'Gerekirse İnönü'ye de çadır kurarız!'

'Gerekirse İnönü'ye de çadır kurarız!'
'Gerekirse İnönü'ye de çadır kurarız!'
Son günlerde herkesin tavırlarına gönlünü bağladığı 'Çarşı'nın popülaritesi artık kendilerini aştı. 'İcraatın içinden' diyerek bizzat olayın kahramanlarıyla konuştuk. Gezi'den yola çıktık, İnönü'ye uğradık. Taraftarlık zaten hep vardı.
Haber: BURAK KURU / Arşivi

Epeyden beri vardı aslında da son dönemde sıklığı arttı. Eskiden futbol konuşulan yerde “Adamlar bir alem” denilen grup, artık gündemde tek konu olduğu için herkesin dilinde. Kimle konuşsak “Onu bunu bilmem. Ben Çarşı sempatizanıyım” ifadesini kullanıyor. Gezi Parkı direnişinin sembolü olan ekiple konuşmak kolay olmadı aslında. Protestolar süresince Türk basınının tavrını eleştirdiklerinden ‘yerel medya’ya konuşmama kararı almışlardı.
Yasak kalkınca Çarşı grubunun içinde ve ona yakın isimlerden Özgür Ergün haber verdi ve Gezi Parkı’nda buluştuk. Çarşı’nın kurucularından ‘Cem Abi’, “Özgür siz konuşun işte” diyerek bize yol gösterince cuma akşamını
cumartesiye bağlayan süre boyunca muhabbetteydik. Özgür’ün yanında yine çarşıdan Genco ve Deniz Hüseyin Kılıç vardı. Keyifli sohbete tanık olmanızı dilerdim. Laf lafı açıyor ummadığınız yerlere varıyorsunuz. Sığdığı
kadarıyla konuşmalara geçelim, siz de dahil olun...

Çarşı grubunun Gezi Parkı direnişine dahil oluşunun ardında vicdani sorumluluk var. Özgür bunu anlatırken ‘Dış Mihraklar’ konusuna değiniyor. Diyor ki, “Parkta iki gece üstüste sabah 5’te uyuyan çocukların üzerine Tomalarla gazla saldırılmış. Biz bu haksızlığa uğramış çocukların yanında olduk. Vicdanlı davranarak. ‘Gidelim işin önderi olalım’ gibi bir derdimiz yoktu. Her şey bu saldırıyla başladı. Bir ‘dış mihrak’ bir komplo aranıyorsa
sabah 5’te saldırı emrini kim verdi ona bakılsın. Sabah saldıran biz değildik. Bu çocukların yanında olalım diye yürümeye başladık. Birileri önümüze çıkıp gaz attı su attı taş attı. Biz de direndik.”

Futbol taraftarı nasıl direniyor peki. Var mı bir fark? Genco’nun cevabı “Biz sadece görevimizi yerine getirdik. Biber gazının üzerinde yazanı yaptık: ‘Polise iade et.’ Biz onu yaptık.” Özgür ise karşı şiddete
değiniyor: “Taş atmadık mı? Münferit çıkmıştır. Ama konu şu sen karşı tarafın durumuna göre tavır geliştiriyorsun. Şiddeti tartışırken şiddetin
kaynağını ve hedefini de tartışmalıyız o olmazsa yanlış konuşuruz... Taş atana kızmam / kızamam kendini savunuyor.”
Bu arada ilk gün çadırlar yakıldığında Çarşı’dan olan kişiler de oradaymış. Onların varlığı da etkili olmuş ama toplanma spontane gelişmiş. Deniz
Hüseyin Kılıç “Herkes olması gereken yerdeydi. Orada olması gerektiğini düşündü ve geldi. Bir baktık herkes orada.”

Polis şiddetine geçiyoruz. Çünkü bu sezon futbol statlarından özel güvenlikler çıkacak ve yerine polis gelecek. Özgür cevap veriyor: “Zaten
stattalardı. Statü değişse de fiili durum değişmiyor. Polisin genel olarak taraftarla kurduğu bağ şiddet üzerinden. Sadece bize yapmıyorlar. Eğer devlet kurumu husumet büyütüp onun üzerinden bir gruba özel davranıyorsa bu onun ayıbı ve suçudur. Buna yapacak bir şeyimiz yok. Diğer yandan Gençlerbirliği maçındakinden fazla ne yapabilir ki polis? Bundan sonra en fazla çeker vururlar. Çünkü şiddetin sınırlarını gördük o gün. Daha fazlası
şu ya hepimizi vuracak...” Bu noktada Genco giriyor araya: “Ya da hepimizi alacak bir suç örgütü diyerek... Ahmet Şık basılmamış kitaptan 1 sene yattı.
İnsanların başına geliyor.”

