Gençlik artık politik bir aktör

Gençlik artık politik bir aktör
Gençlik artık politik bir aktör
Haber: UMAY AKTAŞ SALMAN - umay.aktas@radikal.com.tr / Arşivi

BAŞLARKEN

Her şey, Taksim Yayalaştırma Projesi kapsamında 27 Mayıs’ta Gezi Parkı’ndaki ağaçların kesilmesiyle başladı. Birkaç aktivistle başlayan nöbet, kuşluk vakti polislerin çadırlarda yeni uykuya dalmış, şiddete başvurmayan göstericilere yönelik gaz bombalı saldırısı ve Başbakan’ın, “Projeyi uygulayacağız” açıklamasıyla, dalga dalga yayılan protestoya dönüştü. Daha fazla demokrasi, özgürlük ve çoğulcu bir yönetimin talep edildiği hareketin başrolünde ise yıllardır ‘apolitik’ sanılan gençlik vardı. Gençler alışılageldik eylem türlerinin pabucunu dama attı, gösterilerinde mizahı da işin içine katarak ezber bozdu. Bu yazı dizisinde 21 gün boyunca Gezi’de olanlar ve sonrasının çeşitli yönlerden analizlerini bulacaksınız.

Siyasetbilimci Prof. Dr. Ali Çarkoğlu Gezi eylemlerinden niteliksel olarak Türkiye demokrasisinin kazançlı çıktığını belirterek, daha önce kimsenin tartışmadığı, anne-babalarıyla aynı partiye oy verdikleri düşünülen gençliğin artık politik bir aktör olduğunu söylüyor. Prof. Dr. Ali Çarkoğlu’na göre son 15 yılda her tür soruna karşın Türkiye’nin daha demokratik olduğu düşünülürken, Gezi müdahaleleri ‘soğuk duş’ aldırdı.

 
Koç Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Çarkoğlu ile Gezi direnişini ve sonrasını konuştuk. Çarkoğlu’nun tespitleri şöyle:
HİÇE SAYILMA HİSSİNE KAPILDILAR: İlk birkaç gün ne olup bittiğini anlamakta herkes güçlük çekti. Son derece basit bir taleple şekillendi. Basit talepler Türkiye’de gündeme gelemiyordu. Önce ağaç, park, kent kimliği üzerinden başladı... Sonra ‘çapulcu, ayyaş’ denildi. ‘Ne oluyoruz?’ tepkisine dönüştü. Üçüncü köprü, alkol düzenlemesi, kürtaj tartışmaları derken hiçe sayılma, hor görülme hissine kapıldı insanlar.

'Gökkuşağı'nın altında kol kola

 

