'Genetik kir' ciddi tehdit

Genetiği değiştirilmiş organizmalarda Türkiye'de denetim, parçalı tarla mülkiyeti nedeniyle çok zor. Sağlık ve çevre açısından tartışılan ürünlere dair tek fikir birliği: Değiştirilmiş genlerin, doğalıyla karışması.
Haber: ŞULE ÇİZMECİ / Arşivi

İSTANBUL - Genetik Olarak Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) ya da diğer adıyla transgenik ürünler hayatımıza yeni girdi. GDO'lu ürünler polemik konusu. Üreticilerine göre bu ürünler 'yeşil devrim'in insanlığa bir hediyesi, çevrecilere göre ise hepsi birer Frankenstein.
Anavatanı ABD olan, daha sonra birçok ülkede ekim alanı bulan GDO'lu ürünlerin Türkiye'de ekimi yasal değil. Ancak, geçtiğimiz aylarda ODTÜ Gıda Mühendisliği Bölümü'nden yapılan iki açıklama kafaları karıştırdı. Dokuz kentte üretilen 28 domates numunesinden 22'sinde bir bakteri geni olan 'Kanamisin' adlı antibiyotiğe dirençli bir gen saptandı. Mısır numenelerinde ise hem antibiyotiğe karşı direnç geni, hem de mısıra ait olmayan birtakım DNA' lar bulundu. Bu sonuçlar, Türkiye'de kaçak ekim yapıldığı şüphesini uyandırıyordu.
Tüketici Dernekleri Federasyonu da "Mısır ve soya yağı, glikoz şurubu içeren gıdaları almayın" uyarısısını yaparak bu ürünlerin ithal edildiğini, tüketicinin farkında olmadan içinde GDO'lu ürün bulunan gıdaları marketten masalara taşıdığını iddia etti. Türkiye'de henüz Avrupa'daki gibi gıda maddelerinin üstünde GDO içerip içermediğini belirten etiketler yok. Ama glikoz şurubu, meşrubattan bisküviye, pastadan baklavaya birçok gıdada kullanılıyor.
Aralarında çok sayıda sivil toplum örgütü, tarımsal kurumlar, veterinerler ve bilim adamlarının oluşturduğu GDO'ya Hayır Platformu da geçtiğimiz ay Türkiye'de bir dizi kampanya gerçekleştirdi. GDO karşıtlarına göre Türkiye'de birçok bölgede GDO'lu ürün tohumları çiftçilere ücretsiz dağıtılıyor, çiftçiler her şeyden bihaber üretim yapıyor. Uzun bir süredir transgenik pazarının başkenti ABD, tarım ülkesi Türkiye'de de faaliyet göstermek istiyor.
'Parçalı tarla sahipliği bir risk'
GDO'lu ürünler insan sağlığı için tehlikeli mi? GDO'lu tarım Türkiye'nin ekolojik dengesini altüst eder mi? Bu soruların yanıtı henüz verilebilmiş değil. Zaten bilim adamları arasında da keskin görüş ayrılıkları var. İnsan sağlığı konusundaki riskler tartışma konusu. Ancak bilim adamlarının birleştikleri tek nokta, GDO ürünlerinin ekilip biçildiği tarımda Türkiye için en büyük riskin 'gen kaçışı' olabileceği. Yani genetik olarak değiştirilmiş ürünle değiştirilmemiş ürünün genlerinin birbirine karışması. Çünkü Türkiye'de yaygın olan, parçalı tarla sahipliği. Eğer GDO'lu ekime izin verilirse denetim nasıl sağlanacak? Türkiye'de de ABD'de olduğu gibi genetik olarak değiştirilmiş ürünlerle 'diğer' ürünlerin genlerinin birbirine karışmaması için özel olarak yalıtılmış ekim alanları oluşturulabilecek mi?
Türkiye'nin 2003 yılında imza attığı 'Cartagena Biyogüvenlik Protokolü', GDO'lara karşı kesin bir tavır gerektiriyor. Aslında bu protokol, Türkiye'nin transgenik ürünlerin riskini kabul ettiği anlamına geliyor. Ancak ithal edilen ürünlerin GDO içerip içermediği gıda güvenliği açısından fiilen denetlenemiyor. Tartışmaların koyulaştığı şu günlerde ise tüm gözler Tarım Bakanlığı'nın Meclis'e sunduğu ulusal biyogüvenlik yasa tasarısına çevrili...
'Türkiye'de GDO tarımı yapılabilir'
Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürlüğü (TAGEM) Başkanı Vehbi Eser:
Ülkemizde genetik olarak değiştirilmiş organizmalarla ilgili tartışmaların güzel yönü, teknolojinin kendisinin tartışma konusu yapılmaması, ancak bu teknoloji kullanılarak elde edilen ürünlerin risk taşıyabileceğinin tartışılması. Bu durum, mevcut ürünlerin risklerinin yönetilebilir, ortadan kaldırılabilir olduğudur. GDO'lu ürünlerin gelecek yıllarda ülkemizde üretilmesi mümkün. Yabancı şirketlerin ülkemizi seçmesinde en temel neden ekonomik getiri. GDO'lu ürünlerin ileri teknoloji ürünü olması nedeniyle yalnızca bu teknolojiye sahip olan ülkeler tarafından geliştirildiği ve tekelleşmeye imkân sağlayacağı düşünüldüğünde, elde edilecek parasal gelirin yüksekliği açıkça ortada.
Bu nedenlerle teknoloji sahibi şirketler, yaptıkları yatırımı kısa sürede geri döndürebilmek için dünyanın her yerinde olduğu gibi ülkemizde de faaliyet gösteriyor. Konu tamamen ticari.
1996'da dayanıklı domatesle başladı
Genetik olarak değiştirilmiş ürün teknolojisi, kabaca, bir bitkiye başka bir canlıdan gen aktarımı yapıp aslında onda olmayan bir karakter kazandırmak olarak tanımlanabilir. GDO ile ürünler, tarım ilaçlarına. böceklere ve virüslere dayanıklı hale getirilebiliyor.
Hangi ürünlerde kullanılıyor?
Transgenik ürünlerin ilki, uzun raf ömürlü domates Flavr-Savr'dı. 1996'da ABD'de pazara sunulan bu ürün pek ilgi görmedi. GDO'lu patates geniş ekim alanları bulamadı, ama virüse dayanıklı papaya, Havai'deki papaya endüstrisini kurtardı. Bu teknolojinin en çok uygulandığı alanlar mısır, kolza, soya, patates ve pamuk üretimi. Ürünler yemlik ya da yağlık olarak kullanılıyor. Mısır ise nişasta bazlı şeker üretimi sayesinde pek çok ürüne hammadde olarak giriyor.
Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi'nden Prof. Dr. Selim Çetiner'in verdiği bilgiye göre 2001'de GDO ekimi yapılan alan 52.6 milyon hektara ulaştı. 35.7 milyon hektarla ABD liderdi. Onu Arjantin, Kanada ve Çin izledi. Güney Afrika, Avustralya, Meksika, Uruguay, Bulgaristan, Romanya, İspanya, Endonezya, Almanya ve Fransa'da küçük çaplı transgenik ekim yapılıyor. 2000 yılı OECD verilerine göre 15 binin üzerinde tarlada, GDO teknolojisi ile tarla bitkileri, sebze, meyve ve orman ağaçları ve süs bitkileri için deneme ekimi yapıldı.