F tipinde işkence iddiası

Eski günlere dönüş

Gözaltında ölüm ve düşünceye dava haberlerine işkencenin hortlama belirtileri de eklendi: Kırıkkale F Tipi Cezaevi'nde kalanlara, 10 kişilik özel bir ekibin sürekli kötü muamelede bulunduğu öne sürüldü.

2007 'düşünce suçu' yılı
ANKARA - İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Başkanı Reyhan Yalçındağ, bu yılın ilk altı ayında düşünceleri nedeniyle 451 kişi hakkında dava, 361 kişi hakkında da soruşturma açıldığını açıkladı. Yalçındağ, aynı dönemde 193 kişinin düşünceleri nedeniyle toplam 229 yıl hapse mahkûm edildiğini duyurdu. Yalçındağ, dün basın toplantısı düzenleyerek 2007'nin ilk altı aylık ifade özgürlüğü raporunu açıkladı. Yalçındağ'ın düşünce suçlarına ilişkin verdiği rakamlar ve bu olaylara ilişkin yorumları şöyle:

  • 1999-2004 yılları arasında AB'ye adaylık süreci kapsamında yapılan olumlu yasal değişiklikler, 2004'ten sonra yerini önce durgunluğa ve sonra da 'kaşıkla verilen hakların kepçeyle geri alınmasına' bıraktı.
    Raporda Erdoğan da var
  • Başbakan Tayyip Erdoğan hakkında, Avustralya' da 14 Ocak 2000 tarihinde yaptığı konuşmada Abdullah Öcalan' a 'sayın' dediği iddiaları üzerine inceleme yapıldı. 'Suçu ve suçluyu övmek' ile ' halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek' iddialarıyla suç duyurusu yapılırken savcılık takipsizlik kararı verdi.
  • Ankara 28. Asliye Ceza Mahkemesi'nin, hazırladıkları 'Azınlıklar Raporu' nedeniyle Prof. Baskın Oran ve Prof. İbrahim Kaboğlu hakkında verdiği beraat kararı Yargıtay 8. Dairesi tarafından bozuldu.
  • Ocak-Haziran 2007 arasında 451 kişi hakkında 94 dava, 361 kişi hakkında 88 soruşturma açıldı. Aynı dönemde, 368 kişinin yargılandığı 103 davada, 193 kişi toplam 229 yıl, üç ay 15 gün hapis ve 7 bin 981 YTL para cezasına çarptırıldı.
  • Düşünceleri nedeniyle 2005 yılında 192, 2006 yılının ilk dokuz ayında 261 kişi hakkında dava açıldı. Bu rakamlar, düşünce özgürlüğü alanında geçmiş yıllara oranla olumlu ilerleme sağlanamadığını ispatlıyor.
  • Özgür Gündem Gazetesi sadece bu yıl dört kez kapatıldı.
  • İfade özgürlüğünün suç addedilmesi sadece yargılama sonucu doğurmamakta, milliyetçi kesimlerin provoke edildiği şovlara ve linççi saldırılara da dönüşebilmektedir. Öldürülen gazeteci Hrant Dink ile yazarlar Elif Şafak, Orhan Pamuk ve Perihan Mağden hakkında açılan davalarda, kendilerine yönelik saldırılar halen hafızalarda. (Radikal)


    İSMAİL SAYMAZ

    Mustafa Kükçe, Festus Okey, Daruisz Witek... Sıradaki kim?
    İSTANBUL - Nijeryalı Festus Okey'in Taksim Polis Merkezi'nde polis kurşunuyla ölmesi, Beyoğlu'nda 'polis şiddetinin vardığı en son nokta' olurken, Yabancılar Şube Müdürlüğü'ne bağlı Kumkapı'daki 'misafirhanede' intihar ettiği ileri sürülen Polonyalı Daruisz Witek'in ölümü de kuşkulu.
    39 yaşındaki Witek, İstanbul'a 12 Eylül'de geldi. İki gün sonra gittiği Kadıköy'de bıçaklı kavgaya karışınca gözaltına alındı. Adliyede serbest bırakıldı ancak 'suça karıştığı' için sınır dışı kararı alınınca misafirhaneye götürüldü. Polisin iddiasına göre, misafirhanedeki diğer yabancılar istemediği için tek başına bir odaya konuldu. Oysa İHD'yi önceki gün arayan bir Filistinli, Witek'in burada polislerce dövüldüğünü iddia etti.
    Nasıl fark edilmedi?
    Witek, odasında 18 Eylül'de 22.00 sıralarında asılı halde bulundu. Emniyet'in 12 saat sonra yaptığı açıklamaya göre Witek, 'güvenlik kameraları kayıtlarının incelenmesi neticesinde', pantolonunun astarındaki iple kendini astı. Açıklamada, odaların 24 saat kamerayla izlendiği, bu görüntülerin savcılığa verildiği, soruşturma için iki müfettişin görevlendirildiği kaydedildi. İddiaya göre Witek, güvenlik kameralarını kontrol eden polisin, iftar açtığı sırada intihar etmişti. Buna göre Witek, iftarın açıldığı 19.15'ten 22.00'ye kadar geçen yaklaşık 3.5 saatte fark edilemedi.
    Witek, Festus Okey'den sonra, bir 'nezaret yerinde' 29 gün arayla kuşkulu bir sonla ölen ikinci yabancı. Bu yıl şüpheli ilk ölüm, hırsızlık iddiasıyla 14 Haziran'da gözaltına alınıp Dudullu, Acarlar ve Çakmak karakollarına götürülen, yürüyemeyecek halde Ümraniye Adliyesi'ne getirilen 22 yaşındaki Mustafa Kükçe'nin akıbetiydi. Kükçe, 17 Haziran'da, konulduğu Ümraniye Cezaevi'nde rahatsızlanarak hastanede öldü.
    Özellikle Polis Vazife ve Selahiyetleri Kanunu'nun değiştirilip polislere geniş yetkiler tanınmasının ardından Beyoğlu'nda 40'a yakın işkence ve kötü muamele şikâyeti oldu.
    10 Ağustos: Mehmet Nezir Çirik, Taksim Polis Merkezi'ne dövülüp Dolapdere'de yola atıldı. Çirik'in patlayan dalağı alındı.
    29 Temmuz: Avukat Muammer Öz, ailesiyle Moda'da otururken, kimlik soran bir polisle tartışınca dövüldü, burnu kırıldı.
    26 Temmuz: Gazeteci Sinan Tekpetek zorla sokulduğu polis aracında polislerce dövüldü, hareket halindeki araçtan atıldı.
    8 Haziran: Taksim Polis Merkezi'nde dövülen işadamı Sezai Yakar'ın burnu ve eli kırıldı.
    5 Haziran: Travesti Esmeray, Tarlabaşı'ndaki evine dönerken, Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü önünde bekleyen polislerce "Buradan geçmek yasak" diye dövüldü.
    22 Mayıs: Taksici Engin Topal, gaspçılardan kaçıp sığındığı polisi, 'yardım etmedi' diye 155'e şikâyet edince cop ve tekmelerle dövüldü. Ali Bakça, "Polisin itibarı bozulmasın, uluorta dövmeyin" deyince o da dayaktan nasibini aldı.


