun, gazetecilere, "Ben sizin sorularınız alacağımı söyledim. Ortada yanlış anlama var. Arkadaşın gazeteci olmadığı söylenmiş. Bu olaylar benim dışımda olan olaylar. Ben basın özgürlüğüne karşı değilim. Bizim irademiz dışında oldu bu olay. Bu olayı bana mal etmeyin. Gerçekten de bir takım istihbarat çalışmaları var. Canlı bomba olduğu, bir takım terör faaliyetleri olacağı söyleniyor. Arkadaşımızın hassasiyetinin buna bağlı olacağını düşünüyorum" açıklamasında bulundu.

“İSTİFA ETMEM İSTENİYOR. ORTADA İSTİFA ETMEMİ GEREKTİREN BİR NEDEN BULUNMAMAKTADIR”

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Üyesi Ali Suat Ertosun, HSYK’nın Adalet Bakanlığından gelen atama kararlarını olduğu gibi onaylayan "noterlik makamı" olmadığını ifade ederek, "Kurul üyeleri değişiklik önerileri ve yeni teklifler getirerek, ekleme ve çıkarma yapabilir. Bunu yaparken de belli verilere, inandırıcı gerekçelere ve nesnel ölçütlere dayanarak, mahkemelerin bağımsızlığı, hakim teminatı ve yargının kurumsal kimliğini esas alırlar" dedi. Ertosun, Adalet Bakanlığı Ek Binası Konferans Salonu’nda son günlerde kendisi ve HSYK hakkındaki iddialara ilişkin basın toplantısı düzenledi. Hakkında sistematik ve organize bir şekilde, maksatlı yayınlar yapıldığını savunan Ertosun, asıl hedefin HSYK’nın yapısını değiştirmek veya zaafa uğratmak olduğunun anlaşıldığını söyledi. Kurul üyelerinin seçilmeleri, görevleri, çalışma usul ve esaslarının kanunlarla düzenlendiğini ifade eden Ertosun, "Korsan olarak nitelendirilebilecek bir anlayış veya davranış varsa, bu korsanlık Anayasal teminat altındaki HSYK üyelerinin Anayasa ve kanunlar çerçevesinde görüşlerini toplantılarını serbestçe ifade etmelerinde değil, bazı basın ve yayın organlarının tek elden ve organize bir şekilde Anayasal kurumları ve kurumlarda görev alanların hedef göstererek insaf ölçülerini aşan ve hakarete varan saldırılarında aranmalıdır" dedi. "Yüksek Kurul, Adalet Bakanlığından gelen atama kararlarını olduğu gibi onaylayan noterlik makamı değildir" diyen Ertosun, "Kurul üyelerinin değişiklik önerileri ve yeni teklifler getirerek, ekleme ve çıkarma yapabileceklerini, bunu yaparken de belli verilere, inandırıcı gerekçelere ve nesnel ölçütlere dayanarak, mahkemelerin bağımsızlığı, hakim teminatı ve yargının kurumsal kimliğini esas aldıklarını" söyledi. Ertosun, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü olduğu dönemde, Adalet Bakanlığında 2,5 yıl Bakan Müşaviri olarak görev yapan Engin Aydın ile gizlice çekilmiş fotoğrafının "bir kısım basın organlarına servis edilerek" yayımlanmasının ahlaki olmadığı gibi cezai ve hukuki sorumluluğu olan bir davranış olduğunu kaydetti.

