'F tipi' mahallelere yayıldı

İstanbul Boğazı'nın çelik mavisini bir sürat teknesi beyaz köpüklerle yarıyor. Boğazı çevreleyen tepelere yapılmış...
Haber: Celal BAŞLANGIÇ / Arşivi

İstanbul Boğazı'nın çelik mavisini bir sürat teknesi beyaz köpüklerle yarıyor. Boğazı çevreleyen tepelere yapılmış beton yığınlarının gücü bile bu doğa harikasının güzelliğini bozmaya yetmemiş. Her şeye karşın denizi kucaklayan zümrüt yeşili alanlar kalmış yer yer.
Kanlıca'nın, Körfez'in, Anadolu Hisarı'nın yalıları, sırtına aldıkları villa siteleri, biri kesinlikle diğerine hiç benzemeyen gecekondularıyla üst üste uzanıyor.
Temmuz sıcağına karşın, Boğaz'dan esen rüzgâr İstanbul'un tepelerine vuruyor.
İnsana "Oh" dedirten bir serinlik kaplıyor her yanı. Bunca güzelliğe dalmış giderken Küçükarmutlu girişinde önce kırmızı trafik konileri kesiyor yolumuzu. İki polis panzeri,
bir minibüs ile tutulmuş Küçükarmutlu'nun yolu. Önümüzdeki halk otobüsü durdurulmuş, kimlik denetimi yapılıyor. Boğaz'ın güzelliğinin üzerinde bir Olağanüstü Hal görüntüsü yaşanıyor.
Resmi giysili polisler, olabildiğince kibar, herkese vermeye özen gösterdikleri bir kâğıt dağıtıyorlar. Bu Olağanüstü Hal'de bile alışkın olmadığımız bir görüntü. Resmi giysili polisler, imzasız bildiri dağıtıyorlar. Bir dosya kâğıdının yarısı boyutundaki bildiri "Sayın Vatandaşımız" diye başlıyor:
"Bu bölgede alınan özel güvenlik tedbirleri, kimlik ve diğer kontroller, sizin can ve mal emniyetinizin sağlanması amacını taşımaktadır.
Ülkemizde 30 yıldan bu yana yaşanan terör, on binlerce insanımızın ölmesine ve yaralanmasına , yüz binlerce insanımızın göç etmesine, trilyonlarca masrafa neden olarak bütün insanlarımızın yaşamını şu veya bu şekilde etkilemiş ve etkilemeye devam etmektedir.
Terör örgütü, bu bölgede güvenlik sorunu yaratarak vatandaşlarımızı bölgeden kaçırtmak ve gecekondularına el koymak amacı taşıdığı bilinmektedir. 'Açlık grevleri' ve 'gecekonduları sattırmayacağız' sloganlarıyla kamuoyu oluşturarak asıl amaçlarını gizlemektedirler.
Şimdi çocuklarımız için neler yapabiliriz, onları hiçbirimizin istemediği bu durumdan nasıl kurtarabiliriz, onlara nasıl yardımcı olabiliriz diye düşünmenin tam zamanı.
Bu nedenlerle sizinle el ele vermek istiyoruz. Bizim amacımız sizlerin desteğiyle
evlatlarınızı yeni ve huzurlu bir yaşama hazırlamaktır. Birlikte kurtaralım çocuklarımızı. Onları kurtarmak için birlikte
çalışalım. Biz ve güzel ülkemiz, Türkiyemiz kazansın. Hiçbir hak, yaşam hakkının üzerinde olamaz."
Mahallede eylem var
Küçükarmutlu, Anadolu'nun dört bir yanından göçen insanların, özellikle 1980'li yılların sonuna doğru yaptıkları gecekondulara yerleşmeye başladığı, Baltalimanı'nın sırtında, boğaza bakan bir mahalle. Polisin son 10 gündür burada güvenlik önlemi almasının nedeni de, mahallede yaklaşık altı ay önce ölüm oruçlarını desteklemek amacıyla oluşturulan 'direniş evi'. Mahalledeki evlerin, bahçelerin duvarlarında F tipi cezaevlerine karşı çıkan afişler ve 'DHKC' imzalı sloganlar yazıyor.
Küçükarmutlu'daki 'direniş evi'nde, cezaevlerindeki ölüm oruççularına destek olmak amacıyla eyleme başlayanlardan Gülsümhan Dönmez, Şenay Hanoğlu, Zehra ve Canan Kulaksız yaşamlarını yitirmiş. Ancak, cezaevlerinde kritik noktaya gelen ölüm oruççuları tahliye edilince bir kısmı bu mahalleye gelerek ölüm oruçlarını dışarıda sürdürme kararı vermişler. Ölüm oruçları Küçükarmutlu'da 18'i cezaevinden geçici olarak tahliye edilen 20 kişi tarafından dört ayrı evde sürdürülüyor. Cezaevinde ölümleri önlemek ve kendine bakamaz duruma gelenler tahliye edildikçe bu kez eylem dışarıda yaygınlaşmış. Mersin'de ölüm
orucuna başlayan Semra Kan ziyaretçileri ile birlikte gözaltına alınmış. Küçükarmutlu'nun polis ablukasına alınması, barikat malzemesi olarak kullanılabileceği için bir harç makinesine ve tahta inşaat kalıplarına el konulması, 'operasyon yapılacağı' endişesini artırmış.