    Kırıkkale F Tipi'nde işkence timi mi kuruldu?
    ANKARA - Yeni açılan Kırıkkale F Tipi Cezaevi'ne nakledilen 28'i siyasi 70 tutuklu ve hükümlüye, on kişilik özel bir ekip tarafından işkence yapıldığı iddia edildi.
    Kırıkkale'nin Hacılar ilçesinde yeni açılan cezaevindeki 'işkence ve zorla sahur' iddiasını, Sincan F Tipi'nden buraya nakledilen tutuklu ve hükümlülerin avukatları Filiz Kalaycı, Murat Vargün ve İbrahim Vargün dile getirdi.
    İHD Genel Merkezi'nde basın toplantısı düzenleyen üç avukat adına konuşan Filiz Kalaycı, 17 Eylül Pazartesi günü Kırıkkale F Tipi Cezaevi'nde müvekkilleri Hasip Avşar ve Şehmus Özsubaşı ile görüştüklerini söyledi. Kalaycı, "Avşar ve Özsubaşı, cezaevine getirildikleri andan itibaren cezaevi infaz koruma memurları tarafından mütemadiyen darp edildiklerini; ağza alınmayacak küfür ve hareketlere maruz kaldıklarını söylediler. Özsubaşı, darplar sonucu meydana gelen yaralarını gösterdi. Her iki dirseğinde, elinin bazı bölümlerinde ekimozlar ve sıyrıklar olduğunu gördük" dedi.
    Dayak yatalak yapmış
    Kötü muameleye maruz kalan tutuklu ve hükümlülerin, cezaevi hekimine çıktıklarını belirten Kalaycı, "Hükümlüler ısrarla darp izlerini göstermelerine karşın görevli hekim hem görevini yapmamış hem de suç işlendiğine tanık olmasına karşın suçu ihbar etmemiştir" diye konuştu. Kırıkkale Başsavcılığı'na suç duyurusu yaptıklarını ve TBMM İnsan Hakları Komisyonu'na bilgi verdiklerini de söyleyen Kalaycı şu iddiaları dile getirdi:
    "Şehmus Özsubaşı, kendileriyle gelen diğer hükümlülerin de kötü muameleye maruz kaldığını; Medet Sever'in dişlerinin kırıldığını; Savaş Kahraman'ın gözünün morardığını; Vedat Bakır'ın nefes almakta zorluk çektiğini; Diyavettin Turhan'ın darp sonucu yatalak hale geldiğini belirtmiştir. Bir gün sonra aynı cezaevinde Medet Sever, Ali Haydar Elyakut, Vedat Bakır ve Murat Sözeri isimli hükümlülerle de görüştük. Cezaevine getirildikleri iki gün boyunca hükümlüler, oruç tutmamalarına rağmen saat 04.00'te kaldırılarak sahur yemeği verilmeye çalışılmıştır. Ayrıca hükümlüler, cezaevi personelinden 10 kişilik özel birim tarafından bu işkencelerin yapıldığını; bunların özel olarak görevlendirilip eğitildiğini belirtmişlerdir."
    Cezaevindeki sağlıksız içme suyu nedeniyle ishal salgını başladığını da söyleyen Kalaycı, tutuklu ve hükümlülerin 'Burası Kırıkkale, ailelerinize söyleyin buraya gelmesinler diye tehdit edildiğini de öne sürdü. Kalaycı, bu iddialar nedeniyle cezaevi personeli hakkında adli ve idari soruşturma başlatılmasını; bağımsız bir heyetin cezaevini ziyaret ederek tespit yapmasına izin verilmesini istedi. (Radikal)