Geleceklerini istiyorlar

Aylardır İstanbul Üniversitesi'nde görüşü ne olursa olsun bütün öğrencileri bir çatı altında toplayan tek şey 'formasyon protestoları' oldu.
Haber: AYŞEGÜL DİKENLİ / Arşivi

İSTANBUL - Aylardır İstanbul Üniversitesi'nde görüşü ne olursa olsun bütün öğrencileri bir çatı altında toplayan tek şey 'formasyon protestoları' oldu. 'Geleceğimiz çalınıyor' diyerek yola çıkan gençler tüm farklılıklarını bir kenara bırakarak, ders boykotlarıyla, oturma eylemleriyle, YÖK'ün aldığı kararı değiştirmeye çalışıyor.
Türkiye genelindeki 37'si devlet, 15'i
özel, toplam 52 fen-edebiyat fakültesinde okuyan 20 bin öğrencinin mezun olduğunda işsiz kalması anlamına gelen formasyon derslerinin kaldırılmasıyla 'uzun soluklu' bir mücadeleye girişen öğrenciler,
'diplomalı işsiz' olmamak için uğraş veriyor. Öğrenciler, "Mücadele ettiğimiz şey 200 milyonluk öğretmen maaşı" diyerek yaşadıklarının trajikomik olduğunu dile getiriyor.
1998'de değişti
1982 yılında yürürlüğe giren 2547 sayılı yasayla hizmet öncesi öğretmen yetiştirme işlevi eğitim fakültelerine verildi. Bu süre zarfında fen-edebiyat fakültesi mezunları pedagojik formasyon alarak öğretmen olabiliyordu. Ancak 1998 yılında 'öğretmen yetiştiren programların yeniden düzenlenmesi' gerekçesiyle yürürlüğe konan uygulama bugün yaşanan tartışmaları ortaya çıkardı. MEB ile YÖK'ün ortak çalışması olan bu yeni düzenleme, fen-edebiyat fakültesi öğrencilerinin şimşeklerini üzerine çekti. Çünkü yeni düzenlemeyle öğretmen yetiştirme işlevi sadece eğitim fakültelerine bırakıldı.
Pedagojik formasyon alıp öğretmen olmak düşüncesiyle üniversiteye gelen binlerce öğrencinin öğretmenlik şansı böylece ortadan kalktı. ÖSS kılavuzunda 'Fen-Edebiyat mezunları öğretmen olamaz' uyarısı olmayınca bu fakülteye giren öğrenciler de gelecek endişesiyle baş başa kaldı.
'Filozof, edebiyatçı olunmuyor'
İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü birinci sınıf öğrencisi Pelin Yıldız, bu okula sadece öğretmen olma fikriyle geldiğini söyleyerek, "Mezun olunca edebiyatçı olunmuyor. Türkiye'nin daha fazla Türkoloğa da ihtiyacı yok. Araştırma görevlisi olmak ise piyango gibi bir şey" diyor. Felsefe Bölümü 3'üncü sınıf öğrencisi Taylan Kapucu ise fakülteye sadece öğretmen olmak amacıyla gelmediğini, ancak
okula başladığı ilk bir ayda başka bir şey
olamayacağını anladığını belirtiyor.
Kapucu şöyle diyor: "Felsefe mezunu filozof olamıyor. Türkiye'de böyle bir gerçeklik yok. Bari öğretmen olurum, aç kalmam dedim. Olmadı. Yazları çorap ve muz satıyordum. Mezun olunca da bu işi yaparım."
İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü 3'üncü sınıf öğrencisi olan Canan Şahin ise, "Eskiden olsa başka bir iş yaparız, mesela gazeteci oluruz diyorduk. Ancak ekonomik krizle birlikte hiçbir ümidimiz kalmadı" diyor.
'200 milyon maaş için!'
Öğretmenlerin ellerine geçen 200-300 milyonla geçinilmeyeceğini bildiklerini
ifade eden Şahin, "Bunun için bile bu kadar müdacele veriyoruz" diye konuşuyor.
Sosyoloji Bölümü 1'inci sınıf öğrencisi Pınar Karataş da öğretmen olma hayaliyle gelenlerden. Karataş, "Biz öğretmen olamayacaksak ne olacağız?" diye soruyor.
Türk Dili Bölümü 4'üncü sınıf öğrencisi Yasin Aslan, devletin öğrencileri deneme tahtası olarak gördüğünü belirtilerek,
"Amaçları istatistiklerde daha fazla üniversite mezunu göstermek. Bunun için sürekli kontenjanları artırıyorlar. Okurken kayıtlara işsiz olarak da geçmiyoruz" diyor.
'Dört yıl barmenlik yaptım'
Coğrafya Bölümü birinci sınıf öğrencisi Erkan Aktaş, liseyi bitirdikten sonra dört yıl barmenlik yaptığını, ancak daha sonra coğrafya öğretmeni olmak için bu fakülteye girdiğini söylüyor. Aktaş, "Diplomalı işsiz yaratmak için mi bu fakülteye her yıl yüzlerce öğrenci alıyorlar?" diye soruyor.
Türk Dili Bölümü birinci sınıf öğrencisi olan Mustafa Satıcı ise, "Birkaç adam bizim adımıza karar veriyor. Onların masa başında aldıkları bu kararlarla bizim geleceğimiz altüst oluyor" diye yakınıyor.