F1 beldesine şeyh mi hâkim?

Akfırat, yaklaşık dört yıl önce bir tarikat operasyonuyla gündeme geldi. Operasyonla, İstanbul'un göbeğinde dış dünyaya kapalı, tarikat kurallarının geçerli olduğu bir yaşam ve bir 'şeyh' ortaya çıktı.
Haber: DEMET BİLGE ERGÜN / Arşivi
TİMUR SOYKAN / Arşivi

İSTANBUL - Akfırat, yaklaşık dört yıl önce bir tarikat operasyonuyla gündeme geldi. Operasyonla, İstanbul'un göbeğinde dış dünyaya kapalı, tarikat kurallarının geçerli olduğu bir yaşam ve bir 'şeyh' ortaya çıktı. Akfırat 'şeyh' Yaşar Yılmaz tarafından kurulmuş ve müritlerini tek tip evler yaparak buraya yerleştirmişti.
Operasyon üzerinden geçen dört yılda Akfırat, Formula 1 pistinin sınırlarında yapılması nedeniyle büyük bir hızla gelişti. Sınırları içinde çok sayıda lüks villa siteleri inşa edildi. Üniversite kampüsleri, kültür merkezleri kuruldu.
Zenginleşen ve her geçen gün büyüyerek 5 bin nüfusa ulaşan beldede Yaşar Yılmaz'ın etkisinin sürdüğü iddia ediliyor. Akfırat'ın merkezinde Yaşar Yılmaz'a ait olduğu öne sürülen marketlerde gazete satılmıyor, tekel bayisi bulunmuyor. Mezarlıkta mezar taşları kullanılmıyor. Belediye başkanının yüzde 96 oyla seçilmiş olması da 'Perde arkasında Yaşar Yılmaz mı var' sorusunu doğuruyor.
Doktora izinle gidiliyordu
Akfırat, 2003 yılının başında jandarma operasyonuyla gündeme geldiğinde, İstanbul'un ücralarında küçük bir yerleşim yeriydi ve çevresi için kapalı kutuydu. Hiçbir otobüs seferinin olmadığı, çevredeki yerleşim yerleriyle hiçbir ilişkisi olmayan insanlar yaşıyordu. Evlerin hepsi tek tipti, sokaklarında tek başına kadınlar gezmiyordu. Bu gizli dünya, tarikattan ayrılanların ifadeleri ve Fadime Şahin adlı kızın zorla şeyhle evlendirilmesiyle ortaya çıktı.
Jandarma operasyonu sonucunda sahte şeyhin burada kendi kurallarıyla yönettiği bir yaşam alanı kurduğu anlaşıldı. Kurduğu 'Edep' tarikatından müritlerini 1980 yılında burada yaptıkları evlere taşımıştı. Bu yerleşim yerine hocası olan Medineli Hacı Osman Akfırat'ın soyadını isim olarak vermişti. Yıllarca tarikat dışından hiç kimse buraya yerleşmedi. Tarikattan ayrılıp oradaki arazisine konut yapan bir ailenin evi kurşunlanmıştı. Çocuk yaşta kimin kiminle evleneceğine o karar veriyor, doktora gitmek isteyenler ondan izin alıyordu. Yılmaz, jandarma operasyonunun ardından tutuklandı ve Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde yargılandı. Duruşmalarında ondan şikâyetçi olanlara müritleri saldırdı. 11 ay tutuklu kaldıktan sonra tahliye edilen Yılmaz hâlâ tutuksuz yargılanıyor.
