Generallerin mal beyanı açıklansın

  • Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) kendi içinde yolsuzluk yapanların halka açıklanması durumunda halkın TSK'ya olan güveninin sarsılacağını düşünüyor. Oysa tam tersi, orduya duyulan güven artar.
  • İnternet sitelerinde TSK ile ilgili büyük yolsuzluk suçlamaları var. 40 yıllık tecrübemle bu suçlamaların çoğunun deli saçması olduğunu biliyorum. Ancak bazılarının doğruluk payı olabilir.
  • TSK ilklere imza atmakla övünür. Şimdi yine bir ilke imza atsın. Geçmişte emekli olmuş komutanların her rütbe aldığında vermiş oldukları mal beyanları halka açıklansın.
  • Ayrıca komutanlar emekli olduklarında da mal beyanı versin. O zaman toplum önünde ya aklanırız ya da varsa araya karışmış çürükler ortaya çıkar.
  • Emekli oramiral Tahsin Şahinkaya'yla ilgili iddiaları kamuoyu tartışmalı.
  • Haber: NEŞE DÜZEL / Arşivi

    NEDEN Atilla Kıyat?
    Emekli oramiral Atilla Kıyat Silahlı Kuvvetler'in en parlak generallerinden biriydi. Atilla Kıyat, iki yıl önce emekli olduktan sonra da, bu kez sivil hayatın, ülkenin sorunlarına cesurca teşhis koyabilen,
    bunlara net çözümler öneren, düşüncelerini açık yüreklilikle ifade eden saygıdeğer bir üyesi oldu. Uzun askeri tecrübesi, sivil hayattaki başarısı ona, sorunlara değişik açılardan bakabilme imkânı kazandırdı. Atilla Kıyat'la hem sivilleri yakından ilgilendiren ciddi dış politika sorunlarımızı
    ve bunlara önerilen çözümleri, Afganistan ve Kıbrıs konularını değerlendirdik. Hem de ordumuzu ve ordunun iç ve dış meselelere nasıl baktığını, generallerin çeşitli konulardaki tutumlarını konuştuk. 1999 Ağustos'unda Kuzey Deniz Saha Komutanlığı'ndan emekli olan Kıyat, üç yıl süreyle Brüksel'de Türk Askeri Temsil Heyeti Başkanlığı yaptı. Kıbrıs gazisi olan Atilla Kıyat, 1974'te ikinci harekâta katıldı ve ikibuçuk ay adada savaştı. Kıyat, Türk Silahlı Kuvvetleri'nde geçirdiği kırk yılda, Akdeniz Bölge Komutanlığı, Deniz Kuvvetleri Lojistik Başkanlığı, Harp Filosu Komutanlığı gibi görevlerde de bulundu. Spor dünyasının da yakında tanıdığı Kıyat, Fenerbahçe Kulübü'nün yönetim kurulu üyesi ve basın sözcüsü.
    ***
    Dünyada her gün dengeler, ilişkiler, anlayışlar değişiyor. Türkiye bu değişime ayak uyduramıyor. Ayak uyduramamızın nedeni toplumsal lagarlığımız mı yoksa yöneticilerimizin yeteneksiz olması mı?
    Eğer son 50 yıldır yöneticilerimiz yeteneksiz olmasalardı, toplum da bugünkü toplum olmazdı, gelişmiş bir toplum olurdu. Türkiye'deki liderler geçmişe çakılı olarak yaşıyorlar.
    Afganistan'da bir savaş sürüyor. Biz de asker gönderiyoruz. Ama hükümet asker gönderme kararını bu karardan hoşlanmadığını öylesine belirterek aldı ki, asker göndermek iyi mi, kötü mü insanlarımız da karar vermekte zorlandı. Bu savaşta tavrımız ne olmalı sizce?