Polis müdahalesinin yer ve kişiye göre değişkenlik gösterip göstermediğini tartabilmişler mi onu merak ediyorum. “Bazı şeyleri bize özel kullandılar
diye hissettim” diyen Genco’ya “Yok sanmıyorum” cevabını veriyor Özgür. Ama Dolmabahçe’de Başbakanlık Ofisi olduğundan orada ekstra bir müdahale olmuş
olabileceği var kafalarında...


Çadırları kim yaktı?’ Şiddetle ilgili Özgür, Vali Hüseyin Avni Mutlu’nun açıklamalarını örnek gösteriyor: “’Polis kitleyi kendine 40-50 metreden fazla yaklaştırırsa o
kitle polisi ezer geçer. Polis kendi pozisyonunu korumak için gerekli şeyi yapar’ diyor Vali. Mantıklı diyor kabul... Ama bunun sınırı nedir. Şiddet
neye göre planlanıyor? Salı günü yapılan müdahalenin oranını bir düşünelim. Gözün gözü görmediği bir ortam yaratmak mıdır aslolan? Yunanistan ve
İngiltere’ye örnek veriyorlar da orada adam 2 gaz atıp çekiliyorlar.” Tam bu noktada Deniz’den gelen cevap ‘her şartta espri yapılan protesto’nun özünü
gösteriyor: “Bizdeki müdahalede 2 tane gaz ön yemek oluyor. Aperatif!”

Polis peki niye tavrını hiç yumuşatmıyor. Özgür’den kritik bir örnek geliyor. Dilan’dan konuyu açıyor: “1 Mayıs’ta 17 yaşındaki bir çocuk gaz
kapsülüyle yaralandı. Örgüt üyesi dendi, elinde molotof çıktı dendi sonrasını gördük. ‘Üzüldük bu çocuğa. Yanlış oldu’ diyeceğine onun örgüt
üyesi olduğunu ispatlamaya çalışıyorsun. Onu dinleyen polis olduğunu düşün.
Tavrını değiştirir misin? Tam tersi aynı şekilde hatta daha fazla şiddetli davranırsın. Bugün burada yaşanan da bu. Hep soracağım: İki gün üstüste
uyuyanların çadırlarına müdahale emrini kim verdi? bu araştırılsın.”

‘Davulcu Vedat diye biri yok’ 1982’de kurulan Çarşı, 1995’te şiddetin bitmesiyle, 2000’lerden sonra toplumsal meselelere kafa yormaya başlamış. Beşiktaş semtinde kuruldu. Bütün
gelenek ve kültürüne haiz oranın. Abi-kardeş ilişkisiyle yürüyor her şey: “Çarşı’nın yapısında çemberler var. En ortada semtte duran, yıllarını
Çarşı’ya vermiş, emek sarfetmiş kişiler var. Böyle bir çekirdek var. Orası bile homojen değil... Her türden insan var. Çemberler eklenerek
çoğalıyor...”

Son dönemdeki popülarite için ise “İyi ama biraz rahatsız ediyor artık” diyorlar. Kızmayın, haklı sebepleri var. “Çarşı popüler bir figür. ‘Nazım’ın mezarı Türkiye’ye gelecekse Çarşı getirir’ demişti Banu Güven kaç sene önce.
İnsanların ezberine uymuyor Çarşı. Bir taraftar grubu bir şeyler söylüyor. Ama şu da var Çarşı adına ortaya çıkan haberlerin yüzde 60-70’inin çarşıyla
alakası yok. Çarşı anonim bir tavır” diyor Özgür. Anlayacağınız sosyal medyada yazan ve TOMA’yı işgal eden Davulcu Vedat
yokmuş: “Toma kaçırma ele geçirme diye bir şey yok. Vedat diye birisi yok mesela. Biz Davulcu Vedat’ın askerleriyiz!”

Şunun altını çok net çiziyorlar. Hiçbir olaya herhangi bir ideolojik tavırla dahil olmuyorlar. Herhangi bir siyasi partiye kurum kuruluşa kendilerini dahil etmiyorlar. Başka bir şey onlarınkisi. Özgür’den V for Vendetta repliği geliyor burada: “Filmde ‘Bu bir fikir. Fikirler öldürülemez’ diye replik var ya. Çarşı da bir fikir işte.”

