Firari bir doktorun 'Filistin Günlüğü'

İsrail bombardımanı yine başlamıştı. Ortalık cehennem yeriydi. Sağ bacağı dizinin altından kopmuş bir Filistinlinin kanamasını durdurmaya çalışıyordu. Bir anda alevlerin aydınlığı gözlerini kamaştırdı. Arkasından...
Haber: CELAL BAŞLANGIÇ / Arşivi

İsrail bombardımanı yine başlamıştı. Ortalık cehennem yeriydi. Sağ bacağı dizinin altından kopmuş bir Filistinlinin kanamasını durdurmaya çalışıyordu. Bir anda alevlerin aydınlığı gözlerini kamaştırdı. Arkasından korkunç bir patlama duydu. Sonra hiçbir şey duyamaz oldu. Sanki uykudaydı, rüya görüyordu.
Patlamanın şiddetinden yere yuvarlanmıştı. Kendini toparladığında tüm ameliyathanenin ve acil servisinin yarısının yıkıldığını fark etti. Her taraf toz içindeydi ve yukarıda gökyüzü görülüyordu. Yanında duran laboratuvar teknisyeni omzundan yaralanmış yerde kıvranıyor, bir an önce ölmek için tanrıya yalvarıyordu. Kendine gelir gelmez hastaları yan taraftaki sığınağa taşıdı arkadaşlarıyla birlikte. Kesilen bombardıman yeniden başladığından herkes sığınağa doluşmuştu. Yaralılara baktığında, iki bacağı da alçıda olan 11 yaşındaki çocuğu göremedi. Hemşire, alçı kompleksini odanın kapısından çıkaramadığını, bu yüzden çocuğu hastanede bıraktıklarını söyledi.
O anda beyninden vurulmuşa döndü. Bombardıman sürüyordu ve o çocuk hastanede kalmıştı. Sığınağın kapısına koştu. Kapıda durdu. Korkuyordu, ölmek istemiyordu. Aklına karısı, altı aylıkken bıraktığı kızı geliyordu. Ama o çocuk dışarıdaydı. Geri dönmeyi kendine yediremedi. "Hastaneye ulaştığımda, çocuk korkudan konuşamıyordu ve altına işemişti. Kapının pervazını kırıp alçı kompleksini dışarı çıkardım. Bu arada hastanedeki telsizde çalışan genç de yardıma gelmişti. Birlikte çocuğu sığınağa taşıdık. Taşırken çocuğun bana bakışlarını hayatım boyunca unutamam. Beni kurtarıcı gözüyle görüyordu. Bilmiyordu ki hayatta kalması ona daha ne korkular, ne acılar gösterecekti."
Gözyaşı ve sevinç; acı ve umut; ölüm ve yaşam arasındaki ince bir çizgide sürüp gidiyor doktor Cüneyt Kafkas'ın 'Filistin Günlüğü' adlı kitabında anlattıkları. Aslında Filistin'e gitmeyi, gerilla olmayı neredeyse çocukluk yıllarında kafasına koymuş Cüneyt Kafkas. Kafkas, Çerkez bir aileden geliyor. 93 Harbi'nde İstanbul'a göçüp Samatya'ya yerleşmişler. Babası demiryolcu olduğu için tüm Türkiye'yi dolaşmışlar. 12 Mart'tan önce ilgilenmeye başlamış politikayla. 70'li yılların başında lise öğrencisi Zonguldak'ta. Dev-Lis'li. THKO'lu. Deniz Gezmiş'ten geliyor Filistin sevdası. Zaten diğer idolü de Che. Denizler Filistin'e gidip savaşmışlardı. Leyla Halit'ler vardı. Che Arjantinli Kübalıydı. Cüneyt de Türkiyeli ve Filistinliydi.
Ameliyatta polis baskını
Hacettepe Tıp'a dereceyle girdi. Doktor Hikmet Kıvılcımlı'yı okumuştu, Marx'la, Engels'le, Leninist partiyle tanışmıştı. Artık illegal Türkiye Komünist Partisi-Birleşik'in örgütleyicisiydi. Bu arada legal olarak da Türkiye Sosyalist İşçi Partisi'ni kurmuşlardı. Filistin'le bağları vardı. Zaman zaman Hatay'dan, Kilis'ten aşağıya geçiyorlardı. Bağıra bağıra gelen 12 Eylül darbesinden sonra örgüt yöneticisi olarak aranmaya başlanmıştı. Polis kendisini yakalamak için üniversiteye geldiğinde ameliyattaydı. Hemşire "Doktor Cüneyt Bey aranıyorsunuz" diye anons edince üzerindeki ameliyat giysileriyle kaçmıştı hastaneden. Bir süre kaçak yaşadı İstanbul'da. Çember daralıyordu. "Artık gidelim" diye karar verdiler.
"Dört kişilik bir grupla Suriye'ye geçtik. Suriye sınırında mağaralar vardı. Orada üstümüzü değiştirdik. Türkiye'den geldiğimizi Suriye gizli servisinin anlamasını istemiyorduk. Geceleri köylerde geçirdik. Bunu bir kaçış olarak düşünmüyorduk. Eğitimimizi alıp Türkiye'ye geri dönecektik. Kaldığımız köylerde zeytin topluyorduk. Şam'da bizi bekleyen ar-kadaşların kaldığı eve bir çuval zeytinle geldik. Filistin Kurtuluş Örgütü
içindeki Demokratik Cephe'yle temas halindeydik. Örgütte eğitim
alan Türkiye'den gelen çeşitli siyasetlere mensup Türkiyeliler var. Türk ve Kürt solundan."