    Türkiye Afganistan'da olmalı. Ama Birleşmiş Milletler onaylı bir barış gücünün içinde olmalı. Yoksa mağara mağara harp eden gücün içinde olmamalı. Zaten Amerika'nın da askeri harekâtı zaferle sonuçlandırmak için ne Türkiye'ye ne de başka bir ülkeye, siyasi destek dışında ihtiyacı yok. Pek çok etnik grubun yaşadığı Afganistan'da bir hükümetin başarılı olabilmesi için barışı kollama gücüne ihtiyaç var. Ben bu harekât üç, dört hafta sürer demiştim. Öyle oldu. Çünkü o kadarlık yiyecek, cephane, akaryakıt stokları vardı. Rusya Afganistan'da yıllarca savaştı çünkü Taliban'ın arkasında o zaman Amerika vardı. Şu anda ise arkasında kimse yok.
    Dünya hızla değişirken Kıbrıs sorunu da yeni biçimlere giriyor. Avrupa Birliği, Rum Kesimi'ni üye kabul etmeye hazırlanıyor. Bizim Dışişleri Bakanımız ise Kıbrıs için AB'den vazgeçebileceğimizi söylüyor. Siz, Türkiye'nin Kıbrıs politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
    AB haklı olarak 'Burası bir aile, biz aile fertlerinin kavgalı olmasını istemiyoruz, önce barışın, sonra ailenin ferdi olun' diye düşünüyor ama... İki yıl önce Helsinki'de AB hata yaptı. Türkiye'ye 'AB'ye girmek için Kıbrıs sorununu ve Yunanistan'la sorunlarını çözmen lazım. Ama ben sorun çözülmese bile Güney Kıbrıs'ı AB'ye alacağım' dedi. Kavgalı iki kişiden birini barışmasa da içeri alacağım, diğerini ise ancak barışırsa kabul edeceğim derseniz, daha işin başında taraflardan birini avantajlı duruma getirirsiniz. Türkiye işte tam bu noktada hata yaptı. 'AB önyargılı, ben Kıbrıs için görüşme masasından çekiliyorum' dedi. Yani Türkiye, Rumların yapması gerekeni yaptı, masadan kaçtı. Oysa çözümsüzlük Güney Kıbrıs'ın işine geliyor, Türkiye'nin değil. Türkiye alternatifler üreterek Güney Kıbrıs'ı masada kalmaya zorlamalıydı. Dünyaya 'Bakın her şeyi deniyorum uzlaşmıyorlar' demeliydi. Ama Türkiye şimdi ne yapıyor? 'Güney Kıbrıs önce beni KKTC diye tanıyacak, sonra masaya oturacağız ve masadan konfederasyon olarak kalkacağız' diyor. Bu, 'Sorunu çözmek istemiyorum' demektir.
    Türkiye, ortak bir akıldan nasıl bu kadar yoksun olabiliyor?
    Kıbrıs sorunu hep aşırı bir iç politika malzemesi olarak kullanıldı. Bu politikayı uygulayanlar Türkiye'nin geleceğinden çok kendi siyasi geleceklerini düşünüyorlar. Kıbrıs politikasındaki en ufak değişikliğin
    'vatan haini' damgası yemeye neden olacağını düşünüyorlar. Kıbrıs politikasını değiştirmiyorlar. Oysa ne dünya, ne de Kıbrıs 40 sene önceki dünya ve Kıbrıs. Dünyadaki değişime uyum sağlayarak, karşılıklı bir şeyler vererek Kıbrıs'ta ortak çıkarlarda buluşulabilir. Ama biz hâlâ 2001'de, iki devletten başka çözüm olmadığını, yoksa orada büyük bir soykırım yaşanacağını söylüyoruz. Kıbrıs'ta soykırım yaşanacağını düşünüyorsanız yazıklar olsun. Bir ülke AB üyesi olacak ve Kuzey Kıbrıs'taki
    200 bin insana soykırım uygulayacak. Hem de bunu terörizmin vasıtalarıyla yapacak. Geçmişe çakılı kalmak korkunç.
    Soykırım yaşanacağını Başbakan Ecevit söyledi. Bugün soykırım olmayacağının garantisi nedir sizce?
