Fransızlardan bin kat Bizanslıyız

İktisat tarihçisi Murat Çizakça'ya göre Türkler Fransızlardan daha çok Bizanslı. Çizakça, "Osmanlı, tarih boyunca kendini Bizans'ın devamı olarak görmüştü" diyor.
Haber: NEŞE DÜZEL / Arşivi

NEDEN? Murat Çizakça
Tarih aldık ve AB'yle müzakerelere hazırlanıyoruz. Politikacılarımıza baktığımızda, Avrupa'yla ilişkiler konusunda hep siyasi ve ekonomik konuların çevresinde dolaştığımızı görüyoruz. Halbuki Avrupa'yla aramızdaki en derin uçurumlardan birini, tarihe bakış açımız ve tarihi öğretiş biçimimiz oluşturuyor. Çocuklarımızı, Batı kültürünün temelini oluşturan uygarlıklara düşman yetiştiriyoruz. Bunu o kadar katı bir biçimde yapıyoruz ki, Fransa Cumhurbaşkanı Chirac, Türkiye'nin üyeliğine kendi kamuoyunu ikna etmek için, 'Hepimiz Bizans'ın çocuklarıyız' dediğinde, bizim bakanlarımız neredeyse bir mahalle çocuğu gibi ona küfrediyor. Biz Doğu Roma İmparatorluğu'nun başkentinde yaşayıp, Bizans'ın devlet geleneklerini Cumhuriyet'te bile aynen sürdürürken, Bizans müziğini kendi müziğimiz olarak dinlerken, neden Bizans'a düşman olduk? Bizanslı olmayı, bu uygarlığın mirasçılığını niye hakaret sayıyoruz? Niye o kadar çok ulaşmak istediğimiz Batı'yla aramızda, eski Yunan'a ve Bizans'a düşman olarak uçurumlar açıyoruz? Bunları, Bahçeşehir Üniversitesi'nde uygarlık dersi veren iktisat tarihçisi Prof. Murat Çizakça'yla konuştuk. Tarihe ve bugüne başka açılardan bakılabileceğini gördük.

Fransalideri Jacques Chirac, Türkiye'nin Avrupa'ya çok da yabancıolmadığını söylemek için "Hepimiz Bizans'ın çocuk-larıyız" dedi. Biz bunu tepkiyle karşıladık. Hatta bazı bakanlarımız küfür etti. Neden dünyanın en önemli imparatorluklarından biriyle ilişkimiz olabileceği, bizi bu denli kızdırdı?
Kızgınlığımız, tarih eğitimimizden kaynaklanıyor. Çünkü biz, Roma-Bizans İmparatorluğu'nu yıkmakla övünüyoruz. Oysa Roma-Bizans, dünyada gelmiş geçmiş en büyük uygarlıklardandır. Ama bizdeki tarih anlayışına göre, biz, imparatorluklar, uygarlıklar yıkan ve bununla gurur duyan kahraman bir ulusuz. Biz bu anlayışla, kendi kendimizi 'barbar' durumuna düşürüyoruz. Çünkü uygarlık yıkanlara barbar derler ve bize de barbar diyorlar.
Bizans sözcüğü, neden bizde bir 'küfür' gibi, aşağılayıcı bir sözcük gibi algılanıyor?
Anlamak mümkün değil. Çünkü Osmanlı, Bizans'ı böyle algılamıyordu.
Nasıl algılıyordu? Bizans İmparatorluğu'na son veren Osmanlı, Bizans'ı küçümsemiyor muydu?
Asla!.. Osmanlı'nın Bizans'a büyük saygısı vardı. Çünkü Osmanlı, kendisini Bizans'ın devamı görüyordu. Hatta Fatih Sultan Mehmet Kayser-i Rum unvanı aldı. Kayser-i Rum, Roma imparatoru demek. Eğer Fatih kendini Roma imparatoru olarak görüyorsa, Osmanlı'nın Roma'yı, Bizans'ı küçümsemesi mümkün olabilir miydi? İşin ilginç yanı, Bizanslılar da Fatih'in imparatorluğunu benimsedi. Onlar da Fatih'e 'Sultan Basileus' yani 'bizim imparatorumuz' dedi. Fatih'in daha önceki imparatorlardan tek farkı Müslüman olmasıydı ve zaten bu yüzden Bizanslılar ona 'sultan imparator' dedi.
