'Gazetecinin belgelerini sorgulamak insan hakkı ihlali'

Ergenekon'da tutuklu yargılanan cumhuriyet gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay: Gazetecilik arşivinin sorgulanması insan ve meslek hakkı ihlalidir. Bir gazeteciye belgelerini sormak, polise neden silahın var diye sormaktan farksızdır.


Ayşegül USTA


İSTANBUL - İkinci Ergenekon davasının tutuklu sanığı Cumhuriyet Gazetesi’nin Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay, 1980’li yıllarda suç delili olarak kitapların gösterildiğini hatırlatarak şimdi o kitapların yerini bilgisayarların aldığını söyledi.
Duruşmanın başında yapılan bir hatanın sonuna dek devam edeceğini dile getiren Balbay, “Benim önerim dosyadaki bilgisayar çıktılarının ne ölçüde delil değeri taşıyacağı konusunda, mahkemenin seçeceği uzman bilirkişiler bir rapor hazırlasınlar. Ankara Büro’dan ve benden alınan bilgisayarlar hala verilmedi. Bilgisayarımda neler olduğu görmeden tutukluluğum sürüyor. Yargılanmayı en çok ben istiyorum. Masumiyet karinesi gereği tutuksuz yargılanmak hakkımız. Gazetecilerin görev yapma ortamı olması için AİHM özel kararları var. Bu kararlar, gazeteciye her türlü bilgi ve belgenin geleceğini, kaynağının sorulamayacağını belirtiyor. Gazeteciler tanıklığa dahi zorlanamaz. Ben en ileri anlatımla tanık olabilecekken, hakkımda suçlama üretilmiş. Ayrıcalık istemiyorum. Ancak tutukluluğum nedeniyle mesleğimi yapamaz hale geldim. Gazetecilik arşivinin sorgulanması insan ve meslek hakkı ihlalidir. Bir gazeteciye belgelerini sormak, polise neden silahın var diye sormaktan farksızdır. Tutuklanmasaydım, suç işlemeye devam edecektim" dedi.
Bilgisayarlarda bir nevi ’arkeolojik kazı’ yapıldığını ifade eden Balbay, “İstenseydi karşınıza bir milyon sayfa getirilirdi. Ben bir gazetenin temsilciyisim. 5 bin köşe yazısı, 23 kitap yazdım. 2 bin radyo televizyon programına katıldım. Köşe yazılarımdan birinde teröre övgü gösterilsin bu mesleği bırakmaya razıyım" diye konuştu.
Kendisine atfedilen notların montajla yan yana getirildiğini, tümünün kopya olduğunu yineleyen Balbay, "Geç gelen adalet adalet değildir. Özgürlüğüm, ailem ve mesleğimden uzaktayım. Sorulunca yanıt veremeyeceğim hiçbir şey yok. Gizli denilen görüşmelerin tamamı ilgililerin makamında yapılmıştır" dedi.




ANAYASAYA AYKIRILIK TALEBİNDE BULUNDU



İkinci Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından İstanbul Organize Suçlarla Mücadel Şubesi eski Müdürü ve aynı zamanda da avukat olan Adil Serdar Saçan, bir önceki oturumda duruşma savcısı Mehmet Ali Pekgüzel’in Ergenekon davasında avukatlık yapmasının yasaklanmsı yönündeki talebini eleştirerek," Ben zaten yıllardır dava almıyorum. Bu taleple ne amaçlanıyor? İki de bir baroya yazı yazıyorlar. Bu iyi niyetli bir girişim değil. Sayın savcımın başsavcısı ile 5 yıl görev yaptım. Bu hizmetlerimin karşılığında mı avukatlıktan yasaklanmam isteniyor? " dedi.
Saçan, üst düzey yönetici olduğu gerekçesi ile haklarında müebbet hapis istenen sanıkların tahliye edildiğini hatırlatarak, mahkemeni tutuklama konusunda taraflı olduğunu öne sürdü.
Hakim Hasan Hüseyin Özese’nin, "Mahkememizin adil olduğundan emin olun" diye konuması üzerine ise Saçan, "Emin değilim. Örgütün üst düzey yöneticisi olduğu iddia edilen, savunması alınmaış insanı bıraktınız. Bunu bana objektiflikle izah edemezsiniz. TCK’daki kuvvetli suç şüphesinden dolayı burada tutukluyum. TCK’daki kuvvetli suç şüphesiyle Anayasa’daki suç emaresi(belirttisi) arasında ciddi fark olduğunu düşünüyorum ve Anayasa’ya aykırılık talebinde bulunuyorum" diye konuştu.




-ÖZDEN ÖRNEK'İN GÜNLÜKLERİ İDDİANAMEDE ÖRNEK NEREDE?-



Tutuklu sanıklardan Birol Başaran da savcıların iddianamede Özden Örnek’e ait olduğu öne sürülen günlükleri okuduğunu hatırlatarak, "Özden Örnek nerede? Hadi Tuncay Güney’i getiremiyorsunuz. Ama savcılar Özden Örnek’in ifadesini bile almadı. Siz buraya getirtip almayı düşünüyor musunuz? Bütün iddianameyi Özden Örnek’e dayandırmışlar. Özden Örnek sanık mı, şüpheli mi, tanık mı belli değil. Ondan sonra ’bizi kimse etkilemiyor’ diyorsunuz. İnanalım mı? Bizi aptal yerine koymayın. Bizler akıllı insanlarız. İddianamede suçu ne zaman, nerede, kiminle işlediğimin yazması gerekiyor ama yazmıyor" dedi.



