Gani Müjde'nin gözünden filtreli internet

Gani Müjde'nin gözünden filtreli internet
Gani Müjde'nin gözünden filtreli internet
Twitter'da 130 bini aşkın takipçisiyle pek çok politikacıyı rahatlıkla geride bırakan Gani Müjde, internet filtrelerine bakışını anlattı.

İnternet filtresi gündeme düştüğünden bu yana sürekli konuşuluyor, hakkında yazılar yazılıyor, yorumlar yapılıp tweet’ler atılıyor. Bilgi Çağı olarak bu süreci sektörün dışından ama teknolojiye yakın bir isme, ülkemizin önemli simalarından biri olan Gani Müjde’ye sorduk. İşte twitter’da 130 bine yakın takipçisiyle pek çok politikacıyı rahatlıkla geride bırakan Gani Müjde’nin gözüyle internet filtreleri...

Son günlerin gündemdeki konusu malum internetin filtrelenmesi üzerine. Sizce Türkiye ’nin filtreli internet paketlerine ihtiyacı var mı? Özellikle yazılı basında işin yasaklar, engellemeler ve yönetmelikteki belirsizliklerden ziyade pornografi boyutuna indirgenerek değerlendirilmesi tartışmalarda kimi haklı çıkarır?
Bana göre filtre ihtiyacını kişisel tercihler belirlemeli. Bir aile çocuğuyla ilgili endişe duyuyorsa veya kendisi ile ilgili tereddütleri varsa servis sağlayıcı firmadan filtre isteyebilir ki bu şu anda da mümkün. Örneğin Türk Telekom bildiğim kadarıyla çocuk veya aile paketi ile bu hizmeti veriyor. Ama geldiğimiz noktada durum böyle bir endişenin ötesine taştı. Bu iş, bence muhalefeti, sokağı, tepkileri kontrole kadar gidiyor; ki buna teorik olarak faşizm deniliyor.

İnterneti filtrelerle kontrol altına alma isteği eminim ki bir ülkeyi yöneten her politikacının istediği bir konu. Ama kişisel özgürlüklerimize yönelen her yönetim sonunda hak ettiği cevabı alır. Bunun karşısına “20-30 pornocu özgürlük istiyor” gibi ilkel bir saldırı ile çıkmak artık çağdaş dünyada kabul edilebilir bir argüman değil. Tut ki pornocuyum, sana ne ayrıca?

Bugün dünyada çocuk ve hayvan pornosu dışındaki erotizmin dünyada bir kabul görmüşlüğü var. Batıdaki tüm otellerin televizyonlarında, şifreli yayınlarda, gazete bayilerinde erotizm içerikli yayınlara serbestçe ulaşılabiliyor, hatta birçok şehirde müzeleri bile var.

Ama dediğim gibi, porno bir kılıf. Çocukları koruyorum diyerek internet üzerinden gelebilecek protestoları engellemek amaçlanıyor. Ayrıca milyonlarca genç kullanıcısı var internetin. Yasakçılar bu kadar yasakla geleceğin seçmenlerinden nasıl oy alacaklarını da düşünmeli.

15 Mayıs’ta İstiklal Caddesi’nde 40-50 bin kişi yürüdü. Kararların yürürlüğe gireceği 22 Ağustos’tan bir gün önce bu yürüyüş tekrarlanacak olsa bu sayı kaç kişi olur? İnterneti yasaklamak aslında futbolu yasaklamak gibi. “Üç kişi bir araya gelmek yasaktır.” demekten bir farkı yok bunun. İnsanların, gençlerin tek nefes alabildikleri, içlerindeki enerji tek boşaltabildikleri yer internet. Bu travmayı kendi gençliğine yaşatanı tarih hayırla yadetmez. İnternete tahammülün öğrenilmesi gerek. Eğer olur da yasal sınırları aşan olursa bunun çözümü mahkemelerdir, verirsin mahkemeye olur biter.

Politikacıların sansür yorumlarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Örneğin Bülent Arınç için; “Porno dünyada da yasak diyen Arınç’ı biri sevabına Amsterdam’a götürsün lütfen. Müzesini de gezdirsin.” yorumunu yapmıştınız. Hem Bülent Arınç’a hem de bu konuda yorum yapan siyasetçilere neler söylemek istersiniz?
Bence interneti, facebook’u, twitter’ı karşısına alan politikacılar, kendilerini on yıl içinde bir emekli kahvesinde anılarını anlatırken bulacak. Dünya, Manisa’dan daha büyük bir yer artık. Porno izlemek de –çocuk ve hayvan hariç- uygar dünyada suç olarak kabul edilmiyor. Tüm bunların Avrupa Birliği’ne girmek isteyen bir ülkede tartışılıyor olması bazı politikacıların AB ile ilgili olarak işkembeden salladıklarının ve aslında AB’ye karşı olduklarının da bir kanıtı.