Bizans'ın reddi Cumhuriyet döneminde mi başladı?
Seksen yıldır, üç nesildir bize okullarda öğretilen tarih Bizans'ı küçümsüyor. Cumhuriyet döneminde tarih eğitimimiz, Osmanlı-Bizans ilişkilerine çok sathi baktı. Eski Yunan-Roma-Bizans medeniyetlerini hep dışladı. Bu gayet şovenist ve saldırgan bir tarih anlayışıdır. Biz her ne kadar imparatorluklar yıkmakla ahmakça övünsek de, yıktığımız imparatorluk dünyanın en muhteşem uygarlıklarından biridir.
Neden okullarımızda Bizans sadece "entrikacı ve bir iğnenin üstünde kaç melek vardır türünden sorunlarla uğraşan 'akılsız' bir toplum olarak öğretiliyor?
Biz sadece Bizans'ı değil, Osmanlı'ya da çok olumsuz bakıyoruz. Nedeni de Cumhuriyet altı yüz yıllık bir hanedanı yıktı, yerine yeni bir rejim getirdi. Cumhuriyet kendini meşrulaştırma derdindeydi. Yeni rejimi nasıl meşrulaştıracaksınız? 'Eski rejim çok kötüydü' diyeceksiniz. Üstelik bu coğrafyada sadece Osmanlı değil, Roma-Bizans-Osmanlı devamlılığı da vardı. Cumhuriyet işte bu devamlılığı ortadan kaldırmak istedi. Fatih'in derdi ise devam etmekti, yepyeni bir rejim kurmak değildi. Cumhuriyet'in kuruluşta, 'Biz imparatorluklar yıkarız. Biz öyle kahraman bir milletiz' fikirlerini desteklemek için hem Osmanlı'yı hem Bizans'ı böylesine aşağı görmesini anlayabiliriz ama... Artık 80 yıl sonra Cumhuriyet'in hâlâ tarihi bu şekilde tahrif etmesini anlamamız mümkün değil.
Roma'yı ve Bizans'ı reddederek bizim 'barbar' duruma düştüğümüzü söylüyorsunuz, ama Avrupa, Roma ve Bizans'ı reddetmeyen Osmanlı'ya da barbar diyordu. Niye?
17'nci yüzyılın sonuna kadar Batı'nın Osmanlı'ya yönelik hissi korku ve hayranlıktı. Batı açısından Osmanlı, Roma'nın devamıydı ve Jüstinyen zamanındaki evrensel Akdeniz İmparatorluğu'nu kurmasına ramak kalmıştı. Barbar kelimesinin kullanılması, 1699'dan sonra ve özellikle de 19'uncu yüzyılda oldu. Nedeni de, Yunan medeniyetinin mirasçısı olarak gördükleri Yunanlıları 'Türk boyunduruğundan kurtarmaktı. Cumhuriyet döneminde biz, eski Yunan-Roma-Bizans mirasını reddederek bu görüşün ekmeğine yağ sürdük. Tuzağa düştük. Gurur duyacağımız kökenimizi reddettik.
Bizans, dünyanın en büyük imparatorluklarından olan ve Batı medeniyetinin kökeninde bulunan Roma İmparatorluğu'nun son parçasıydı... Roma İmparatorluğu'nun devamı olan Bizans...