-BU DAVA HASTALIKLI BİR DAVA-



Basılmak üzere olan iki kitabının polisler tarafından parçalandığını belirten Ali Özoğlu, bir önceki oturumda Ergenekon soruşturmasını yürüten Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz’ün askere gitmemek için psikiyatrik rapor alıp almadığı yönündeki sorusunu hatırlatarak, "Bu davanın başsavcısı Öz, psikiyatrik rapor aldı ise bu iddianameyi nasıl yazdı. Bunları öğrenmek bizim hakkımız. Bu davanın savcısıyım diyen başbakan da 13 yaşında ki çocuğun boynunu tırmaladı. Bu davanın gizli tanıkları ruh hastası. Yani bu dava hastalıklı bir dava. Her birimizin sağlık problemleri çıktı. Bu davaya gelirken Ergenekon mezarlığından çıkıp geliyoruz. Artık su bile vermiyorlar bize. Lütfen yemeği de vermesinler. Biz hangi toplama kampındayız" dedi.



-OKTAY'IN ÖLÜMÜ ARAŞTIRILSIN-




Şubat 2009’da intihar eden Emniyet Genel Müdürlüğü Özel Hareket Daire Başkanı Behçet Oktay’ın ölümünün araştırılması talebini tekrar ettiğini sözlerine ekleyen Özoğlu, "Behçet Oktay, Fethullahçı olmayan üst düzey bir devlet görevlisiydi. Toplatılan mühimmatın polisler tarafından konulduğunu biliyordu. Bunu açıklamasından korktukları için katledildi" dedi.
Özoğlu ayrıca iddianamenin özetini okuyan Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel’in sahne sanatları dersini nerede aldığını da öğrenmek istediğini söyledi.



-SAVCILAR SUÇ İŞLEDİ-



Tutuklu sanıklardan Avukat Emcet Olcaytu ise dava açıldıktan sonra Savcılık tarafından mahkemeye 17 ek klasör gönedirilmesini eleştirerek Ergenekon soruşturmasını yürüten savcıların görevi ihmal suçunu işlediğini söyledi.
Hakim ve savcıların maaş günü olması nedeniyle geçen Salı günü duruşmanın ertelendiğini öğrendiğini ifade eden Olcaytu, "Heyetin maaş günü olduğu zaman duruşma yapılmıyor. İddianamenin okunması bir gün daha uzadı" dedi. Duruşma tutanaklarının 20-30 günlük aralarla verildiğini de vurgulayan Emcet Olcaytu, "Mahkeme Başkanı şu anda yıllık izinde. İzinden döndükten sonra bulunmadığı duruşmların tutanaklarını okumak zorunda. Ancak duruşma tutanakları zamanında hazır olmadığı için başkan bu tutanakları okumadan duruşmaya çıkacak. Bu da yasaya aykırı" dedi.
Hakim Hasan Hüseyin Özese de "Mahkeme başkanı ile ilgili söylediğiniz sözler sanırım varsayıma dayanıyor. Zabıtları okumadan duruşmaya çıkacağını nereden çıkartıyor sunuz?" diye tepki gösterdi.



-GÜLEN BENDEN ÖZÜR DİLEDİ-




Yeni Parti Genel Başkanı Tuncay Özkan da var olmayan ses ve görüntü kaydı bulunmayan bir CD yüzünden tutuklandığını belirterek bu sadece bilgisayar çıktısının var olduğunu öne sürdü. Olmayan bir belgeyle suçlandığını belirten Tuncay Özkan, bir gazetecilik anısını anlattı. Susurluk kazasından sonra ’Susurlukla ilişkilendirilenler listesi’ ile ilgili bir haber yaptığını belirten Özkan, "58 kişilik listenin 57’inci sırasında Fethullah Gülen’in ismi vardı. Bu haberden sonra Fethullah Gülen ropörtaj yapmak istedi. İki kez ropörtaj yaptım. ’Sen yaptın, sen ekledin’ diye hakkımda binlerce dava açtı. Üçüncü kez ropörtaj yapmak için çağırdığında bu listenin, Erbakan’ın başbakanlığı sırasında MİT Müsteşarlığınca hazırlandığını MİT müsteşar yardımcısından öğrendiğini söyleyerek benden özür diledi"dedi.
MİT adlı kitabını heyete göstererek, iddianameye hazırlayan savcıların bu kitaptan alıntılar yaparak kendisini terörist olarak suçladıklarını belirtten Özkan,”Cumhuriyet mitingleri anlımın en ak tarafıdır. Bu mitinglerle ilgili şeyleri iddianameye yazanlar burada rezil olacaklar” diye konuştu.
Tutuklu sanık Kenan Temur da, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Koruma Şubesi’nde görevli polis memuru olarak çalıştığını ifade ederek, ”Ünversite mezunuyum. Garantili bir iş olur diye memur oldum. Keşke polis memuru olmasaydım. suçsuzum, tahliyemi istiyorum” dedi.
Tutuklu sanık Mehmet Ali Çelebi ise, Hizb-ut tahrir örgütüyle ilgili araştırma yaptıklarını ifade ederek, ”Türk subayı pisliği göstermek isterken, Cumhuriyet savcıları tarafından pisliğin içine atılıyorum” diye konuştu. (dha)