'Genetik'te iki cephe atışıyor

Genetik olarak değiştirilmiş ürünlere (GDO) dair tartışma Türkiye'de de yükseliyor. GDO karşıtları: "İzin çıkarsa dünyada ekolojik ürün kalmaz." Yandaşlar: "Risk ve fayda dengelenirse, yararlanmalıyız."
Haber: ŞULE ÇİZMECİ / Arşivi

İSTANBUL - Transgenik ürünler insan ve çevre sağlığı için tehlikeli mi? Bu tüm dünyanın gündeminde olan bir soru. Genetik olarak değiştirilmiş (GDO) ürünlerin tarımıyla ilgili tartışmalarda şu noktalar öne çıkıyor:

  • Genetik olarak değiştirilmiş ürünlerde klasik ilaçlamaya alternatif olarak, doğada bulunan ve böcekler için toksik olan bazı proteinlerin sentezinden sorumlu genler bitkilere aktarılıyor. Bu bitkilerle beslenen böcekler ölüyor. Yabani otlar tarımı olumsuz etkiliyor. En yaygın mücadele yöntemi ise ot öldürücü tarım ilaçları (herbisit) kullanmak.

    Dayanıklı ürün
  • Bitkilere direnç genleri transfer edilerek hem hastalıklara, hem de tuzlanma ve kuraklığa karşı toleranslı olmaları sağlanabiliyor.
  • Genetik müdahale sayesinde bitkilerin vitamin, yağ ve protein içerikleri artırılarak gıda değerleri zenginleştirilebiliyor.
  • Hem insanlar, hem de hayvanlar için yenilebilir aşılar üretiliyor. Amaç, bu aşılarla hepatit, kolera, şap gibi hastalıklara karşı bağışıklık sağlamak. Örneğin, çocuğunuz bir muz veya elma yiyerek hepatit aşısı olabilecek.

    Alerji riski, antibiyotik direnci
    Bu bitkilerin insan ve çevre üzerindeki olası olumsuz etkileri özetle şöyle:
  • GDO'lardan elde edilecek gıdaların toksik ve alerjik etki yaratabileceği öne sürülüyor. Örneğin Brezilya fıstığından soyaya aktarılan bir proteinin, fıstığa alerjisi olanlarda alerji yaptığı iddiası yapılan biyogüvenlik çalışmalarında bu doğrulanmış.
  • Gen aktarımı sırasında kullanılan antibiyotik direnç genleri, sindirim sisteminde bulunan bazı bakterilere geçebiliyor, bu durum vücudun antibiyotik tedavisine istenen şekilde yanıt vermesini zorlaştırabilir.
  • Bazı çalışmalarda bitkilere aktarılan genlerin proteine çevrilebilmesi için, bu genlerin önüne promotör (CaMV35S ) adlı 'düzenleyici bölgeler' konuluyor. Karnabaharı etkileyen bir virüsten elde edilen bu maddenin insan genomuna yerleşerek kansere yol açabileceği belirtiliyor. CaMV35'in insanlarda yeni hastalıklar oluşturabilecek virüsler geliştirebileceği iddia ediliyor.
  • Transgenik bitkilere aktarılan genlerin tozlaşmayla çevredeki kendi türlerine ve yabani türlere geçebildiği kanıtlanmış. GDO'lu bitkilerden gen kaçışıyla biyoçeşitlilik bozulabilir. Çözüm önerisi: Transgenik bitkilerle akraba türlerin bulunduğu ekosistemlerde transgeniklerin yetiştirilmemesi.
  • GDO'lu bitkilerin diğer canlılarla gireceği etkileşimi en önemli tartışma konularından. Genetik olarak değiştirilmiş mısırla beslenen tırtılların bir süre sonra dayanıklılık mekanizması geliştirebileceği görüldü.

    Çılgın yabani otlar
  • Bitkilere aktarılan direnç geni, 'tozlaşma' yoluyla yabani akrabalarına da geçebilir ve bu bitkilerin yabancı ot özelliklerini artırarak bunları 'çılgın yabani otlara' dönüştürebilir.
    ABD'de transgenik ürünlere, Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), Tarım Bakanlığı (USDA/APHIS) ve Çevre Koruma Dairesi (EPA) bilimsel incelemeler sonucunda üretim izni veriyor. Genlerin saptanıp klonlanmasından gen aktarmaya, tarla-laboratuvar denemelerinden piyasaya sunuma 10 ile 15 yıllık bir çalışma söz konusu. Bugün ABD'de transgenik pazar ile klasik tarım pazarı arasında zirai ilaç üreticileri de dahil ciddi bir rekabet söz konusu.
    'Bunun adı biyolojik korsanlık'
    GDO'ya Hayır Platformu'nun temsilcisi Levent Gürsel Alev:
    Biz biyoteknolojiye değil, bu yöntemin canlılar üzerinde kullanılmasına ve yeni bir canlı organizma yaratmaya karşıyız. Fındığın bir genini alıp domatese aşılıyorsunuz. Domatesin genleri üzerinde nasıl mülkiyet hakkına sahip olabilirsiniz?
    Bu bir biyolojik korsanlık.
    Türkiye'de faaliyet göstermek isteyen Amerikan Monsanto şirketi kendi ülkesindeki çiftçilerle davalı. Nedeni ise gen kaçışları. GDO'lu bitkideki gen, tozlaşma yoluyla bir başka ekimin üzerine gidiyor, o bitkinin genetik şifresini bozuyor. O zaman ekolojik tarım yapamayacağız. Çünkü 5-10 km ötemde transgenik etki olursa, tüketicime sağlıklı ürün veremem. GDO'lu teknik, totaliter bir teknik. Biyoçeşitlilik için büyük bir tehdit. Deli otlar, çılgın otlar gibi tanımlanamayan otlar çıkıyor ortaya. Gen kaçışlarını önlemek için GDO'lu ekimin yanında klasik ekim yapılırsa gen kaçışı engellenir diyorlar. Ne yaparlarsa yapsınlar Frankeştayn bir canlı çıkacak ortaya. İnsanlığa ne kadar bedel ödeteceği belirsiz GDO'lu ürünler Türkiye'ye sokulmamalı, GDO'lu tarım yapılmamalı diyoruz. GDO'lu ürün kullandığı bilinen ithal ürünler, Cargill, Novartis, Zeneca, Du-Pont, Syngenta, Monsanto ve Dow Chemical gibi GDO üreticisi şirketlerin Türkiye'ye getirdiği ürünler mercek altına alınmalı diyoruz.

