Faşist yönetmen olmak istemedim

Faşist yönetmen olmak istemedim
Faşist yönetmen olmak istemedim
Türkiye'nin en önemli sanatçılarından Haldun Dormen, "Ben faşist bir yönetmen olmak istemedim. Oyuncuların karakterlerin çıkmasını, kendilerini bulmalarını istedim" diyor.
Haber: TAN SAĞTÜRK / Arşivi

Yale Üniversitesi yönetmenlik bölümünden mezunsunuz. Oyunculuk ve yönetmenlik aslında zıt kutup gibidir. Siz okurken oyunculuk yapmayı düşünmüş müydünüz? Oyunculukla yönetmenlik çok ayrı değildi. Biz oyunculuk dersleri alırken yönetmenlik dersleri de alıyorduk. Oyunculuk yapmamış insan yönetmenlik yapamaz. Çok iyi bir oyuncu olması şart değil. Ama mutlaka oyunculuktan geçmesi gerek ki oyunculara gereken yardımı yapabilsin.
Rejisini yaptığınız oyunların hemen hemen hepsine oyuncu olarak da katıldınız. İkisini de bir arada yürütüyordunuz. Bunun anlamı olmalı…
Birçoğuna katıldım ama artık oynadığım zaman rejisini başkasının yapmasını tercih ediyorum. Çünkü ben aşağıdan gördüğüm şeyi sahneden göremiyorum. Garip bir şey. İçinde olduğumda “doğru mu yapıyorum, yoksa yanlış mı” diye hissediyorum ama aşağıda gördüğümde tam noktayı koyabiliyorum.
Oyunculuk ve reji sizin için ne anlam ifade ediyor? Ben reji için yaratılmışım gibi geliyor bana. Oyunculuğu seviyorum ama birini tercih et deseler mutlaka rejiyi tercih ederim. Çünkü bir şey yaratıyormuşum gibi geliyor. İnsanlarla beraber yaratıyoruz. Bu da hoşuma gidiyor. Biliyorsunuz tiyatroda yalnız iyi oynamanız yetmiyor. Müzik zamanında verilmeli, perde zamanında kapanmalı, ışık yerinde verilmeli...
Tiyatro stillerini dramaları, sunuş biçimlerini belirleyen yol göstericiler var. Reinhart gibi, İonescu, Becket, Brecht gibi. Stanislavski’yi, bir yazar olarak Luigi Prandello’yu atlamayalım. Sizin onlardan herhangi birine bir yakınlığınız var mıydı?
Aldığımız eğitim Stanislavski’den fışkıran bir eğitimdi. Bu yüzden Stanislavski’ye yakınlığım var. Ama yaş ilerledikçe kendi stilinizi ediniyorsunuz.
Farklılıklar hangileri oluyor ?
Farklılık, kendi hayatınızdan, kendi görüşünüzden, tecrübenizden doğan şeylerden kaynaklanıyor. Hiç kimse iyi bir yönetmense veya iyi bir sanatçıysa etkilendiği insanların tam olarak etkisinde kalmıyor.
Beyoğlu’nda kurduğunuz tiyatroda pek çok tiyatrocu ilk oyunculuk deneyimlerini yaşadı. Reji sırasında genellikle oyuncular hangi temayüldeler ise onları bir trafik mizanseni olarak düzenlerdiniz. Oyuncuların içlerinden gelen spontan hareketlerinden yararlanıyordunuz...
Özgürlükçüyüm ama bir çerçeve içerisinde özgürlükçüyüm. Ben aktörlerimi serbest bırakıyorum ama kendi çerçevem içinde serbest bırakıyorum. Sonunda yönetmen Dormen’in imzası olduğu belli oluyor. Ama aktör benim istediğim şekilde kendi hareket ediyor. Ben onu yönlendiriyorum.
Tiyatroda da yönetmenlerde faşist bir eğilim vardır genellikle.
Evet ben faşist bir yönetmen olmak istemedim. Oyuncuların karakterlerin çıkmasını, kendilerini bulmalarını istedim. Mesela bir Metin Serezli ya da bir Altan Erbulak benim kopyam olmadı. Öbür türlü sizin kopyalarınız olur.
Devlet Tiyatroları özellikle Anadolu’daki insanları tiyatro ile buluşturuyorken tiyatroların kapatılmasına ne diyorsunuz ?
Bunların hepsine karşıyım. Ben Anadolu’da çok turne yaptığım için görüyorum. 21 ilde Devlet Tiyatrosu var. En ücra köşelere kadar turneler yapılıyor. İnsanlar bırak Shakespeare’i Molière’i bir sürü Türk yazarını, tiyatronun ne olduğunu , sanatın ne olduğunu öğreniyor. Atatürk ’ün dediği gibi “Sanatı olmayan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.”
