Fikret Başkaya: Bu bir hükümet krizi değil, uygarlık krizi

Fikret Başkaya: Bu bir hükümet krizi değil, uygarlık krizi
Fikret Başkaya: Bu bir hükümet krizi değil, uygarlık krizi

Fotoğraf: Sema Kanat

"Paradigmanın İflası" isimli kitabı nedeniyle 90'lı yılların sonunda 20 ay hapis yatan akademisyen Fikret Başkaya, seçim sonrası oluşan tablonun Türkiye'ye özgü olmadığını düşünüyor: "İnsanların artık yeni anayasaya değil, yeni bir rejime, yeni bir sosyal düzene ihtiyacı var..."

RADİKAL – Akademik çalışmaları, yazdığı yazılar ve kitaplar nedeniyle uzun yıllar kovuşturmalara uğrayan, Abant İzzet Baysal Üniversitesi’nde öğretim üyesiyken yayınlanan “Paradigmanın İflası” kitabı nedeniyle 20 ay hapis yatan Fikret Başkaya, Türkçe-Kürtçe yayın yapan 'Tiroj' dergisine konuştu. Nalan Temeltaş’ın sorularını yanıtlayan Başkaya, 60’lardaki TİP süreciyle bugünün HDP süreci arasında benzerlikler olduğunu söyleyerek, “O dönemin havasına benzer bir durum şimdi de oluşmuş görünüyor. Düzen partileri dışında muhalif bir partinin 80 milletvekili çıkarması önemli. Benzerlik var, çünkü rejimde sıkışma var ve düzen partileri aldatma yeteneklerini hızla kaybediyorlar” dedi.

Başkaya, yeni anayasa tartışmaları için ise “İnsanların artık yeni anayasaya değil, yeni bir rejime, yeni bir sosyal düzene ihtiyacı var” dedi.

‘ÜNİVERSİTE AÇMAK ŞİMDİLİK OLDUKÇA KÂRLI’

Özgür Üniversite’nin kurucu başkanı da olan Fikret Başkaya, Hacettepe Üniversitesi öğrencilerinin düzenlediği ‘Yeni Türkiye ve Eğitim’ paneline “rektörlüğünün talimatıyla” alınmaması ve öğrencilerle bahçede toplanmak durumunda kalmasıyla ilgili soru üzerine, “Üniversitelere dair yaygın bir tevatür var. Her türlü düşüncenin serbestçe tartışıldığı, özgür düşüncenin serpilip geliştiği, toplumun geneline göre her zaman birkaç adım önde bilim yuvaları olduğu gibi… Külliyen yalandır, reel bir karşılığı yoktur” dedi.

Son yıllarda, üniversitelerin ‘ideolojik ve ekonomik işlevi’ne üçüncü bir şık daha eklendiğini ve “mantar gibi özel üniversite kurulduğunu” vurgulayan Başkaya, “Bunlar bildiğin ticarethane aslında. Bakkal dükkanı açsan iflas edebilirsin ama üniversite açmak şimdilik oldukça kârlı. Diploma ticareti, bilgi ticareti yapıyorlar. Bu yüzden de üniversite hocası, genel bir çerçevede bilgi satış memuruna indirgenmiş durumda.”

Üniversitelerin toplumların ortak aklını oluşturmak için de işlev gördüğünü söyleyen Başkaya, eleştirilerine, Türkiye’deki üniversitelerin Suriye’de yaşananlar karşısındaki tutumuyla devam etti:

“Suriye'ye emperyalist bir saldırı söz konusuydu. Olup-bitenlerin devrim kavramıyla, özgürlük-eşitlik gibi kavramlarla ilgisi yoktu. Türkiye’de akademiden Suriye ile ilgili bir tek kurumsal tepki gelmedi. Oysa emperyalist komplonun önce üniversite tarafından teşhir edilmesi, kamuoyunun olup bitenlerin mahiyeti hakkında bilgilendirilmesi gerekirdi...”

‘UYGARLIK TEHLİKELİ BİR EŞİĞE GELİP DAYANDI’

Her şeye rağmen, “Devletten ve sermayeden tam bağımsız düşünce odakları”, “özerk değil, tam bağımsız kurumlar” oluşturmanın ‘atla deve olmadığını’ söyleyen Başkaya şöyle devam etti: “Çünkü hiçbir dönemde eleştirel düşünceye bu kadar ihtiyaç olmadı. Eleştirel düşünce son derecede önemli, zira insanlık ve uygarlık tehlikeli bir eşiğe gelip dayanmış bulunuyor. (…) Mesela  Özgür Üniversite kendi olanaklarıyla 22 yıldır faaliyetini sürdürüyor. Fransızcada bir deyim, ‘finanse eden yönetir’ der. Ya da ‘seni kimin finanse ettiğini söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim’ denir. Eğer bağımsız olamazsan hiç bir şey yapamazsın.”