    Garantisi AB'dir. Dünyadaki ve adadaki değişimdir. Geçmişte soykırım oldu ama o zaman Yunanistan'ın ve Kıbrıslı Rumların, adayı Yunanistan'a bağlama amaçları vardı. Bugün gitsinler bakalım, kişi başına geliri Yunanistan'dan yüksek olan Güney Kıbrıs'ta kimse Yunanistan'a bağlanmak istiyor mu? Hem Yunanistan AB'ye girmiş bir yeri niçin kendine bağlasın? Başbakan'ın soykırımı inanarak söylediğini sanmıyorum. Bence esas korktukları şu... Onlar Güney Kıbrıs'ta fert başına geliri on üç bin dolar olan bir toplum yaratırken, biz 74'ten beri 27 yıldır hiçbir şey beceremedik. Şimdi esas korku, Güney'deki zenginlerin gelip Kuzey'i satın alması ve Kıbrıs adasının askeri harekâtla değil, ekonomik harekâtla ele geçirilmesi. Bu korkuyu soykırım gibi bahanelerle gideriyorlar. Çünkü o zaman insana sorarlar:
    ' Beyler 27 yılda siz ne yaptınız?' Tek bir şey yaptınız, tam bize yakışır bir evlat yetiştirdiniz. Demokrasi, insan hakları, ekonomi açısından biz neysek Kuzey Kıbrıs da
    o şimdi. Güney Kıbrıs pasaportu alan Kıbrıslı
    Türklerin sayısı yedi bini buldu. Yasaklarla önlemeye çalışıyoruz ama Kıbrıslı Türkler kaçmaya çalışıyor.
    Başbakan sürekli Kıbrıs'ın stratejik öneminden söz ediyor. Nedir Kıbrıs'ın stratejik önemi?
    Önemli ulaştırma yolları üzerinde. 'Kıbrıs olmasa, Güneydoğu Anadolu nasıl korunur' diye soruyorlar. Ben de onlara, 'Kime karşı Güneydoğu Anadolu'nun savunmasında Kıbrıs önemli' diye sorarım. Eğer hâlâ İkinci Dünya Harbi'nin korkularıyla yaşarsanız, dünya gene iki kutba ayrılır, Sovyetler Akdeniz'e donanma indirir, buralara saldırır derseniz, o başka... Kırım'ın, Limni'nin stratejik önemi yok mu? Stratejik önemi olan her kara parçasının mutlaka Türkiye'nin elinde olmasını bugün düşünemezsiniz. Kıbrıs'ı, Türkiye'nin her türlü menfaatinin üstünde bir konuymuş gibi görmek yanlış. Kıbrıs, genel politikamızın bir parçasıdır ve bu genel politikaya zarar vermeyecek çözümleri Türkiye bulmak zorundadır. Masaya oturup, eşit haklara sahip iki toplumun bir bayrak altında yaşayabileceği düzeni kurmak Kıbrıs'ı vermek değildir. Ama Türkiye'nin Kıbrıs politikasını Denktaş belirliyor.
    Türkiye'yi sivil hükümetle birlikte yöneten bir de Milli Güvenlik Kurulu var. Yasaya göre, hayatımızı ilgilendiren her türlü politika belirleniyor burada. Kıbrıs politikası MGK'da belirlenmiyor mu?
    Kıbrıs politikası MGK'da tartışılıp belirleniyordur. Gerçeği söylemekte zarar yok. Bütün bu konularda Dışişleri Bakanlığı yetkilileriyle Genelkurmay Başkanlığı yetkilileri bir araya gelirler, bir konuda karar alırlar, bunu gidip başbakana arz ederler, başbakan aferin, der, sonra hep birlikte cumhurbaşkanına giderler, onayını alırlar. Sonra da bu devletin politikası haline gelir. Eğer bizim düşüncelerimiz yanlış, onların uyguladığı politika birtakım bilgi ve belgelere dayanarak doğruysa lütfen bu bilgi ve belgelerin ne olduğunu açıklasınlar Türk kamuoyuna. Çünkü bu konu bizim geleceğimizi ilgilendiriyor.
    Türkiye, Kıbrıs için Avrupa'dan vazgeçmeli mi?