Operasyon tarihinden bugüne Akfırat çok değişti. Formula 1 pisti, Sabiha Gökçen Havalimanı'nın açılmasının etkisiyle büyük bir gelişme yaşanıyor. Akfırat'a bugün F1 pisti için yapılan çok geniş ve modern yollar ulaşıyor. Bu yolların çevresinde 2 bin 200 villanın bulunduğu lüks siteler inşa ediliyor. Belde sınırlarında özel üniversite kampüsleri, kültür merkezleri kuruldu. Akfırat'ın merkezi olan ve Yaşar Yılmaz'ın yaptırdığı tek tip evlerden oluşan Fırat Mahallesi'ndeyse henüz değişimin izleri çok az. Milyonlarca dolarlık yatırımın yapıldığı, belediye gelirinin 4 yılda 150 bin YTL'den 24.5 milyon YTL'ye çıktığı beldenin yönetiminin arkasında tarikatın olduğu öne sürülüyor.
Gazete satılmıyor
Operasyonun yapıldığı dönemde Yaşar Yılmaz aleyhine ifade veren kişilerle, Fırat Mahallesi'ndeki hiç kimse konuşmuyor, dışlanıyorlar. Yapılan operasyon sonrası şeyhe ait olduğu öne sürülen marketlerde yine tabela yok. Hiçbir markette günlük gazete satılmıyor. Bir gazete alabilmek için beş kilometre uzaktaki Tepeören Mahallesi'ne gitmek gerekiyor. Tekel bayii de bulunmuyor. Yıllardır açılan yeni bir işletme yok.
Ayrıca Yaşar Yılmaz'ın maddi zarara uğramaması için Fırat Mahallesi'nde semt pazarı kurulmadığı, bakkallarda pek çok ürünün pahalıya satıldığı öne sürülüyor.
İsminin açıklanmasını istemeyen bir kişi, "Burada kahvehaneler, bakkallar, bütün işletmeler, Yaşar Yılmaz'a aittir. Ondan habersiz alışveriş yapılmaz. Paranın ona gitmesi için hiç kimse dışarıdan alışveriş yapmaz" diye konuşuyor.
Tarikat kurallarının hâlâ geçerli olduğunu ortaya koyan bir başka işaret ise Akfırat Mezarlığı'nda gizleniyor. Geniş bir alana kurulan, ancak sadece içindeki küçük bir alanda mezarlar bulunan mezarlıkta sadece iki tane mezar taşı var. Diğer mezarların çevresi küçük briket taşlarıyla çevrili.
İki ucuna iki çam ağacı dikilmiş.
İsimlerin yazılmadığı mezarların üzerinde sadece rakamların olduğu küçük teneke plakalar var.
Bir mahalle sakini, "Gece karanlığında cenaze kaldırıldığını gördük. Üstelik sala da verilmiyor. Mezarlıkta isim yazılmıyor, Yaşar Yılmaz, bunun tapınmaya neden olabileceğini söylüyor" diyor.
Fırat Mahallesi'nde üç cami ve beş tane mescit bulunuyor. Üç imam kadrosu var, ancak imamların ev bulamaması nedeniyle sadece tek imam görev yapıyor. Cemaat genellikle devletin imamının bulunduğu camide değil, mescit ve diğer camilerde namaz kılıyor. Bu ibadethanelerde nasıl vaazlar verildiği bilinmiyor.