Başkaya, 60’lı yıllardaki Türkiye İşçi Partisi (TİP) deneyimiyle günümüzdeki HDP arasında benzerlik bulunup bulunmadığı yönündeki soruya ise şöyle yanıt verdi:

“Evet, o zamanki TİP ile şimdiki HDP arasında bir bağ kurmak mümkün, benzerlikler var. ‘50'lerin sonuna doğru Demokrat Parti baskının dozunu artırmıştı ve halk nezdinde özellikle de politize olmuş kesimlerin muhalefeti kabarmıştı. Ve 27 Mayıs 1960'ta askeri darbeyle düşürüldü. Aslında darbeler her zaman mevcut olanı takviye için yapılır. Fakat bir taraftan ekonominin performansının kötüleşmesi, diğer yandan baskının artması, muhalefeti büyütmüştü. Yeni anayasa bir dizi anti demokratik maddeler içerse de kimi ‘ileri’ hükümler de içeriyordu. Bu ikisinin diyalektiği solun ilk defa Türkiye'nin tarihinde bir kitle hareketi olarak sahneye çıkmasını sağladı. Nitekim 1965 genel seçimlerinde TİP, 15 milletvekili çıkarmayı başardı. Milletvekillerine Anıtkabir'de eşlik edenler arasında ben de vardım. O dönemin havasına benzer bir durum şimdi de oluşmuş görünüyor. Düzen partileri dışında muhalif bir partinin 80 milletvekili çıkarması önemli. Evet, benzerlik var, çünkü rejimde sıkışma var ve düzen partileri aldatma yeteneklerini hızla kaybediyorlar. Velhasıl konjonktür farklı, zaman farklı ama TİP  deneyini hatırlatan bir durum var.”

‘KAYNAKLARI HOVARDACA TALAN ETTİLER VE BUNU BAŞARI OLARAK SUNDULAR’

AKP ’nin ekonomik başarısı için ‘boş bir efsane’ diyen Başkaya şöyle devam etti: “Türkiye ekonomisi 2001’de şiddetle bir krize girmişti. Tarihin en önemli krizlerinden biriydi. Her krizin faturası o ülkenin yoksullarına çıkar. Orada bir takım tedbirler alınarak, araç tamir edilip rayına oturtuldu. Direksiyona da bunları geçirdiler. Dibe vurduktan sonra çıkış kaçınılmazdır. Kim iktidar olsa çıkacaktı. Birincisi, bunu dikkate almıyorlar. İkincisi ise bunların iktidar olduğu dönem dünyada müthiş para bolluğu vardı. Çok kolay koşullarla borçlanmak mümkündü... AKP hükümeti büyük oranda borçlandı, çok para girdi ama verimli yatırımlara kanalize etmediler. Bir de devlette kamuya, topluma ait ne var ne yoksa özelleştirme adı altında yağmalayıp yağmalattılar. Yüksek faizli kredileri lüks otel, lüks araba, AVM, konut, rezidans, yol, köprü vs.’ye yatırdılar. Kaynakları hovardaca talan ettiler. İşte başarı olarak sundukları bu idi. Ve artık yönetemiyorlar. Her şey kötüye gidiyor...”

‘YÖNETENLER DEĞİŞİYOR AMA YÖNETİMLER ASLA’

“Hükümet kuran partilerin seçimlerle değişmesi şeylerin değiştiği anlamına gelmiyor. Başka türlü söylersek, yönetenler değişiyor ama yönetimler asla...  Bugün dünyadaki tüm rejimler o ülkelerin halk çoğunluğuna yabancılaşmış farklı dozlardaki baskı rejimleridir... Birileri yönetilemez duruma getirince nöbeti başkaları alıyor ve bu bir başarı olarak sunuluyor. Artık bu teraziler bu sıkleti tartamaz durumda... Söz konusu olan, bir uygarlık krizidir. Artık son bir kaç yüzyılda geçerli olan burjuva paradigması iflas etmiş bulunuyor. Her kriz diğerini azdırıyor ve bir krizler sarmalı söz konusu. İşte Rojava deneyimi ile başka bir şeyin yapılabilirliği ima ediliyor. Geçerli paradigma dışında bir şeylerin mümkün olduğunu gösteriyor. Rojava türü örnekler yeni paradigma yolunu aralama potansiyeli taşıyor...”

‘YENİ ANAYASA DEĞİL, YENİ BİR SOSYAL DÜZEN LAZIM’

Başkaya yeni anayasa tartışmalarıyla ilgili olaraksa “Yeni anayasa yapılırsa işlerin düzeleceği söyleniyor. Eğer öyle olsaydı işler ne kadar da kolay olurdu” diyerek şöyle devam etti: “İnsanların artık yeni anayasaya değil, yeni bir rejime, yeni bir sosyal düzene ihtiyacı var. Hukuk devleti diyorlar, kimin hukukundan söz ediliyor? Bugüne kadar Türkiye hukuk devleti değil miydi? Hukuku olmayan bir devlet olabilir mi? Tüm o yasaları kim, neden yaptı bugüne kadar?”

 

SÖYLEŞİNİN TAMAMI