    Vazgeçmemeli. Türkiye şu anda en tehlikeli oyununu oynuyor. Ben çocuklarım için AB'ye girmekten yanayım. Şu anki politika ise AB'ye gireceğim deyip, girmemek için her şeyi yapmak. Girmeyeceğim deyip gereklerini yapsak, ülkeye daha az zarar veririz. Kıbrıs, AB'ye girmemek için bahane olarak kullanılan bir konuya dönüşüyor hızla.
    Bizim ordumuz geleneksel olarak hemen hemen hiçbir hatayı kabul etmez. Bir ordu mensubu hata yaparsa ya cezalandırılmaz ya da cezalandırılırsa bu halka söylenmez. Mesela Lockheed skandalı bütün dünyada açığa çıktığı halde bir tek Türkiye'de konu kapatıldı. Sizce niye ordumuz böyle davranıyor?
    TSK içinde yolsuzluk yapan bir, iki kişi çıkarsa ve bunlar topluma açıklanırsa sanki toplumun TSK'ya olan güveni kaybolur diye düşünüyoruz. Aksine, 'Yolsuzluk her yerde olduğu gibi bende de olabiliyor ama bendeki yakalanıp cezasını görüyor' demek daha uygundur. Sadece Lockheed değil, bugünlerde internet sitelerinde TSK ile ilgili çok büyük yolsuzluk suçlamaları var. TSK aynen siviller gibi 'Bunlar bizi yıpratmak için atılmış iftiralardır' bahanesinin arkasına saklanamaz. Ben 40 yıl bu üniformayı giydim. İnternette okuduğum birçok şeyin deli saçması olduğunu da görebiliyorum, fakat doğruluk payı olabilecekleri de görüyorum. Anayasanın 71'inci maddesine göre biz mal beyanında bulunmak zorundayız. Ben amiral olduğum ilk gün mal beyanımı verdim, her üst rütbede de yeniledim. 99'da da emekli oldum. Biz, TSK olarak birçok ilke imza atmakla övünürüz. Şimdi TSK bir ilke daha imza atsın. 99'dan bu yana ya da daha geriye giderek, emekli olmuş komutanların her rütbede vermiş oldukları mal beyanlarını açıklasın. Bu sayın komutanlar da emekli oldukları gündeki mal beyanlarını
    açıklasınlar. Arada ne iş yaptıklarını
    izah etmek durumundadırlar. Mal beyanlarını versinler. O zaman toplumun önünde ya aklanırız, ya da varsa aramıza karışmış çürükler ortaya çıkar. Güvenilirliğimiz daha da artar.
    Yalım Eralp, Yener Süsoy'la konuşmasında, orgeneral Tahsin Şahinkaya'nın rüşvet aldığı kuşkularından söz etti ama bu sessizce geçiştirildi. Bir generalle ilgili böyle kuşkular tartışılmamalı mı?
    Tartışılmalı. Bu kuşku benim hakkımda çıksa tartışılmasını ben isterim.
    Ordu konusu bir tabu mu?
    Uzun süre tabuydu ama artık değil.
    Ordunun siyasette rol alması konusunda ne düşünüyorsunuz?
    Tamamen dışında olmalıdır. Bütün Genelkurmay başkanları ordunun siyasetin dışında olmasını isterler. Orduyu siyasetten uzak tutmaya çalışırlar. Hatta kamuoyu önünde yaptıkları bazı konuşmalar siyasete müdahale gibi görülse de, o konuşmaların çoğu 'Siz kıpırdamayın bak biz konuya hâkimiz, gereken uyarıları zamanında bizler yapıyoruz' diye genç rütbelileri siyasetten uzaklaştırmak için yapılmıştır aslında.
    Siyasileri eleştiren subayların terfi ettiğini görüyoruz biz ama. Bu söylediklerinizle çelişmiyor mu?