Tarikat pençesinde kararan bir hayat
Tarikatın pençesinden kurtulan Hülya Altıntaş: Kızlarım beyni yıkanmış gibi, bana 'Kâfirsin' diyorlar. Sekiz yıl eğitime geçildiğinde müdür olan belediye başkanı, kızları okulu bitirmiş gibi gösterdi

Hülya Altıntaş'ın yaşamını henüz dokuz yaşındayken tarikat kuşattı. Maddi durumları iyi olan dindar bir ailenin kızıydı. Gültepe'de yaşıyorlardı. Babası, Kasımpaşa'daki bir camide vaazlar veren imam Yaşar Yılmaz'la tanıştı. Babası bütün mal varlığını 'Şeyhim' dediği Yaşar Yılmaz'ın yolunda bitirdi. Yaşar Yılmaz'ın Kasımpaşa'daki 'Edep' isimli apartmanına taşındılar. Burada onun vaazlarıyla büyüdü. Kıyametin kopacağını, kendisinin mehdi olduğunu anlatıyordu. Babasına 'Seni Ankara'ya vali yapacağım' diyordu.
Altıntaş, 11 yaşına geldiğinde tarikatın kuralları gereği okuldan alındı. Kız çocukları, 4. sınıftan sonra okutulmuyordu 13 yaşına geldiğinde ise evleneceği söylendi. Yılmaz, bir gün karşısına oturttu, iki yanına iki tane Kuran koydu, 'Bunlar şahitlerimiz' dedi. Yanına 16 yaşında bir çocuk oturdu, nikâhlarını kıydı.
Yaşar Yılmaz, 'İslam Köyü' dediği Akfırat'ı 1980 yılında kurduğunda buraya taşındılar. Müritleriyle birlikte burada tek tip evler inşa ediyordu. Dört çocukları oldu. Yılmaz bu sırada onun kocasıyla birlikte 150 erkek müridini inşaatlarda çalışmak için Arabistan'a gönderdi. Çalışanların parası Yaşar Yılmaz'a geliyordu.
Pazartesi günü hariç kadınların markete gitmesi, tek başına sokağa çıkması yasaktı. Yaşar Yılmaz'ın izni olmadan Akfırat'tan dışarı çıkılmıyordu. Kimin evde kimin hastanede doğuracağına bile o karar veriyordu. İlk başlarda televizyon yasaktı. Müritlerin gazete ve kitap okumalarına da izin verilmiyordu. Evlere hoparlör yerleştirilmişti. İnsanlara oralardan vaaz veriyordu, namaz kıldırıyordu.
Altıntaş, kocasından sürekli şiddet gördü. Kızları büyüdüğünde onların da aynı mutsuzluk yolunda olduğunu gördü.
Altıntaş yaşadıklarını anlatırken şunları söyledi: "Sekiz yıllık zorunlu eğitime geçildiği zaman şimdiki belediye başkanı okul müdürüydü. Kızlar sekiz yıl okumasın diye üçüncü, dördüncü sınıfta okulu bitirmiş gibi gösterdiler. Kızımı okuldan aldılar 15 yaşındayken Yaşar Yılmaz, hiç görmediğimiz biriyle kızımı evlendirdi. Adam 29 yaşındaydı. Bize sormadı bile."
Altıntaş'ın ikinci kızı da 16 yaşına geldiğinde Yılmaz, evlendireceğini söyledi.
Altıntaş sonunda kocasından ayrıldı. Bu sırada ailesi de tarikattan kopunca eşinden boşandı. Bir oğlu ve kızını yanına almayı başardı. Ancak evlenen iki kızı, tarikatın elinde kaldı. Boşanmasının ardından beldede istenmeyen insanlardan biriydi. Tarikat müritlerinin oluşturduğu Fırat Mahallesi'nde ona kimse selam vermiyordu. Boşanmasının ardından kızları, "Mübareğe karşı çıktın, kâfirsin" dediler ve bir daha hiç konuşmadılar. Bugün kızlarını ve torunlarını göremiyor. Altıntaş, "Beyni yıkanmış gibiler. Bana düşmanlar. Ben onları kurtarmak için çabaladım. Bizimle mahalledeki kimse konuşmuyor."
'Çocukların adını da o veriyor'
Mahalleden bir kadın da şunları anlatıyor: "15 yaşında beni evlendirdi. Evleneceğiniz kişiyle gerdek gecesi görüşüyorsunuz. Yeşil cüppe giydiriyorlar ertesi gün. Çocuğunuz olduğunda ismini Yaşar Yılmaz koyuyor. Herkesi birbirine kötülüyor. Herkese 'Komşun büyücü' diyor. Böylece iki kişi bir araya gelmiyor. Geçen sene çocuklarım arkadaşları tarafından dışlandı. 'Senin annen muhalif' diye."


'Ben devrimci ruha sahip bir insanım'
AKP'li Başkan Yıldız: "Akfırat'ı İstanbul'un Monakosu yapacağım."