"ENGİN AYDIN İLE AİLEVİ İLİŞKİLERİMİZ VAR"

Engin Aydın ile 2,5 yıl Adalet Bakanlığında birlikte çalıştıklarını ve kendisiyle ailevi ilişkileri olduğunu anlatan Ertosun, "Engin Aydın ile buluştuğum yer gizli bir yer değil. Kızılay’ın tam ortasıdır. Çok gizli bir yerde de bulaşabilirdik. Yanımızda bulunan kişiler de herkesin tanıdığı kişilerdir. Biri eski bir hakim, şu anda avukattır. Yaklaşık 10 yıldır kendisini tanırım. Diğeri de Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu Başkanı’dır. Kendisiyle birlikte başmüfettişlik yaptık. Görüşmede davaları etkileme, o davalarda görev alan hakim ve savcıları değiştirme şeklinde bir konuşma olmamıştır. Genel çerçevenin dışına çıkılmamıştır" diye konuştu. Görüşmeye özel bir takım anlamlar yüklenmesinin iyi niyetle bağdaşmadığını ifade eden Ertosun, şöyle konuştu: "Üzerinde durulması gereken bu fotoğrafın neden ve kim tarafından çekildiği veya çektirildiğidir. Eğer bu fotoğraf, devlet görevlileri tarafından çekilmişse ortada daha vahim bir durum söz konusudur. Bu konunun araştırılması için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına başvuracağım. Bu ülkede bir Yargıtay, Danıştay üyesi takip ediliyorsa, bu konu üzerinde çok durulması gerekir. Gizlice olmuşsa, gayriyasal dinlenmişsek, bu daha vahimdir. Bu Türkiye’nin sorunudur. Bu konu üzerinde durulması gerekir. HSYK olarak bu konu üzerinde yaklaşık 1 yıldır duruyoruz." Ertosun, Diyarbakır’da tutuklu bulunan Jandarma Albay Cemal Temizöz’ü kurtarmak gibi bazı girişimlerde bulunduğu yönünde de iddialar bulunduğunu anımsatarak, 6-7 Mart 2009 tarihlerinde Kayseri’de Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Ali Aydın’ın misafiri olarak Kayseri Jandarma Misafirhanesi’nde kaldığını hatırlattı. Tuğgeneral Ali Aydın ile Hayata Dönüş Operasyonu’nda görevli olduklarını, birlikte çalıştıklarını anlatan Ertosun, Kayseri’de bulunduğu sırada Cemal Temizöz ile tanışmadığını, Temizöz’ün de o tarihlerde tutuklanmadığını söyledi. Yaptığı araştırma sonunda, Temizöz’ün 3-10 Mart tarihlerinde izin kullandığını öğrendiğini, bunun da hakkındaki iddiaların "ne kadar asılsız, dayanıksız" olduğunu gösterir nitelikte bulunduğunu ifade eden Ertosun, Kayseri’de protokol ziyaretleri çerçevesinde belediye başkanı, vali, cumhuriyet başsavcısı ve adalet komisyonu başkanı ile görüştüğünü, can güvenliği tehlikesine karşı da 2 gün jandarma misafirhanelerinde kaldığını belirtti. Ertosun, Uşak Cezaevi’nde 2000 yılında yaşanan olaylarla ilgili olarak da kendisi hakkında soruşturma yapılmasını istediğini hatırlatarak, yapılan soruşturma sonunda "işlem yapılmasına yer olmadığına" karar verildiğini kaydetti.

"HSYK’NIN YARGI REFORMUNA KARŞI OLDUĞU İZLENİMİ VERİLMEK İSTENİYOR"