Aslında Bizans ve Roma aynı imparatorluktu. Bizans'a, 'Hıristiyanlaşmış Roma İmparatorluğu' diyebiliriz. Biz Bizans'ı küçümseyerek kendi ayağımıza kurşun sıkıyoruz. Avrupa, 'Roma-Bizans, benim uygarlığımın kökeni' diyor. Biz ise hem Bizans'ı küfür kabul ediyoruz hem de Avrupa'ya girmeye çalışıyoruz. Üstelik de Roma'nın başkentinde oturuyoruz. Bu uygarlığın başkentinde otur ve bu uygarlığa saygısız davran. Dahil olmayan çalıştığın Avrupa ise ona bu kadar saygılı davransın. Bir Fransız çıkıp, 'Hepimiz Bizans'ın çocuklarıyız' diyor. Aslında biz Fransızlardan bin defa daha Bizans'ın çocuğuyuz, biz daha fazla Romalıyız ama bunu reddediyoruz. Üstelik bize tarih derslerinde okutulan Bizans'ı yıktığımız bilgisi de yanlış. Yıkmadık...
Peki ne yaptık?
Aksine Osmanlı İmparatorluğu'nda biz bu mirası geliştirdik. Bizans'ın yaklaşık bütün kurumlarını aldık ve daha ileriye götürdük. Dinini tekamül ettirdik. Hatta Roma-Bizans İmparatorluğu'nun coğrafyasını da gerçekleştirmeye çalıştık. Bunun için Cebeli Tarık'a kadar gittik. Jüstinyen, çöken Batı Roma'yı canlandırmak ve Akdeniz'de 'tek tanrı, tek devlet, tek imparator' planını gerçekleştirmek için, 6'ncı yüzyılda Batı'ya büyük bir sefer yapmış ve Batı'nın büyük kısmını Bizans İmparatorluğu'na dahil etmişti. Fatih de, işte Bizans'ın bu siyaset felsefesine sahipti. O da Jüstinyen gibi eski Roma'yı canlandırmak istedi ve İtalya'ya çıkarma yaptı. Biz habire Bizans'ı yıktığımızı söylüyoruz ama Fatih Bizans'ı yıkmadı, aksine Roma İmparatorluğu'nu canlandırmaya çalıştı.
Ya diğer Osmanlı sultanları, onlar kendilerini Bizans'ın devamı olarak mı gördü?
Kendilerini Bizans'ın devamı, hamisi ve tekamül etmiş şekli olarak gördüler. Nitekim Roma-Bizans ve Osmanlı haritalarını üst üste koyun, dörtte üçü kesişir. Hatta Osmanlı devletinin kuruluşunda da, Bizans'ın yönetici kadrosu, Osmanlı'nın yönetici kadrosuna dahil edildi. Mesela Köse Mihal, Evrenos Bey, Prusa Valisi Saros... Ünlü tarihçi Heath Lowry, Osmanlı devletinin Türkler ve Bitinyalı Bizanslılarca birlikte kurulduğunu kanıtlarla ortaya koyar. Lowry'ye göre, fethedilen yerlerdeki Ortodoks Bizanslılara yönelik hoşgörü ve karşılıklı işbirliği olmasaydı, Müslüman-Türk nüfusun kısa sürede bu büyük coğrafyaya yayılması en azından demografik açıdan mümkün olmazdı. Ayrıca Halil İnalcık'a göre de, 15'inci yüzyılda Osmanlı'nın askeri yönetici kadrosunun yarısı Hıristiyanlara verildi. Bunların da çoğu Bizans hanedanı Paleolog sülalesinden geliyordu. Eğer İstanbul'un fethi başarılmasaydı, son Bizans İmparatoru XI. Konstantin'in yerine abisinin oğlu geçecekti. Fetihten on yedi yıl sonra bu kişi işte Osmanlı'nın Deniz Kuvvetleri Komutanı Mesih Paşa olarak karşımıza çıktı. Böyle o kadar çok örnek var ki... Bunlar hoşgörüyle açıklanamaz.
Neyle açıklanır?