2004 yılındaki yerel seçimlerde AKP'den belediye başkan adayı olan Hilmi Yıldız, yüzde 96 oy oranıyla benzeri görülmemiş bir seçim zaferi kazandı. Yıldız, Akfırat'ın kapalı bir kutu olarak tarikat yaşamının sürdüğü dönemde okul müdürüydü. Buradaki okulda 3. sınıftaki kız öğrencilerini, ilkokuldan mezun ettiği gerekçesiyle görevden alınmış ve mahkemece meslekten men edilmişti.
Hilmi Yıldız, Radikal'in sorularını yanıtladı. "Akfırat'ı İstanbul'un Monakosu yapacağım" diyen Başkan Yıldız, "Şu an burada tarikat yok. Kim bulursa görevden istifa edeceğim. Öğretmenlik yaptığım zamanlarda da şahit olmadım" dedi.
Yıldız, yüzde 96 oyla seçilmesini şöyle yorumladı: "İnsanlar 'Buranın çağ atlaması lazım, burada o kafalardaki önyargılardan silecek, entelektüel çalışmalarda önümüzü açacak biri lazım. O da sende var' dedi. Çünkü burada 200 haneli köy varken ben 30 derslikli okul yaptım. Ben çok radikal adamımdır. Bana iki kere baskı yapıldığı zaman bütün medyayı çağırır, ortalığı ayağa kaldırırım. Ben devrimci ruha sahip bir insanım."
Yıldız, tarikat iddialarını güçlendiren gözlemlere karşı çıkıyor:
"Marketler gazete satmıyorsa ben ne yapayım. AB standartları var. Pazar kuracaksan adam gibi kapalı pazar kurarsın.
Herkesin kendi inancına göre bir inanç tarzı varsa adam mezarlığına taş yapmıyorsa ben ne yapayım. Taş yapacak diye ayet mi var? Belki ekonomik durumu müsait değil. Bana 15 kişi geldi, mezarlıklarımızı yapamıyoruz dedi. 20-22 mezar taşı sipariş verdim.
Operasyonlar yapıldığında sahnelerde olanlar, aynı iftiralarına, ihtiraslarına devam ediyor. Ancak onların nasıl bir düzenbaz olduğunu herkes gördü. Toplumun içine çıkamıyorlar. Arkadaş sen çıkacaksın televizyonda benim kızımla ilgili. 'O hoca onun kızıyla yatmadan adam evlenmiyor' dersen o da selam vermez. Ben verirsem namuzsuz adamım.
'Hoca küstü, artık gelmiyor'
O hocayla bunlardan biri arasındaki sorun şu: O adam buranın elektriklerini yapma işini almak istemiş. Hocaya 'Bu işi bana ver' demiş. O da demiş ki, 'Kim ucuz yaparsa ona veririm.' Sonra bunlar tartışmış. Burada Yaşar Yılmaz'ın üzerine bir tane yer bulamazsınız. Etrafındakilerin de yok. Adam, devletin Hazine arazisini dahi işgal ettirmemiştir burada. Tam devletçi bir adam. Artık gelmiyor, herkese küstü. Gebze'de, Ankara'da yaşıyor."


Kaymakam: Hoca başkanı destekledi
Kaymakam Keser: Belediye Başkanı Yıldız, dünyaya açılmak isteyen biri.

Tuzla Kaymakamı Fahri Keser, şeyhin Hilmi Yıldız'ı desteklediğini düşünüyor:
"Ben göreve geldiğimde operasyon yapılmıştı. Olayın tarafı kişiler gelerek bazı iddialarda bulundu. Biz yeni belediye başkanının seçilmesini ve tutumunu bekledik, orada eski düzen devam edecek mi diye. Yeni belediye başkanına, elbetteki bu hoca denilen kişinin grubunun desteği söz konusuydu. Ama belediye başkanı arkadaşımız dünyaya açılmak gerektiğine inanan bir kişi. O ilişkiler sonucunda seçildiği doğrudur. O yaşam tarzını aynen devam ettiğini söyleyen kesinlikle yanlış konuşuyordur.
O ilişkiler zincirini bir çırpıda kesip atmak mümkün değil.
Belediye başkanı oranın şeklini değiştirmiştir. Ancak o insanları dışlayıp, oradan gönderip yerine bir başka grup getirmek, insan koymak şeklinde bir operasyondan söz edilemez. O insanları toplumla entegre etmek meseledir. Akfıratlı herhangi birinin hocadan icazet almadan doktora gidememesi, evlenememesi gibi durumlar artık yok. Bu yüzde 100 sağlanmıştır. Çünkü orada köklü yerleşik kurallar var. Halen kadınlar tek başlarına sokağa çıkmıyorlar. Orası 2001-2002 yıllarına göre çok mesafe kat etmiştir."