Ali Suat Ertosun, "HSYK’nın yargı reformuna karşı olduğu yönünde izlenim verilmek istendiğini" de vurgulayarak, hiçbir zaman yargı reformuna ve HSYK’nın yeniden yapılandırılmasına karşı olmadığını, bazı Kurul üyelerinin de düşüncelerine katıldığını, ancak bunların HSYK’nın resmi görüşü olmadığını anlattı. "HSYK ile ilgili Anayasa’daki maddelerin değiştirilmesi gerektiğine, HSYK’nın ayrı bütçe, sekretarya ve binaya sahip olması gerektiğine" işaret eden Ertosun, HSYK’nın yapısının değiştirilmesine yönelik görüşlerini dile getirdi. Yargı reformunun sadece HSYK’nın yapısını değiştirmeye indirgenmesinin ve acil çözüm bekleyen yargı sorunlarının ikinci plana itilmesinin doğru olmadığını ifade eden Ertosun, yürütme organının, yargının diğer sorunları üzerinde de dikkatle durması gerektiğini istedi. Ertosun, şöyle devam etti: "Yaptığım hizmetler ve icraatlarla terör ve çıkar amaçlı suç örgütlerinin hedefi olmuş bir kişi olarak, şahsıma yöneltilen suçlamaları hak etmediğini düşünüyorum. Gerek benim, gerekse HSYK’nın hiçbir soruşturmayı önleme niyeti ve gayreti olmamıştır ve olmayacaktır. Bazı soruşturmaları önlemek istediğinizi, bazı soruşturmaları kapatmak istediğimiz öne sürülmektedir. Bunlar hangi delillere dayanılarak ileri sürülmektedir. Komplo teorileriyle uğraşmayalım. Yargı çok büyük yaralar alıyor, bu yaraları onarmak, tamik etmek lazım. Yargının toplumdaki güvenini yükseltmek gerekir. Hukuk hepimiz için gerekli. Hakkımda yapılacak her türlü inceleme ve soruşturmaya hazırım. Geçmişte kendim de talepte bulundum. Kendi kendimi ihbar ettim. Ama basın gerekli duyuruları yaptı, zannediyorum ilgili merciler de bu konularda gerekli işlemlere geçecektir. Bu konularda gelen dilekçeler olduğunu da tahmin ediyorum. Bunlar incelenecektir. İstifa etmem isteniyor. Ortada istifa etmemi gerektiren bir neden bulunmamaktadır."

"TARAFSIZLIĞIMI BOZAN CİHET OLDUĞU DÜŞÜNCESİNDE DEĞİLİM"

Ertosun, açıklamalarının ardından HSYK’nın gizli olan görüşmeleri dışındaki her türlü soruyu cevaplandıracağını belirterek, gazetecilerin sorularını yanıtladı. Ali Suat Ertosun, bir soru üzerine, Engin Aydın ile 2,5 yıl beraber çalıştığını, arkadaşlığı, dostluğu bulunduğunu anımsatarak, "Türk toplumu olarak vefa duygumuz vardır. Bu arkadaşla görüşmemde tarafsızlığımı bozan bir cihet olduğu düşüncesinde değilim. Biz hiçbir zaman onun yargılandığı davayla ilgili görüşmedik" dedi. Kent Otel’de bazı toplantılara katıldığını ifade eden Ertosun, şunları kaydetti: "Ülkemizin genel sorularını görüşmek, aydın olarak hepimizin görevidir. Kent Otel’de bazı toplantılara katıldım. Ama bunlar hiçbir zaman örgüt toplantısı mahiyetinde değildir, açıktır. Polislerimizle beraber gittiğimiz, Ankara’nın ortasında yapılan bu toplantılara nasıl bir niyet, gayretle örgüt toplantısı deniliyor anlamıyorum. Orada ülkenin sorunları, bazen tarım, bazen hukuk sorunları tartışılıyor. Bu toplantılar çok zeminlerde yapılmaktadır. Ben sadece o toplantılara değil, bu tür başka toplantılara da katıldım. Bunlar, örgüt toplantıları değildir. Aydın olarak benim bu ülkenin sorunlarına karşı duyarlılık görevim vardır. Aydın, çağına karşı sorumlu olan insandır. Ben tam tersine bu tür sorunlara duyarsız olan insanların eleştirilmesi gerektiği fikrindeyim." Ertosun’un, gazetecilerin sorularını yanıtladığı sırada salonda gerginlik yaşandı. Yaşanan gerginliğin ardından Ertosun, kendisine yöneltilen bir soru üzerine, "DHKP-C’nin canlı bomba eylem planları içinde olduğu söyleniyor. Bana emniyet makamları tarafından gerekli duyurular yapılıyor. Zaman zaman koruma sayım artırılıyor, farkında olmadan da korunduğumu düşünüyorum. Bu konuda endişe duymuyorum" yanıtını verdi.