Gezi Parkı sürecinde öne çıktıklarında kimi partiler görüşmek istemiş. Onlar ise işin muhataplarına, mücadele edenlere yönlendirmişler. Deniz burada
“İnsanların bir üst gruba ihtiyacı vardı çatısı altında birleşecek. Çarşı bu süreçte öne çıkıp insanları sürükledi” diyor. Bunun derinlemesine analizini
ise Genco yapıyor: “1980’den beri bir baskıyla yaşayan bir toplum bu. Sürekli ‘Polise karşı durmu, onu yapma, bunu yapma’ denmiş. Örgütlü yapılar
bu şekilde küllenmiş toplum nezdinde. Düşünün KESK ‘Greve gidiyoruz’ diyor. 240 bin üyesi var. Komedi! Toplumun örgütlenme seviyesi bu düşünün. O
durumda bir çekirdek arıyor insanlar. Çarşı bu anlamda çok temiz. Çarşının mesajları hep vicdana sesleniyor. vicdan hareketi... Çarşı olmadığı bir şeye
evrildi bu yüzden. İnsanlar kendine hitap eden siyasi hareket, sivil toplum örgütü, sendika göremediği için.” Bu nokdada “Demokrasisi gelişmiş bir
Avrupa ülkesinde Çarşı var olabilir miydi” diye soruyorum. Yanıtlıyorlar: “En azından mizahıyla olurdu. Farklı yönleriyle öne çıkardı. Ama toplum
düzeyinde bu kadar sahiplenilen başka bir grup yok. Gerçi bunu biz de istemedik ama...”

Özgür burada ‘neden olmadığını’ şöyle anlatıyor: “Son 1 yıldır. taraftarlar politize. Her takım ülkeyi yönetenleri eleştiriyor. Böyle örneği Avrupa’da
yaşayamazsın. Hamburg’lu bir taraftarın hükümetle sorunu varsa bunu zaten sendikası çözüyor. Taraftar kimliğine bunu yükleme ihtiyacı duymuyor o.
Bizde 80 darbesinin getirdiği bir şey bu. O kadar boşaltılmış ki hayat ...
Hayata dair derdini ancak taraftar kimliğiyle gösterebiliyor insan. Günlük hayatlarında başka kanalları yok. Kendini güçlü hissediyor orada.”

Benimle aynı şeyi düşündünüz mü bu noktaya kadar bilemiyorum ama bence çok güzel konuşuyorlar. Yıllardır bir tezim vardır. O da şu, Türkiye’de bir kişi
20 yaşına kadar bütün futbol takımlarına eşit mesafede durmuş olsun. 20 yaşında yaptığı seçimde herkes Beşiktaş’ı seçer. Özgür, “Herkes Beşiktaşlı
olmasın bu arada” deyip ekliyor: “Hayata dair derdi olan adamlara baktığında insanlar Beşiktaş’ı görüyor, Çarşı’yı görüyor. Bu sempati biraz da buradan
kaynaklanıyor. Bunu oluşturan bireyler, semtin özelliklerinden bu. Beşiktaş değil Sarıgazi, Kurtköy ya da başka bir yer olsa oraya uygun olurdu. Burayı
ıskalarsak bağlamını kaçırırız.”

Popülarite sınırları aşınca Çarşı’dan ‘Superman’ olmasını bekleyenler çıkıyor haliyle. Genco diyor ki “Bize Jandarma gibi davranıyorlar. ‘Şurada
biri birine küfür etti’ diyorlar. Ne yapayım gözaltına mı alayım? Merkez karargahımız var ve oradan ekip çıkacak zannediyorlar. Yok öyle bir şey.”

Peki neden böyle? Toplum neden Çarşı’yı büyüttü? Cevabı dışarıdan bakan uzmana bırakıyorlar. Genco’nun ise önerisi var: “Biz sadece insanların
ihtiyacı olan mizahi duyguya cevap verdik. Muhalefet oturup düşünsün onların boşluğunu neden biz doldurduk... İktidar düşünmesin. Onlar kafasını soğuk
suyun altına koysun. Düşünmüyorlar.”