Kampta eğitimini tamamlar. Ama ancak eğitimi bitince doktor olduğunu söyler. Kamp komutanı Abu Fahi sitem eder: "Doktor olduğunu daha önce söylemeliydin. Biliyorsun bizim çok ihtiyacımız var." Karşılık olarak "O zaman bu şekilde askeri bir eğitim alamazdım" der Cüneyt, "Beni hemen doktor olarak bir yerlere gönderirdiniz, öyle değil mi?" İlk görev yeri Sur kentidir. Üç yıl doktorluk yapar Filistin'de. Birçok yaşam kurtarır, birçok ölüme tanıklık eder. Yitirdikleri arasında çok yakın dostları da vardır. Ama bir Filistin gerçeğidir bu. Bir saat önce selamlaştığın bir kişinin kaldırımda ölüsüyle karşılaşmak, ertesi gün gördüğün bir dostunun hâlâ yaşadığına şaşırarak sevinmek bu gerçeğin ayrılmaz parçalarıdır.
84 başında artık ayrılmaları gerekir Filistin'den. Avrupa'ya geçer ve İsveç'e iltica talebinde bulunur. Artık merkezi bu ülke olmak üzere Avrupa'nın her yerindedir. Sık sık hava, deniz, kara gibi bütün yolları deneyerek Türkiye'ye kaçak girmektedir.
Dostları zorla yazdırır
Dostları bir ay Almanya'da bir eve kapatırlar Doktor Cüneyt'i ve Filistin'de yaşadıklarını yazmaya zorlarlar. İşte piyasaya yeni çıkan 'Filistin Günlüğü' kitabı da böyle bir sürecin ürünüdür. 1988'de Türkiye'de yakalanır. Üzerinde de kitabın müsveddeleri vardır. Recep Ergun'a suikast girişimiyle suçlanırlar. Doktor Cüneyt de Silahlı Halk Birlikleri'nin yöneticisi olarak yargılanır. Hatta o yıllarda Hürriyet gazetesi 'İşte sorumlu' diye manşet atar fotoğrafının yanına. O da kendisine 'Sorumsuz' diyen ilk eşine gösterir gazete manşetini 'Bak bir de sorumsuz diyordun.'
15 yıl hapse mahkûm olur. Amasya, Ankara, Beypazarı cezaevlerinde yatar. Üç yıl sonra şartlı tahliyeyle serbest kalır. "Bir süre doktorluk yaptım. Diplomam iptal edildi. Mecburi hizmetim var ama kamu hizmetinden yasaklıyım. Neyse, hepsini teker teker çözdüm. Şimdi ortak olduğum özel bir kliniğim var."
Filistin'le bağını ayrıldıktan sonra da kesmemiş doktor Cüneyt. Defalarca gitmiş. Ayrıldığı zamandan bugüne yaşananları 'Aslında bir fark yok' diye değerlendiriyor "Filistin halkı savaşıyor, sınıf mücadelesi devam ediyor. Hamas yokken Ebu Musa vardı. Filistin halkının mücadelesi üç şeye karşıdır: emperyalistlere, Siyonistlere ve Arap gericiliğine. 50 yıldır savaş veriliyor. Burada evlenmek, sevişmek, öpüşmek, çocuk yapmak, her şey bomba tehdidi altında. Filistin halkının direnişi böyle bir şey. Savaş hali yaşamın ta kendisi."
İkinci kitap yolda
Kitabının bugünlerde piyasaya çıkarmasını ise bu coğrafyada yaşayan insanların aynı kaderi paylaşmasına, yaşadığımız Büyük Ortadoğu Projesi'nin Türkiye'yi de içine çekmesine ve Türkiye'nin Ortadoğu gerçeğini bütün açıklığıyla bilmesi gerekliliğine bağlıyor doktor Cüneyt. İlk kitabı 'Filistin Günlüğü' olumlu tepkiler alınca hemen ikinci kitabının hazırlıklarına başlamış. Yılbaşına kadar bitirmeyi tasarladığı kitabında 12 Eylül'ü, Türkiye'yi kanlı bir darbeye götüren süreci anlatmayı amaçlıyor yeni kitabında.
Bir solukta savaş yolculuğu
Doktor Cüneyt Kafkas'ın kitabı 'Filistin Günlüğü' kitabı bir solukta Şam'a, Beyrut'a, Sur'a götürüyor; çatışmaların, tank saldırılarının, bombardımanların; yaralıların, ölülerin, yaşanan acıların içinde buluyor insan kendini. 'Filistin Günlüğü'nü bitirince anlıyorsunuz ki Mescid Al Aksa'nın altın kubbesi muskalarıydı; korudu onları şerden, nefretten. Feyruz şarkılarında söyledi ucu yanık sevdalarını. İçtenliklerinin coşkusuydu cesaretleri. Ölülerinin gözlerine bakıp ellerini sıkabilirdiniz...