'Eski günlere' dönüş emareleri

F tipleri huzursuz

Adalet Bakanlığı'nın genelgesiyle bir süre 'bahar havası' yaşayan F tipi cezaevlerinde baskı ve işkence şikâyetleri yine canlandı. İddialar: Aramalarda dayak atılıyor, çöpler temiz eşyaların içine boşaltılıyor, mahkûmların pet şişeyle su tutması yasak.
Haber: ERTUĞRUL MAVİOĞLU / Arşivi

İSTANBUL - Adalet Bakanlığı'nın tecrit politikasını yumuşatan 22 Ocak 2007 tarihli 45/1 No'lu genelgesiyle bir süre 'bahar havası' yaşayan F tipi cezaevlerinde, baskı ve işkence şikâyetleri yeniden alevlendi. Tutuklu yakınlarının, avukatların anlatımları ile mahkûmların TBMM İnsan Hakları Komisyonu üyelerine gönderdikleri mektuplar, cezaevi koşullarının
'genelge' öncesine döndüğüne dair ciddi iddialarla dolu. Buna göre, aramalar sırasında tutuklular dövülüyor, çöpler temiz eşyaların içine boşaltılıyor, mahkûmların pet şişelerde su biriktirmelerine izin verilmiyor.
F tipi tecridin son bulması için 293 gün ölüm orucu yaptıktan sonra Adalet Bakanlığı'nın 22 Ocak'ta yayımladığı genelge sonrasında eylemini bitiren avukat Behiç Aşçı, "Tecrit koşullarını yumuşatan bu genelge, Tekirdağ 1 No'lu F Tipi Cezaevi dışında hiçbir yerde uygulanmıyor" dedi. Tutukluların disiplin şartına bağlı olmaksızın haftada bir, 10 kişiyle 10'ar saat bir araya getirilmesini öngören genelgenin uygulanmamasını eleştiren Aşçı, şunları söyledi:
"Tutuklulardan, hücreden çıkarken ayakkabı çıkarmaları isteniyor. Kabul etmeyen hücresine geri gönderiliyor. Gardiyan ve askerlerin düzenli dayak attığı, pek çok keyfi disiplin cezası uygulanarak tutukluların haklarından yoksun bırakılıp hayatlarından bezdirildiği bir yer haline getirildi F tipi cezaevleri. Son bir aydır Türkiye'deki genel linç havasının yansımasıyla, PKK davası tutuklularına hücrelerde 'asker katili' denilerek ağır dayak atıldığını öğrendik. Genelge tecrit koşullarını sözde yumuşatacaktı, ama genelge öncesini arar durumdayız."
Tekirdağ 1 No'lu F Tipi Cezaevi'nin su ihtiyacının kuyulardan karşılandığını anlatan Aşçı, 2 No'lu F tipi cezaevinin açılmasının ardından sorunlar yaşandığını da söyledi:
"Kuyu suyu iki cezaevine birden yetmiyor. Bu nedenle günde 10 dakikadan az bir süre su veriliyor. Mahkûmlar da bu suları pet şişelerde biriktirerek ihtiyaçlarını karşılamak istemişler. Ama idare hücre başına beş şişeden fazlasını yasakladı. İdareye göre fazla şişeler silah ya da haberleşme aracı olarak kullanılabilir. Bu komik gerekçe yüzünden insanlar susuzluktan hasta oluyor."
Tutukluların avukatlarına ve TBMM İnsan Hakları Komisyonu üyelerine yazdıkları mektuplar, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 'işkenceye sıfır tolerans' sözünün F tipi cezaevlerinde pek de geçerli olmadığını gösteriyor. Mektuplarda hücre aramaları sırasında tutukluların dayak yediği, küfür ve tacize uğradıkları, çöplerle temiz çamaşırların karıştırıldığı gibi ciddi şikâyetler sıralanmış. Radikal, Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Müdürlüğü'ne bu şikâyetleri sordu. Ancak soruların yazılı olarak iletilmesi durumunda yanıtlanacağı belirtilmesine karşın, resmi yanıt verilmedi. İşte tutuklu mektuplarından bazı bölümler:

  • 27 Ekim 2007 cumartesi günü genel arama bahanesiyle terör estirildi. Tutuklanalı 10 ay oldu ve ilk defa genel aramanın hafta sonu yapıldığını görüyoruz. Bazı hücrelerde fiili olarak saldırılıp arkadaşlarımızı darp ederek elbiselerini, eşyalarını ve kitapları, dergileri yerlere atarak aramaya değil talana geldikleri anlaşıldı. Çöpü de arama bahanesiyle hücreye döktüler. En sonunda da havalandırma kapısını kapatarak havalandırmaya çıkmamız gün boyu engellendi. (...) Ve yine Adalet Bakanlığı'nın 22 Ocak'ta yayımladığı 45/1 sayılı genelgesi birçok hapishane gibi bulunduğumuz hapishanede de uygulanmamaktadır. İdare keyfi olarak bizlere altı ay haberleşme ve iletişim ve beş ay ziyaretten men ve bir yıllık açık görüş cezası verdi. (...) 50 metre ilerimizdeki Tekirdağ 1 No'lu hapishanede eksik de olsa genelge uygulanırken, burada halen uygulanmaması ilginçtir (Oktay Kelebek, Yüksel Keten ve Dursun Özen adlı tutukluların TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Zafer Üskül'e yazdığı 30 Ekim 2007 tarihli mektup).
  • 27 Ekim Cumartesi günü genel arama adı altında, oldukça kapsamlı hazırlanmış bir saldırı ile karşı karşıya kaldık. Değişik hücrelerden bağırtılar, tartışmalar, sloganlar başladı. 'İnsanlık onuru işkenceyi yenecek' sloganı sadece fiili saldırı olduğunda atılır, birçok hücreden bu slogan duyuluyordu. (...) Kalabalık bir gardiyan grubu asker eşliğinde arama için hücreye girdi. (...) Ortalığı dağıtmaya, her şeyi yerlere dökmeye, bizleri itip kakarak sözlü ve fikri tacizde bulunarak provoke etmeye başladılar. Bir süre sonra ise doğrudan fiili saldırıya başladılar. (...) 3 Ekim 2007 tarihinde de buna benzer bir saldırı ile karşılaşmıştık (Tekirdağ 2 No'lu F Tipi'nden Abdi Cangı, Nedim Öztürk ve Bülent Erkol'un TBMM İnsan Hakları Komisyonu üyesi Akın Birdal'a yazdığı 30 Ekim 2007 tarihli mektubu).
  • Savcılığa yazılan suç duyurusu dilekçeleri ulaştırılmıyor ya da kayıtsız kalınıyor. Aramada gardiyanlara zorluk çıkarıldığı iddiasıyla mektup, faks ve telefon cezaları veriliyor (Cemal Ağırman, Metin Kandemir'in avukat Oya Aslan'a yazdığı mektup).