    'Asıl sorun kontrolsüz ithalat'
    Prof. Dr. Şeminur Topal (Yıldız Teknik Üniversitesi Biyomühendislik Anabilim Dalı): Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı kontrollü alan denemeleri yapıldığını ifade etmektedir. Oysa bu denemeler açık alan denemeleri ve doğal gen kaçışlarına karşı ciddi önlemler alınmamış. Bazı şirketler çiftçiye kontrolsüz ve ücretsiz tohumluk dağıtımı yapıyorlar. Bu konuda ciddi bir denetim yok. GDO'lu hammadde ve tohumluk ithalatının boyutları çok büyük. Bu ürünler; özellikle mısır, soya, kolza, patates ve pamuk ile türevleri. Genellikle yemlik, yağlık ve mısır vb. nişasta bazlı şekerlerin imalatında kullanılıyorlar. Hiçbir nitelik sınırlaması yapılmadan, gümrüklerde hiçbir kontrol ve analiz yapılmadan yurdumuza giriyorlar. Üstelik bu konuda tüketici yanıltılarak ithalat yapıldığı reddediliyor.
    Çin, genetikle tekstilde aldı başını gidiyor
    Prof. Dr. Hüseyin Avni Öktem (ODTÜ Biyolojik Bilimler Bölümü): Transgenik bitki ve ürünler belirli bir süreçte ülkemizde de uygulamaya girecek ve bundan fayda sağlayacağız. En önemli husus ise, bu ürünler piyasaya çıktığında izlenebilmeleri ve biyogüvenlik analizlerinin yapılabilmesi için gerekli altyapının oluşturulması. Tartışılması gereken, bu ürünleri minimum risk ve maksimum fayda ile nasıl kullanabiliriz olmalı. Zira bu bir teknoloji. Örneğin, Çin tekstil konusunda tüm dünyada endişeyle izleniyor. Çin böcek dirençli transgenik pamuk üretimi teknolojisini geliştirdi, bu ürünleri üretiyor ve Hindistan gibi tekstilde söz sahibi olmaya başlayan ülkelere teknoloji transfer ederek kazanç elde ediyor. Bu tip stratejik alanlarda kendi teknolojimizi geliştirerek hem rekabet gücümüzü artırmalı, hem de katma değer yaratmalıyız. Asıl tehlike, bu teknolojinin kaçak olarak kullanımından doğabilecek sorunlar.

    'GDO'lu ürünler güvenli'
    Prof. Dr. Selim Çetiner (Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi): Dünya nüfusu 20 yıl sonra 8 milyara ulaştığında ekilebilir alan bulmak büyük bir sorun olacak. Ya Ay'a giderek ya da mevcut alanda verimliliği artıracağız. Çeşit ıslahıyla mevcut ürünleri daha verimli hale getirmek zorundayız. Burada tarımdan sağlığa, çevre temizliğinden endüstriyel alanlara kadar birçok alanda uygulanan biyoteknoloji gündeme geliyor. Ensülin de, Hepatit B aşısı da transgenik, ama kimse çıkıp buna itiraz etmiyor. Yeni bir teknolojinin sıfır riskli olduğu söylenebilir mi, ancak bilinen tüm yöntemler uygulanarak toksik olup olmadığı araştırılıyor. AB, saptanamayan yan etkileri var mi diye güvenlik testlerine 11.5 milyon avro harcadı. Bir yan etki bulunamadı. GDO'lu ürünler piyasadaki diğerleri kadar güvenli. Klasik ürünler de alerji yapar. Bu kadar sıkı denetimden geçen bir ürün, alerji yapar diye karalanmamalı.
    Üretici firma ne diyor?
    Monsanto Türkiye'nin İç Anadolu Temsilcisi Hamit Esin: Çukurova'da mısır kurdu ve mısır sap kurdu adlı zararlılar büyük problem. Çözüm için klasik üretimde sezon boyunca 'çok zehirli' sınıfından ilaçlar kullanılıyor. Bunun maliyeti yılda 7-8 milyon dolar. Bu ilaçlar faydalı böcekleri de öldürüyor. Transgenik ürünler sayesinde tarladaki ürün yüzde 100 korunacak, hem de ilaçlamanın toprağın verimliliği üzerindeki olumsuz etkileri giderilecek. Örneğin, Çukurova'da transgenik mısır ekimiyle yılda yaklaşık 340 bin ton üretim artışı bekliyoruz. Muhalifler, kamuoyunda bir infial yaratarak bu konudaki gerçek niyetlerini perde arkasında tutmaya çalışıyor. Gerçek neden, bu ürünler kabul gördüğünde ciddi ekonomik kayıplara uğrayacak sektörlerdir. Bu nedenle; 1998 yılı dünyada tarım alanında farklı sektörlerde faaliyet gösteren firmalar arasında da birleşmeler hızlandı.

    Yarın: Gıda güvenliği