Cezaevlerinde yaşananlar giderek Türkiye'nin kapanmaz bir yarasına dönüşüyor. Cezaevlerinde ölüm oruçları yaygınlaşıyor. Adalet Bakanlığı cezaevlerinde ölümü engellemek için kritik durumda olanları altı aylığına tahliye edince bu kez sorun kentlerin evlerine, mahallelerine doğru yaygınlaşıyor.
Reşit Sarı Küçükarmutlu'daki 'direniş
evi'nde 280 günü aşkın süredir destek ölüm orucunu sürdürenlerden. Polis ablukasını kastederek "Adı konulmamış bir olağanüstü hal yaşanıyor" burada diyor "Belediye otobüsü durduruluyor. Yolculara 'Direniş evine mi gidiyorsunuz' diye soruluyor. Buraya geldiğinden şüphelenilenler otobüsten indiriliyor. Kimi zaman otobüs mahallenin girişinde durdurulup son durağa gönderilmiyor. İnsanlar burada boşu boşuna otobüs bekliyorlar."
Reşit Sarı Ümraniye Cezaevi'nde tutukluymuş. Önce örgüt üyeliğinden 12,5 yıla mahkûm olmuş. Yargıtay bozmuş cezasını. Savcı iddianameyi değiştirmiş. Sonunda davası zamanaşımından düşmüş. Eskiden denizciymiş Reşit Sarı. Bir teknesi varmış Boğaz'da.
"Boğaz'ı şamandıra şamandıra bilirim. Sabahtan akşama kadar çay demler içerdim. Şimdi günde bir iki bardak içebiliyorum en fazla. Birkaç saat uyuyabiliyorum. Zaman zaman çok şiddetli bir halsizlik oluyor. Ama devletin oyunu dışarıda büyüyen ölüm oruçlarıyla bozuldu. Başka kentlerde de ölüm oruçları başlayacak. Direniş evi bir taneydi. Şimdi direniş evleri, direniş mahallesi var" diyor.
27 kiloyla tahliye olmuş
Reşit Sarı ölüm orucunda yalnız su, şeker, tuz ve çay alıyor. Cezaevinden gelenlerin çoğunun hafızasını yitirmiş olduğunu, yürümekte zorluk çektiğini, ancak kendini toparlayanların yeniden ölüm orucuna başladığını anlatıyor.
Küçükarmutlu'daki 'direniş evi'nde çok sayıda refakatçi var. Sık sık ziyaretçiler birikiyor evin önünde, sırayla ölüm oruççularını ziyaret edip evin önünde toplanıyorlar. Evdeki beş ölüm oruççusundan
biri de Ümüş Şahingöz. Eyleminin 276. gününde. 4,5 yıldır cezaevindeymiş Ümüş. Örgüt üyeliğinden tutuklanmış. Davası hâlâ sürüyor. Ölüm orucu sürecinde 52 kilodan 27 kiloya düşmüş. Çok halsiz. Hafızası yerinde ama bilinç bulanıklığı oluyor zaman zaman. Durumu kritikleşince kaldığı cezaevinden tahliye edilmiş. Konuşmakta güçlük çekiyor.
Sokağın biraz ilerisinde başka bir eve geçiyoruz. Burada da beş tane ölüm oruççusu var. En iyi durumda olanlardan biri Arzu Güler. Kocası Metin Turan sekiz yıldır cezaevindeymiş örgüt üyeliğinden. Ümraniye katliamı sırasında aldığı daprlardan bir gözü görmez olmuş. Diğer gözü de rahatsızlanmış. Çapa'da ameliyat edilmiş. Şu anda Edirne Cezaevi'nde kalıyor Metin. Bir yıl sonra görebilecekmiş. Şu anda görmüyor. Mektuplarını arkadaşları yazıyor.
Gamze ölüm orucunda 100 günü geçmiş. 1999 yılında Vatan Dergisi'ni ziyaret için gittiği sırada polis baskını olmuş. Örgüt üyeliğinden tutuklanmış Gamze. 19 Aralık operasyonu sırasında Ümraniye Cezaevi'ndeymiş. Tüm vahşetiyle yaşamış operasyonu. Vücudunun çeşitli yerleri yanmış. Sürekli bombalar atılmış üzerine. Daha sonra Kartal'a götürülmüş. Kaldıkları hücreler geceleri basılıp ölüm orucundaki arkadaşları zorunlu müdahale için götürülmüşler. "Önce hücrenin elektriği kesiliyordu" diyor, "Sonra 50 kişilik erkek infaz koruma memurları giriyordu hücrelere. Direnişimiz fayda etmiyordu. Zaten gücümüz ne ki. Bilinci kapanmış arkadaşımızı kucaklayıp götürüyorlardı. Ama dışarıda da sürüyor işte ölüm oruçları. Ziyaretçilerimiz gelmek istiyor. Direnişimizin sahiplenilmesine tahammülleri yok. Mahalle abluka altında. Akşamları taciz atışları oluyor. Maskeli ve yelekli 25-30 kişilik gruplar direniş evlerine yakın evleri basıyor, halkı 'Direnişçiler yüzünden sizin de başınıza bela gelir' diye tehdit ediyorlar.