    Yolları açık olmamıştır onların. Siyaseti eleştirdikleri için mi emekli olmuşlardır, yoksa altlarında güçlü insanlar istenmediği için mi emekli edilmişlerdir bu tartışılabilir. Ama doğru olan şudur. Herhangi bir asker, herhangi bir siyasiyi, bakanı, başbakanı ya da yardımcısını hedef alır bir beyanatı kamuoyu önünde veremez. Genelkurmay başkanları eleştiri haklarını MGK ve haftalık toplantılarda kullanırlarsa, halka açık eleştirilerde bulunmazlarsa, kendileri dışında bu tür beyanlarda bulunanlara prim vermez ve bunları cezalandırırlarsa bu iş çözülür.
    Ordunun siyasetteki rolünü eleştirdikleri
    için yargılanan yazarlar var. Siz üst rütbeli bir amiraldiniz. Generaller bu yazarlar hakkında ne düşünüyorlar?

    Bu konuları benim bulunduğum meclislerde fazla tartışmadık. Ama Silahlı Kuvvetler içinde bazı yazarlar beğenilmez, sevilmez. Bazı yazarların Silahlı Kuvvetler'den dolayı yargıda olmasının ayıbı TSK'da değildir. Yasa varsa uygulanır, yanlışsa da değiştirilir. İşte koskoca Meclis, işte sivil idare, işine geldiği zaman bir, iki demeçle askerin üstünde otorite kurmaya kalkan siyasiler. Öyle gazetelerde kahramanlık yaparak, nutuklar atarak askerin üstünde siyasi otorite kurulmaz. Ordunun bütçesini kontrol edersiniz, askeri özel koruma altına almış gibi görünen yasalar demokratik değilse Meclis'te değiştirirsiniz.
    Yasayı değiştirdiğiniz için de kimse ertesi gün Genelkurmay'dan çıkıp Çankaya'ya gidip oturmaz. Silahlı Kuvvetler bu gibi konularda biraz hakk ettiğinden fazla eleştiriliyor.
    Generallerimiz ordunun siyasetteki yerini eleştirenlerin eleştirilerini hiç tartışmazlar mı? Bu insanların haklı olabileceğine dair kuşku beslemezler mi?
    Yoksa kendilerini eleştiren herkesin hain olduğuna inanmayı mı tercih ederler?

    Bazı eleştirilerin haklı olduğunu aramızda konuşuruz.
    Generallerimiz, orduyu eleştirerek de vatansever olunabileceğine inanırlar mı?
    İnanan çok büyük bir kesim var şu anda. Eleştiri sınırları içinde kalınarak, cumhurbaşkanı ve başbakanı eleştirmek vatan hainliği olmuyor da, Silahlı Kuvvetleri eleştirmek niye olsun?
    AB'ye girersek ordunun siyasetteki ağırlığı otomatikman bitecek. Bu nedenle generallerin Avrupa'yı istemediği söylenir hep. Generallerimiz, siyasetteki ağırlıklarını kaybetmemek için Avrupa'dan kopmayı tercih ederler mi?
    Generallerin siyasetteki ağırlığı bitmez. Avrupa ülkelerinde bu ağırlık ne kadarsa o seviyeye iner. Hiçbir generalin Silahlı Kuvvetler'in ağırlığı kaybolur, dolayısıyla AB'ye girmeyelim gibi bir düşüncesinin olacağını ben zannetmiyorum.
    Neden bizim generaller kendi ülkelerinin demokrat ve liberal aydınlarıyla dostluk kurmaya çalışmazlar? Onlardan korkuyorlar mı yoksa onları konuşulmayacak kadar değersiz ve hain mi görüyorlar?
    Değersiz ve hain görmüyorlar ama bu karşılıklı bir çabadır. Ülkeye demokrasiyi tam getiremediyseniz, kimin demokrat olduğunu değerlendirmekte yanılabilirsiniz. Sizin için demokrat olan onlar için vatan haini olabiliyor örneğin. Çünkü Türkiye'de demokrasinin normları oturmadı. Demokrat dediğiniz kesim de Silahlı Kuvvetler'i demokrasinin önünde büyük engel görüyor. Çok enteresan, Silahlı Kuvvetler'de de bu demokrat kesimi sanki vatan haini gibi görüyorlar. Birbirlerini bu kadar aşırı uçta görünce de, ortada buluşma çabası her iki taraftan da gelmez.