Eğer kabul ederse Sayın Bülent Arınç’la birlikte gitmek isterim Amsterdam’a. Kırmızı fener sokağının yanıbaşındaki kiliseleri ve okulları da gezeriz. Dünya ekonomisini elinde tutan eğitimli, insan haklarına ve birbirine saygılı, kültürlü Hollandalıların çoluk çocuk bu sokaklarda yetiştiğini anlatırım kendisine.

Rıza olduktan sonra iki yetişkin insanın yaptıkları bizi hiç ilgilendirmemeli. Üstelik sekse engelsiz ulaşımın çocuk tecavüzlerini, kadınlara saldırıları, kadın ticaretini ve bazı sapıklıkları önlediğini de düşünüyorum. Şöyle düşünün; eğer araban varsa gidip araba çalmazsın...

Twitter’da 130 binin üzerinde takipçiyle Türkiye’nin en ‘favori’ isimlerinden birisiniz. Seçimlerde aday olup sansür karşıtı açıklamalarınızın ön planda olduğu sosyal medya odaklı bir kampanya yürütseniz, takipçilerinizin kaçının oyunu alırsınız?
Bana göre 120 bin oy garanti. Yani iki milletvekili bile çıkarabiliriz birçok bölgede. Kafamı bozmasınlar, “Başkasına ve insan haklarına zarar vermeyen bütün yasakları yasaklıyorum.” diye ortaya çıkar, bütün oyları toplarım, ona göre :)

22 Ağustos’ta mevcut yönetmelikte bir değişiklik olmadığı takdirde Türkiye’nin adı, yurtdışında interneti çeşitli konularda engelleyen İran, Çin, Vietnam gibi ülkelerle anılır mı? Yanıt evet ise sıralamada kendimizi nerede buluruz?
Bana göre bu ayıbı hiçbir deterjan temizleyemez. Ve maalesef sadece tartışarak bile o yasakçılar potasına girdik. Bence seçimlerden sonra hükümetin –kim olursa olsun- bu konuya el atarak özgür bir ülke profili yaratması lazım. Sicilimiz gittikçe bozuluyor çünkü.

Eskiden meydanlarda insanlar “Türkiye İran olmayacak” diye bağırdıklarında bu tepkiyi aşırı hassas bulurdum. Ama İran’la aynı filtreyi getirip burnumuza dayarlarsa bu slogana ben bile inanmaya başlayacağım.

Tunus’ta başlayan sosyal medya çıkışlı, Yasemin Hareketi adı verilen protestolar sadece Tunus’un değil, birçok ülkenin liderinin değişmesine yol açtı. Türkiye için benzer bir senaryo telaffuz edilmese de sansür tartışmaları uzun vadede nasıl bir etki yaratır?
Ben Tunus’taki hareketin sosyal medya çıkışlı olduğuna bir yere kadar katılabilirim ancak. Uluslararası camia diktatörleri istemiyor artık. Saddam kendisini destekleyen ABD’nin başına bela oldu. Keza Arap milliyetçisi diktatörler de öyle. Egemenler kamuoyunu yönlendirebileceğini garanti görüp, seçimlerle gelen giden yönetimleri tercih ediyor. O yüzden bizde de diktatörlüğe heves edenleri bir süre sonra istemeyecekler. Kişisel refah tamam ama bu refahın kalitesi de önemli. Suudi Arabistan’da kişi başına düşen milli gelir yüksek ama oradaki insanlar da kendi ülkelerinde değil, Paris’te yaşamak istiyor...

Türk gençliğinin sosyal medya aktifliğine ve bu aktifliği sokağa yansıtma performansına 100 üzerinden kaç puan verirsiniz?
Biz henüz işin “du yu lav mi yes ay duuu” boyutundayız. İnternette kız indirmek hala daha önemli yığınlar için. Ama interneti etkileşme, sosyalleşme, bilgilenme amaçlı kullananların sayısı gün geçtikçe artacak. Puan olarak 10 üzerinden 7 diyebilirim...  (www.bilgicagi.com)