Genelkurmay'dan 'Türkiye halkı' açıklaması

Genelkurmay Başkanlığı son günlerdeki Atatürk'ün "Türkiye halkı" terimini kullanmasından yola çıkarak "Türkiyelilik" gibi tanımlara ulaşılamayacağını bildirdi



Genelkurmay Başkanlığı, son günlerdeki “Türk Milleti” ve “Türkiyelilik” kavramlarıyla ilgili tartışmalara internet sitesi üzerinden yayınladığı resim de içeren bir belge ile açıklık getirdi.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un Yıllık Değerlendirme Toplantısı’nda gündeme getirdiği Atatürk’ün millet tanımıyla ilgili birçok yorum yapıldı. Bazı çevreler Atatürk’ün “Türkiye halkı” tanımından yola çıkarak “Türkiyelilik” tanımlarına ulaşılabileceğini savunurken, tartışmalara Genelkurmay Başkanlığı öğle saatlerinde internet sitesine koyduğu bir belgeyle açıklık getirdi.
Genelkurmay Başkanlığı internet sitesine Prof.Dr.A.Afet İnan’ın Medeni Bilgiler ve M.Kemal Atatürk’ün El Yazıları adlı çalışmasından bir sayfa yerleştirdi. Sayfada yer alan görüntüde, “Millet, Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir” ibaresi yer aldı. Belgede ikinci millet sözcüğünün altı çizili olarak yer aldığı görülüyor.

Genelkurmay Başkanlığı, kitaptan alıntılanan belgeyle ilgili olarak yazılı açıklamasında Atatürk’ün bizzat yazdığı yazının amacının “Türk Milleti tanımının yapılması ve bu tanımın, kavramın etnik ve dini temellere dayanmadığının açıkça ifade edilmesi” olduğu belirtildi. Tanımın içindeki “Türkiye Halkı” teriminin de Atatürk tarafından bu nedenle kullanıldığı kaydedilirken şöyle denildi:
“Bu tanımdan ‘Türkiyelilik’ gibi tanımlara ulaşılabileceğini düşünmek ve bu şekilde değerlendirmeler yapmak; hem ATATÜRK’ün ‘Türk Milleti’ tanımını niçin yaptığını, hem de ‘ulus devlet’ kavramının ne anlama geldiğini anlayamamak ve konuyu saptırmak demektir. Ulus-devlet yapısı içinde, bu şekildeki düşüncelerin yeri olamaz.”

ORGENERAL BAŞBUĞ NE DEMİŞTİ
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ birçok çevrede heyecanlı bir tartışma başlatan yıllık değerlendirme konuşmasında Atatürk’ün Türk Milleti’ne bakış açısını anlatırken şöyle demişti:
"Yeri gelmişken Türk Devrimi ve Modernleşmesi nedir? Neyi içerir? Bu konulara ilişkin bazı tespitlerimi de sizlerle paylaşmak istiyorum.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu bir devrimdir. Devrimin amacı ise bir ulus- devletin yaratılmasıdır. Bu düşünceden hareket ederek ATATÜRK, Türk milletini şu şekilde tanımlamıştır:
’Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran, Türkiye halkına, Türk milleti denir. ’Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kimdir?’ Cevap, Türkiye halkıdır. Görüldüğü gibi buradaki halk ifadesi, sınırları çizilen bir coğrafyada - ki burası Türkiye’dir - yaşayan halkın bütününü, yani hiçbir dinî ve etnik ayrım yapılmaksızın, Türkiye halkını işaret etmektedir.

Aynı ülkü etrafında toplanmış ve Türkiye sınırları içinde yaşayan Türkiye halkının, siyasal ve sosyolojik bir olgu etrafında kendi rızası ile birleşmesiyle bir milletin oluşacağı ve bu millete ise Türk milleti denileceği, Atatürk’ün ’Türk milleti’ tanımında açıkça yer almaktadır.
Atatürk’ün veciz söyleminde, Türkiye Cumhuriyeti’nin sonsuza kadar yaşatılması ülkü birliğini temsil etmekte olup, bu görev Türk milletine verilmiştir.
Bu tanımda da görüleceği gibi, ’Türk milleti’ tanımlamasındaki ’Türk’ sözcüğü bir sıfat olarak değil, değişik unsurların hepsine verilen ortak bir isim olarak kullanılmıştır.
Aynı şekilde kullanımı, diğer ülkelerde de görmek mümkündür.
Bütün bunlara rağmen bu bütünleyici tanıma ve kavrama, özellikle etnik yüklemeler yapmak, bu kavrama sanal anlamlar vermekten başka bir şey değildir.
Şimdi yeri gelmişken kendimize şu soruları sormamız uygun olur:
’Bu ulus-devlet yapısının ortak değeri ne olacaktır?’
’21’inci yüzyılda ulus-devlet yapısı hangi temel esasa dayanmalıdır?’
Ulus-devlet yapısının ortak değerleri aslında Anayasanın 5’inci Maddesinde açıkça yer almaktadır. Yine hatırlamamız gerekirse bu değerler:
- Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak,
- Kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamaktır.
?
Netice olarak şunu söyleyebiliriz:
- İkincil kimlikler ancak ikincil kültürel kimlik şeklinde bireysel seviyede yaşanabilir, geliştirilebilir ve korunabilir. Bunu kültürel bir zenginlik olarak görüyoruz. Bireysel özgürlüklerin sınırının, azınlık ve grup hakları ile kesişmesine, yeni azınlıklar ve üst-kimlikler yaratılmasına izin veremeyiz. Tarihsel hafızamız, ulusumuzun mutlu ve müreffeh geleceği ve anayasal düzenimizin korunması bunu gerektirmektedir.
İkincil kültürel kimliklerin anayasal ve yasal çerçevede tanınması - ki bu grup hakkı olarak tanınması - anlamına gelir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, ulus-devlet ve üniter-devlet yapısı içinde bu mümkün değildir.
Devlet, ulus-devletin güçlendirilmesi amacıyla, aldığı tedbirlerle ve bütün söylemleriyle vatandaşlarını, daha müreffeh, daha özgür ve daha mutlu bir hayata sahip olabileceklerine inandırmalıdır.
Bu açıdan devletimiz, tüm yurttaşlarına olduğu gibi özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaşamakta olan Kürt ve Zaza kökenli vatandaşlarımıza ’daha müreffeh bir yaşam’, ’fırsat eşitliğinden daha fazla yararlanabilme’ ve ’kendilerini her alanda geliştirebilme’ imkanlarını sağlamak zorundadır. Ayrıca, bu yurttaşlarımızın ’mağduriyete uğradıkları şeklindeki algılarının’ düzeltilmesi ve değiştirilmesi gerekmektedir. Bu, devletin asli görevidir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün vatandaşlarına düşen görev ise sadakat içinde ülkesini ve milletini sevmektir. Unutulmamalıdır ki, Cumhuriyetin vatandaşı olmak sadece haklar değil, sorumluluklar da içerir.” (anka)