Devamlılıkla açıklanır. Osmanlı, Bizans'ın tekamül etmiş halidir. Bizans İmparatorluğu devam etti. 29 Mayıs 1453'te İstanbul'un fethiyle hanedan ve din değişti. Paleolog hanedanı gitti, yerine Osmanlı hanedanı geldi. Bizans'ta hanedan değişikliği zaten normaldir, daha önce kırk kez değişti. Ama bu kez devletin dini de değişti. İktidar, Hıristiyan olanlardan Müslüman olanlara geçti. Din değişikliği bir tekamüldür. Eski Roma pagandı, bir sürü tanrısı vardı. 320'de Konstantin'le Hıristiyanlığa yani baba-oğul ve kutsal ruhtan oluşan Üçlü'ye geçildi. 1453'te de İslamiyet'e... Bu bir evrimdir, çünkü en radikal, en tavizsiz tektanrılı din İslam'dır. Nitekim Fatih, kendisini Bizans-Roma'yı gerçek dine kavuşturan 'basileus/imparator' olarak tanımlar.
Biz, Cumhuriyet döneminde Bizans'ı reddettik. Peki, bugünkü hayatımızda Bizans'ın izleri yok mu?
Olmaz olur mu? Müziğimizde Bizans makamları aynen devam ediyor. Aya İrini'de, İstanbul Müezzinler Korosu'yla Atina Bizans Müziği Korosu birlikte tasavvuf müziği konseri verdi. Biri aynı melodiyi Grekçe, diğeri Türkçe söyledi. Sadece müzikte değil, mimaride, devlet politikamızda, devletin ekonomiye müdahalesinde, girişimciyi boğan yaklaşımında, sermaye birikiminin olmamasında, hayatın her alanında Bizans'ın izleri var. İşadamlarındaki devlet korkusunun kökenini Bizans'ta bulabilirsiniz. Zaten Osmanlı, Bizans'ın gümrük, vergi toplama dahil aşağı yukarı bütün kurumlarını aldı. Mesela Roma-Bizans toprak sistemi Osmanlı'da aynen devam etti. Roma hukuku devam ediyor demektir bu. Aynı şekilde Cumhuriyet'te de toprakların yüzde 90'ı devlete ait oldu. Batı'da kilise ve imparatorlar arasında büyük güç kavgası varken, İstanbul'da devlet dine, yani patriğe hâkimdi. Osmanlı'da devletin dine hâkimiyeti daha da arttı ve bu Cumhuriyet'te de aynen devam etti. Osmanlı'da şeyhülislamın pozisyonuyla, bugünkü Diyanet İşleri Başkanı'nın pozisyonu aşağı yukarı aynıdır.
Bu benzerliklere rağmen biz Bizans'ı ve Roma İmparatorluğu'nu reddettik. Üstelik reddettiğimiz sadece bu da değil. Batı kültürünün diğer kaynağı olan eski Yunan'ın ortaya çıktığı toprakların önemli bir kısmında yaşadığımız halde, biz Yunan uygarlığını da reddettik. Peki bunu niye yaptık?
Gene kendimizi meşrulaştırmak için yaptık. Bu da çok hazin bir şey. Eski Yunan da muhteşem bir uygarlık. Onu reddetmek bizi sadece küçültüyor. Cumhuriyet 80 yıllık bir rejim. Bütün muhteşem, kadim uygarlıkları reddediyor. Olacak şey değil
Yunanistan'ın Osmanlı'dan bağımsızlığını kazanmak için verdiği savaşla, Kurtuluş Savaşı'nda Yunanlılarla dövüşmüş olmamızın Bizans'ın reddinde rolü var mı?
Yunanistan'ın bağımsızlık savaşıyla başlayan ve bizim Kurtuluş Savaşı'mızla devam eden kavga, aslında yüzyıllardır birlikte yaşayan akrabaların birbirinden ayrılma kavgasıdır. Bu, aynı zamanda bir kimlik kavgasıdır da. Yunanlılar Bizans'a sahip çıktı. Biz ise önce hem Bizans'ı hem Osmanlı'yı reddettik. Sonra sadece Osmanlı'yı benimsedik. İki taraf da Roma-Bizans-Osmanlı uygarlıklarının birbirini tamamladığını göremedi.
Eğer Cumhuriyet'in başından itibaren çocuklara tarihi bir 'savaş tarihi' olarak değil de bir uygarlık tarihi olarak öğretseydik, Türkiye bugün olduğundan daha farklı bir yerde olur muydu?
