Eski paraların bağımlısı

Mehmet Yiğit, 23 yıldır para avcısı. Aradığı bugünün parası da değil. O, eski, kullanımda olmayan paraların avcısı.
Haber: TİMUR SOYKAN / Arşivi

İSTANBUL - Mehmet Yiğit, 23 yıldır para avcısı. Aradığı bugünün parası da değil. O, eski, kullanımda olmayan paraların avcısı.
İnsanların tavan arasında, sandıkta, bir kuytuda unuttukları eski paraları bulmak için yıllarca Türkiye'yi gezdi. Köylere gidip insanların kâğıt parçası olarak gördüğü eski paraları satın aldı. Buldukları, biriktirilip harcamaya ömrün yetmedikleri, enflasyonun eritip yok ettikleriydi. Çok sayıda macera yaşadı, defalarca gözaltına alındı. Artık Türkiye'yi gezmiyor ancak gözü hâlâ çöplükte.
Çınaraltı'ndaki tezgâh
Aydın'da dünyaya gelen Yiğit, binlerce göç hikâyesinde olduğu gibi iş bulmak için İstanbul'a geldi. Asıl mesleği manavlıktı. Küçükpazar'da bir manav tezgâhı açtı. Ancak bir gün Beyazıt'ta Çınaraltı'na gittiğinde kendi deyişiyle 'eski para bağımlılığı'na yakalandı. 1981 yılıydı. Eski paraların satıldığı çok sayıda tezgâh vardı. Bu tezgâhların arasında gezerken yeni işine karar verdi. Severek yapabileceği bir işti. Bir eski paracıyı ikna ederek yanına tezgâh açtı.
Bir süre sonra tezgâhını zenginleştirmek için Türkiye'yi gezmeye karar verdi. Ne de olsa yıllar önce bir kenara konulmuş ve harcanmamış çok sayıda banknot olmalıydı. Basılan binlerce para buharlaşıp uçmuş olamazdı. Bu paraları bulmaya kararlıydı.
Aile yadigârları!
Yanına yetiştirmek için Mustafa adında bir genç aldı. Trabzonlu çalışkan bir gençti. Yanlarında bir miktar eski parayla otobüse bindiler. İzmir'de tezgâhlarını açtılar.
Dünyanın birçok ülkesine ait eski paralarla dolu tezgâhları çok ilgi çekiyordu. Bazıları bu paraları satın alıyordu. Pek çok insanın anne, baba ya da dedesinden kalma, artık geçerli olmayan paraları vardı. Tezgâha yanaşıp bu paraları satın alıp almayacağını soranlara hemen getirmelerini söyledi.
Özellikle köylülerin evlerinde eski para olduğunu söylemesi dikkatini çekti. Harcamaya ömrün yetmediği paralardı. Gelenler, anne-babalarının ölümünden sonra bir köşede artık geçmeyen deste deste para bulduklarını anlatıyordu. Yiğit işine yarayanları satın alıyordu. Daha sonra köyleri de gezerek eski paraları aradı. İlk para yolculuğunda deste deste eski paralarla döndükten sonra yeni yolculukların planını yapıyordu.
Gezmediği yer kalmadı
Aslında aradığı çok değerli olan Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk paralarından olan bin liraydı. Çünkü bu banknotları, para koleksiyoncularına çok büyük bedeller karşılığında satabilirdi.
Ayrıca İsmet İnönü'nün resminin basılı olduğu 'İnönü paraları' da ilgi alanındaydı. Özellikle bu paraları bulmak için Türkiye'nin dört bir yanını gezdi. Diyarbakır, Aydın, Ankara, Denizli, Mardin gibi pek çok ilde paraları dizdiği
beş metre uzunluğunda tezgâhlar açtı. Mehmet Yiğit ve yardımcısı Mustafa her gittiği bölgede yaklaşık 15 gün kalıyordu. Tezgâhlarını yerleşim yerinin merkezi bir noktasına açıyor ve insanların onlara ulaşmasını sağlıyorlardı.
Polisi ikna etmek zor
Ancak polisin gözü sürekli bu yabancı para avcılarındaydı. Defalarca gözaltına alındılar. Polisleri yaptıkları işin yasal olduğunu ikna etmeleri hep zor oluyordu. Tarihi eser niteliği taşımadığı sürece eski paraları alıp satabilirlerdi.
Gözaltından çıktıktan sonra her zaman yakınlarında saatlerce gazete okuyan bir 'sivil' bulunuyordu. Polis tarihi eser olan para alıp almadıklarını kontrol ediyordu. Yiğit'in tezgâhına toprağın altından çıkarılmış Hitit, Asur, Bizans gibi eski uygarlıklardan kalma çok sayıda para da geliyordu. İddiasına göre Yiğit, bu paraları hiçbir zaman satın almadı. Çünkü bunların ticareti suçtu.
Koleksiyonculara, iyi bedellerle satacağı eski paralar da buldu. Bir gün Manisa'da yanına gelen biri, anneannesinin ölümünden sonra yıllarca açılmayan sandığında paralar bulduğunu söyledi.
Batan geminin paraları
Birlikte gidip deste deste paraları aldıklarında içinde İnönü'nün resmi bulunan kâğıt 50 kuruşlukların ve 100 liraların olduğunu gördü. Bu paraların öyküsünü biliyordu. Bu paralar İngiltere'de basılmıştı. İkinci Dünya Savaşı sırasında Türkiye'ye paraları getiren gemiye Pire Limanı'nda hava saldırısı düzenlenmişti. Batan gemiden denize yayılan paralar, insanlar tarafından toplanmıştı. Yıllar önce bu 50 kuruşluklardan oldukça iyi kazanç sağladı.
Yiğit, 15 yıl Türkiye'yi dolaştıktan sonra Tarlabaşı'nda ara sokakta küçük bir dükkâna demir attı. Para avcılığıyla başlayan 'eski' merakı, artık antikacılığa ulaşmış. Şeyma Antika adlı dükkânı, gramofonlar, vazolar, eski evrak ve kitaplarla dolu. Ancak kilitli tek çekmecede Yiğit'in yine en çok değer verdiği paralar duruyor.
'Yine giderim'
Yiğit, artık Türkiye'yi gezmese de aklı hep eski, değerli paralarda: "Bu, bir bağımlılık gibi. Bana para bir sanat eseri gibi görünüyor. Bir yerde eski para olduğunu öğreneyim, dünyanın bir ucunda olsa giderim. Bugüne kadar koleksiyonculara sattığım paraları toplasam büyük bir servet sahibiydim."