GEZİ KAÇMIŞ BİR FIRSAT: Gayet rahat talepler daha medeni bir şekilde karşılanabilirdi. Kentli hassasiyetlerinin hükümet tarafından ciddiye alındığı ve bunların karşılanacağına dair sinyal herkese gönderilebilirdi. Türkiye’nin sorunlarını referandum, plebisitle çözeceklerse o zaman çok kişinin canı yanar. Herhangi bir konuda herkes azınlıkta kalabilir. Kaybettiğinde de ‘Sus otur’ noktasına gelirse, memlekette demokrasi yoktur inancı gelişmeye başlar.
80 SONRASI İÇİN DİRENİŞ ARTIK DOKUNULMAZ DEĞİL: Bu süreçten niteliksel olarak Türkiye demokrasisi kazançlı çıktı. Gündem genişledi. Bundan evvel iki-üç konu konuşuyorsak artık iki-üç katı konu konuşuyoruz. Gençlik artık siyasal bir aktör. Daha evvel pek kimsenin tartışmadığı gençlik için ‘zaten apolitik, siyasi olarak pek işimize yaramayan gruplar, anne-babalarının oyunu verirler’ diye düşünülüyordu. Artık öyle değil. Direniş 80 sonrası gençlik için dokunulmayacak bir kelimeydi, artık değil.
MUHAFAZAKARLARA OLUMLU SİNYAL: Yadsınamayacak şeyler oldu. Cuma namazı kılındı, Kandil gecesi kutlandı, tesettürlü hanımlar vardı. En azından Gezi eylemlerindeki hâkim çoğunluk, mütedeyyin ve muhafazakâr gruplara kapalı, onların hassasiyetlerini dışlayan bir grup değil. Onu çok net gösterdi. O anlamda pozitif sinyal göndermiş durumda.
KAYBETTİKLERİMİZ : Bu kadar iş yapıldı, demokratikleşme paketleri, AB üyelik görüşmeleri oldu, her türlü soruna rağmen Türkiye 15 yıl evveline göre çok daha açık, demokratik düzeyi olan bir toplumdu. Ancak ona rağmen hâlâ en basit gösteride bile biber gazı ile ağır müdahale ediyorsunuz. Daha o düzeyi geçemedik diye de soğuk duş aldı insanlar. Bir arpa boyu yol gitmişiz.
CADDEBOSTAN VE FATİH: Caddebostan ile Laleli, Fatih birbiriyle konuşur durumda mı, onu göremiyorsunuz. Bu sürecin karşılıklı konuşur bir hale dönüşmesi şu an için yok gibi. Bunun sorumluluğu bir anlamda iktidarda. Ufak cepheler içinde kendi direnişlerini devam ettiriyorlar ama ne kadar devam ederler, bilmek zor. Benim en çok rahatsızlık duyduğum, herkes kendi içinde kendi kafa dengi arkadaşlarıyla eylem yapıp Türkiye’ye mal ederse büyük hayal kırıklığı olur. Değişik grupları kucaklamak, onların hassasiyetlerini de aynı direnişin parçası haline dönüştürmek önemli.
KİM KAZANIR HESABIYLA KUTUPLAŞMA OLUR: Artık her şey değişecek beklentisi de saf bir beklenti olur. Sonra ‘ AKP ’nin oyu düşer mi? Hangi partinin oyu çıkar’ soruları soruluyor. Bu yanlış bir soru. Gezi Parkı eylemlerinin göndermek istediği en önemli mesajı da zayıflatan bir soru. Bu AKP iktidarını uzaklaştırmak için yapılan eylem görüntüsüne büründüğü zaman dün akşam bizim mahallede gözlemlediğim türden reaksiyonlar oluyor. Bizim mahallede Başbakan Erdoğan sloganları eşliğinde havaya birkaç şarjör boşaltıldı. Mahallede artık kimse tencere tava çalmıyor. Yavaş yavaş insanlar birbirine karşı kamplaşmaya başlarlar. Burada kim kazanır, kim kaybeder hesabı yapılırsa herkes kaybeder.

Erdoğan’ın sözleri AKP’ye de mesaj

“Gezi’nin karşındaki taraf ‘Komplo, dış mihraklar, provokatörler var’ dedi. Olayın provokasyonla, faiz lobisiyle alakasını kurmaya çalışmak anlaşılır değil. Bunlar iktidarın saflarını güçlendirmek için dile getirdiği görüşler. Seçim olsa pek çok kişinin kanaati AKP’nin seçim kazanabileceğini yönünde. Peki AKP kendini niye rahat hissetmiyor? Büyük olasılıkla kendi içlerinde Gezi Parkı’nın yarattığı bir rahatsızlık var. Ama bu rahatsızlığı üst düzeye ulaştırmamanın en kestirme yolu, hiç akla yatkın olmayan baskıcı bir retoriği doğrudan en yüksek sesle söyleme. Başbakan’ın söylemleri elit AKP grubu için de bir mesaj. ‘Hainler, işbirlikçiler...’ Bu lafları ettiğinizde kimse kalkıp da ‘Sayın Başbakan biz de hata yaptık’ diyemez. Gezi bağlamında ‘Türbana saldırıyorlar, camide içki içiyorlar’ argümanı bizi birdenbire 90’ların başına geri getiriyor. Bu argümana gerek yok.”