Küçükarmutlu'daki 'direniş evleri'nden ayrılıp, mahalle girişlerindeki ve çıkışlarındaki polis denetimlerinden geçtikten sonra Sarıyer'e doğru gidiyoruz. Burada da TKP/ML-TİKKO davasından tutuklu ve hükümlü olup da ölüm oruçlarında sağlıkları bozulduğu için geçici olarak tahliye edilen beş kişi var.
Sarıyer'in sırtındaki Maden Mahallesi'ne doğru tırmanınca karşımıza restorana dönüştürülmek üzere yapılmış bir bina çıkıyor. Eve dönüştürülen restoranın önündeki çam ağacının üzerinden İstanbul Boğazı çok güzel görünüyor. İnşaat tam olarak bitmemiş ama ölüm oruççuları ve refakatçıları tarafından bir eve dönüştürülmüş. İçeri girince ölüm oruççuları hemen ayırt ediliyor. Çünkü hayli zayıflamışlar, görme ve yürüme zorluğu çekiyorlar. İçeride bizi Sait Oral Uyan, Sinan Ergin, Mehmet Çömünt, Meral Şahin ve Ganime Bozlu karşılıyor. Ölüm oruçlarını cezaevlerine özgü bir eylem olarak değerlendirdikleri için, sağlık nedeniyle tahliye olduktan sonra ölüm orucuna son vermişler. Şu anda tedavileri yapılıyor. Ancak süreleri dolup da yeniden cezaevlerine döndüklerinde aynı koşullarla karşılaşırlarsa
ölüm oruçlarına yeniden başlayacaklarını söylüyorlar. Cezaevi'nde 19 Aralık operasyonunun şiddetini , F tipi cezaevlerinde baskıyı, işkenceyi, zorla müdahaleyi yaşamış hepsi.
Şaşırtıcı haberler geliyor
Ölüm oruçları, ölüm oruççuları uygulanan politikalar sonucu cezaevlerinden taşıp evlere, mahallelere, kentlere doğru yayılıyor. Onca ölümden sonra şimdi onlarca sakat insan ve yeni ölümler gündemde. Ama yine de alınan haberlerin şaşırtıcılığı bitmek bilmiyor.
TKP/ML davasından Sincan F Tipi Cezaevi'nde yatan Mesut Deniz ve Edirne F Tipi Cezaevi'ndeki Ramazan Deniz'in Tekirdağ'ın Vize ilçesi Hanoğlu Köyü'nde oturan anne ve babasını ziyaret eden Hakan İldan ve Yüksel Yabul. Anne Huriye Deniz, oğlu Ramazan'ın daha önceden posta yoluyla gönderdiği zarfın içinden kendisinin yanı sıra kızına ve gelinine ait mektupların da çıktığını belirterek İldan'dan bu mektupları muhataplarına ulaştırmalarına ister. Huriye Deniz ayrıca oğlunun İldan'a gönderdiği mektubu da teslim eder. Ancak, Terörle Mücadele Şubesi polisleri tarafından takip edilen İldan ve Yabul köyden dönüşte ilçe terminalinde gözaltına alınırlar. Üzerlerinden cezaevi yönetiminin denetiminden
geçmiş mektuplar çıkar. Savcılığa çıkartılırlar. Savcı İldan ve Yabul hakkında kamu davası açılmasını talep eder. İddianamede sanıkların TKP/ML-TİKKO örgütü üyeliğinden yargılanan Mesut Deniz ve Ramazan Deniz'in annesini ziyaret ederek cezaevinden gönderilen mektupları muhataplarına ulaştırmak isterken yakalandıklarını ve böylece TKP/ML TİKKO üyesi olan Mesut ve Ramazan Deniz'in sıfatlarını bilerek yardım ettikleri öne sürülür ve "Her ne kadar ele geçirilen mektupların içeriğinden örgütsel faaliyet içeren ibareler ele geçirilmemişse de delillerin takdiri mahkemeye ait olmak üzere sanıklar hakkında kamu davası açılma zorunluluğu hasıl olmuştur" deniliyor.
Düğmeye basıldı
Türkiye'de F tipi cezaevleri, ölüm oruçları, adı 'Hayata Dönüş' olan onlarca genci yaşamdan koparan kanlı operasyonları, yasaklar, keyfi uygulamalar, tecritler, hücreler ile kangrene dönüşmüş bir sorun yaşanıyor. 'F Tipi' yalnızca bir cezaevi modeli olmaktan çıkıp kentlerdeki evlere, mahallelere, kentlere yayılıyor. Sanki kanlı, karanlık bir el düğmeye basmış, yaşanan onca krizin gürültüsüne götürüp bütün Türkiye'yi 'F tipi'ne dönüştürmek istiyor. Belki de dönüştürdüler bile!