Bir kere bulsaydı...
Yiğit'in aklında her zaman Atatürk'ün resmi bulunan Osmanlıca yazılı bin lira veya 500 liralardan bulmak vardı. Bu paralar Türkiye Cumhuriyeti' nin ilk basılan paralarındandı. O eski bin liranın bugünkü değeri 50 bin dolar-100 bin dolar, 500 liranın ise 10 bin dolar-15 bin dolar arasında değişiyordu. Bunlardan bir tane bulmak için yıllarca çabaladı. Her destenin, her sandığın içini bu paralardan bulmak hayaliyle karıştırdı. Ama bulamadı.
Tezgâh açmadığı avcılıkları da oluyordu. Bir eski para kaynağı duyduğunda hemen yola koyuluyordu. Örneğin 1995'te yaşlı bir dilenci kadının çuvallar dolusu kullanımdan kalkmış parası olduğu istihbaratını aldı. Çuvalın içinde çok sayıda İnönü parası da vardı. Hemen İzmir'e gitti. 1995 yılında 13 milyar lira vermesine karşın kadını ikna edemedi. Parayı satın almanın yollarını ararken belediye ekipleri akli dengesi yerinde olmayan dilenci kadının evini bastı, medya devreye girdi.
Bu karmaşanın içinde 'para avcısı' elinden gelen her şeyi yaptı ama sonuç alamadı.