Kesinlikle olurdu. Dünyanın muhteşem sanat eserlerinden biri olan Ayasofya'nın Anadolulu mimarlar tarafından yapıldığını, Süleymaniye ve Sultanahmet'te daha da güzelleşerek devam ettiğini, Osmanlı'nın gelenekleriyle, kurumlarıyla, devlet felsefesiyle Roma-Bizans'ın devamı olduğunu bilseydik, AB sürecinde kimse karşımıza 'farklı kültür' bahanesiyle çıkamazdı.
Biz bilerek ya da bilmeyerek çocuklarımıza Batı düşmanlığı mı öğretiyoruz?
Evet, bu uygarlıkları reddederek yaptığımız şey Batı düşmanlığıdır. Ama bir yandan da Batılılaşmaya, Avrupa'ya katılmaya çalışıyoruz. Çok kompleksler içindeyiz.
Şimdi Avrupa kültürüyle daha yakın ilişki kurmak istediğimiz bir dönemdeyiz. Tarih kitaplarının yeniden yazılması ihtimali var mı?
Bu konuda ciddi çalışmalar var. Boğaziçi Üniversitesi felsefe ve tarih bölümündeki arkadaşlar, kitaplardaki önyargıları saptıyor. Tarih kitapları yeniden yazılırken, eski Yunan-Roma-Bizans'a 'benim tarihim' diyebilmeliyiz.
Biz Bizans'ın çocukları mıyız?
Genetik olarak öyleyiz. 1453'ten bu yana sizin ya anneniz ya babanız Bizanslıydı. Eğer Anadolu'ya yirmi yıl önce Amerika'dan göç etmediyseniz, devamlı bu topraklarda yaşıyorsanız, tabii ki Bizans'ın çocuğusunuz. Orta Asya'dan geldiyseniz, o zaman da karışmışsınız demektir. Siz de ben de karışmışız. Biz, karışmış bir toplumuz.
Okulda bunu öğretebilir miyiz?
Niye öğretmeyelim? Gerçek buysa niye saklayalım? Bu çok güzel bir şey. Amerika'da da 72 millet karışmış. Bir Amerikalı karışmış olduğu için utanır mı? Ben niye Türklüğümle, Osmanlılığımla, Bizanslılığımla utanayım? Aksine gurur duyarım. Hepimiz Bizans'ın, Osmanlı'nın devamıyız. Sınıfımda 150 öğrenci var. 'Sülalenizi hangi tarihe kadar götürebiliyorsunuz?' diye sordum. Hiçbiri 19'uncu yüzyılın gerisine götüremedi.
Bu ne anlama gelir?
Hepimiz karışmışız. Mutlaka bir tarihte, bir din değişikliği var. Bir noktada, sizin de, benim de ecdadımız hem dinlerini, hem etnik kökenlerini değiştirdi. Müthiş bir din, kültür ve kimlik değişikliği oldu. Bunu kabul etmeliyiz. Sizin de benim de ceddimiz bir noktada Bizanslılardı. Yunanistan'dakilerin de ve Türkiye'dekilerin de etnik kökeni Bizans'a, Osmanlı'ya gider. Bizimkiler sadece bir noktada İslam'ı kabul etti, din değiştirdi, onlar değiştirmedi.
Yani bu ülkeye herkes Orta Asya'dan gelmedi. Öyle mi?
Tabii. Orta Asya'dan gelenlerimiz var. Onlar da bu genetik havuza girdi. Türklük, Osmanlı kimliğinin unsurlarından biridir, hepsi değildir. Biz Amerika gibiyiz, bu topraklarda muazzam bir senteziz. Orta Asya'dan gelen Türkler bu sentezin bir unsuru. Ama biz sentezin diğer unsurlarını reddettik sadece bir unsuru kabullendik.
Türklerin, Bizans çocuğu olmayı aşağılayıcı bir şey olarak görmemeleri bir gün mümkün olabilir mi?
Olmalı. Çünkü muazzam bir uygarlık bu. Ben nasıl Osmanlı'nın çocuğu olmakla gurur duyuyorsam, Bizans'ın çocuğu olmakla da gurur duyarım...