Tiyatrolar özerk mi olmalı ? Yoksa devlet desteği almalı mı ?
O biraz sallapati. Devlet ve Şehir Tiyatroları’nın birtakım reformlara ihtiyacı var. Ama bu, kapatmak demek değildir.
Tiyatrolara baskı uygulanıyor mu?
Açık konuşayım bize baskı hiç uygulanmadı. Özel tiyatrolarda uygulandığını sanmıyorum. Baskı uygulanmıyor belki de bazı oyunlar kalkıyor.
Eski dönemlerde muhalif tiyatrolar yapılırdı. Ama şimdi bu tarz tiyatroların azaldığını görüyoruz. Solcu tiyatrolar vardı. Onlarda yapıyorlardı işlerini. Ama şimdi solculuk kalmadı. Muhalefet daha ince bir şekilde yapılıyor yine de.
Afife Jale Tiyatro Ödülleri’ni organize ediyorsunuz. Bazen seçimlerin sizi hayal kırıklığı yaşattığı olmadı mı?
Herkes benim karıştığımı zannediyor. Hiç karışmaya hakkım yok zaten. Yapılan gayet ciddi. 33 kişilik bir jürimiz var. Onların kararına karışmaya hakkım yok. Ama tabii ki hayal kırıklıklarına uğradığım zamanlar oluyor.
Sinemaya da emek verdiniz. Emek Sineması için ne düşünüyorsunuz? Ben Emek sineması için o kadar büyük şey sarf etmedim. Benim için Saray Sineması daha önemliydi. Saray Sineması için kimse sesini çıkartmadı ki Saray Sineması sanatın membağıydı. Saray Sineması’na kimse sesini çıkarmadı. Orası kimsenin uğramadığı felaket bir AVM oldu. Bakamıyorum bile o tarafa. Keşke Saray’da Emek de kapanmasaydı.
“Gençler için bir şeyler yapmayı önemsiyorum. Bir mum yakmak dünyayı aydınlatmaktır” diyorsunuz. Gezi Parkı’nda gençler başroldeydi. Bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ben hiçbir zaman ümitsiz olmadım ama gençler için ümitsizdim. Fakat Gezi Parkı’na gittiğim zaman ne kadar haksız olduğumu gördüm. Müthiş bir gençlik var müthiş. Onlarla gurur duyuyorum. Ben bu yapılanın çok korkunç olduğuna inanıyorum. Demokratik olması gereken Türkiye ’de böyle bir şeyin nasıl yapıldığını anlayamıyorum. Görmüyorlar, görmemekte ısrar ediyorlar. Biraz yumuşak davransalar bir sürü şey hallolacak.
Peki AKM yıkılıp yerine yenisi yapılmalı mı?
Hayır. 5 senedir atıl duruyor. Yapacaklarsa yepyeni bir yer -ki inanmıyorum- yapsınlar, bu da devam etsin. AKM yerine harika bir şey yapacağım deyip bizi kandırıyorlar. 14 bin yıllık İstanbul ’da bir opera binasının olmaması, olan binanın kullanılmaması, Süreyya Sineması’na sığınılması olacak şey mi.
1928 doğumlusunuz. Bir uzun ömür. Çok aktif ve hareketli bir yapınız var. Ölüm korkusu yaşıyor musunuz?
Korku gibi olmuyor da “ Hay Allah bunları bırakıp gideceğim.” Gibi oluyor. Yaptığım işlerden O kadar çok keyif alıyorum ki ve etrafımdaki insanlardan “ Onları bırakıp gitmek ne kadar zor olacak.” diye düşünüyorum.
Din anlayışınız nedir?
Dindar bir insanım ama Müslüman değilim. Siz gelmeden dua ediyordum. Allahım var. Ben o Allah’ın Müslüman, Yahudi, Katolik olduğuna inanmıyorum. Allah derken enerji veren büyük bir varlık. Buna inanıyorum. Çünkü benim yollarımı aydınlattı.
Atatürk’ün cenazesini hatırlıyormuşsunuz... Çok hayal meyal hatırlıyorum. Oradan geçerken gördüm. Dönüşte yerden bir çiçek alıp saklamıştım.
Farklı farklı mı yaşıyoruz biz Atatürk’ü ben onu merak ediyorum.
Ben Amerika’ya gidinceye kadar bütün iniş çıkışlara rağmen Atatürk Cumhuriyeti’nde yaşadım. Çok mutlu oldum. Biz Atatürk’ten vazgeçmeyeceğiz, vazgeçemeyeceğiz.
Ben bu ülkeden çok ümitliyim. Burası çok güzel bir ülke...
İstanbul bence dünyanın en önemli , güzel şehri. Buradan başka hiçbir yerde yaşamak istemiyorum. Zaten yaşım da müsait değil.