‘Gezi olayları yalan olur. O derece!’
Gelelim Radikal Gazetesi ve Beşiktaş taraftarının arasına açan İnönü Stadı meselesine. Gazete olarak stadın yıkılmaması gerektiğini savunmamızdan ötürü
Siyah-Beyazlı taraftarların tepkisine maruz kalıyorduk. Ancak meğersem Çarşı da bizimle aynı fikirdeymiş! “O stat yıkılırsa yapılmayacağını hissediyoruz” diyen Özgür anlatıyor: “Beşiktaş taraftarı olarak üç sacayağımız var. Stat,
semt, Beşiktaş Kulübü. Biri giderse biz düşeriz dağılırız. İnönü Stadı orada olmak zorunda. Gerekirse gecekondu olsun, koltuğu olmasın, çatısı olmasın.
Ama o stat orada olmak zorunda. O stat yıkılırsa eğer yapılmayacağını hissediyoruz. Bilgi değil bu. His. O yüzden başkan adaylarına ‘Bize bunu
garanti et arkadaş’ diyoruz. Gerekirse yıkma.”

Genco ve Deniz de bu korkuyu paylaşıyor. Stat yapılırken nerede oynayacaklarının ise önemi yokmuş. Olimpiyat da olur Ankara da diyorlar.
Yeter ki İnönü yeniden yapılacaksa aynı yere yapılsın. Soruyorum “Oldu da stat yıkıldı ve aynı yere yapılmıyor. O zaman İnönü’ye kurar mısınız
çadırları?” Hep bir ağızdan yanıtlıyorlar: “Çadırları kurduk mu sizi oradan çıkaramazlar. Gezi Parkı olayları yalan olur. O kadar söyleyeyim. Hele bir
de Çarşı bu kadar popüler oldu. Bizden önce giderler oraya.”

Futbola hiç değinemedik. Vakit yokmuş. Şike soruşturmasını soruyorum Genco, “Ona eğilemedik ki? Konuşmaya fırsatımız olmuyor. Gündem çok sıcak. 4 gündür
eve gidemedim. Karımı yeni gördüm. arada işe gidiyoruz. takıma eğilemedik” diyor.

Kendi hayatlarından örnek veriyor Özgür. Bu arada belirtmemi istedi ondan söylüyorum. Özgür reklamcılık yapıyor, kendi şirketi var ve bekar! Çarşı
severlere duyurulur... “İşi, gücü, hayatları olan insanlarız. Öyle bir noktaya geldik ki bjk zaten hayatımızın merkezi bir de hayata dair duruş birleşince çifte yük binmiş oluyor. Biz dertli adamlarız çok derdimiz var
bizim. Çok şey var düşünecek: Gezi Parkı, kongre, stat, ne zaman uyuyacağız, hayatımız... Onu düşünüyoruz.”

Eğlenceli anekdotlarla yavaş yavaş toparlayalım. Eylemlerin üçüncü günü Mehmet Ali Alabora, Çarşı çadırına gelip “Ben de az daha Beşiktaşlı
olacağım” dediğinde ona “Abi olma biz dönekleri sevmeyiz” diye şaka yapmış Özgür. “Ortağım var 20 yıllık dönek” diyor. Ama ‘döneklik ne demek’
Genco’dan dinleyin. Sıradışı! “Benden hasta Beşiktaşlı bir kardeşim var.
Aile enteresan bizde. Çocukken herkesin kulağına ilk Ezan okunur ya.Bbizim  aile ruh hastası olduğu için bana ‘Beşiktaş’ demişler... Arızalılık sülalede
var yani. Annem zamanında Galatasaray ’ı tutmuş sadece. Kardeşim de anneme yalakalık için o zaman 6 yaşındaydı ‘Ben Galatasaraylı olacağım’ dedi.
Formalar alındı. Galatasaray formasını giydi -o zaman maçları TRT veriyor- maçta bir şeye kızdı. Formayı çıkarttı attı ‘Ben beşiktaşlıyım gene’ dedi. O
gün bugündür o benim için ‘Dönek Can’dır. Bugün hala öyle çağırırım. Yarım
saatlik Galatasaraylılık yetmiştir!”

Çarşı’nın geri planda kalma isteğini “Bir kızı 50 kişi ister 1 kişi alır derler. Siz o 1 kişi olmak değil 49 arasında yaşayıp gitmek istiyorsunuz”
diye yorumladığımda, “Aynen öyle. Yarışmayız 50 kişiyle” diyor Özgür. Genco ekliyor: “Ama artık tersine döndü bizi 50 kız istemeye başladı.”

‘Demirören’i yıkamamışız...’
Hiçbir siyasi oluşuma yakın olmadıklarını eklerken bir konuya değiniyor Özgür: “Şunu da söyleyeyim hukuksuz yollarla biri Başbakan’ı yıkmaya giderse
oraya da gider Başbakan’ın yanında oluruz. Tankların önünde dururuz. Tankı önce biz engelleriz başbakanın hiç endişesi olmasın.”
Genco yine esprili takılıyor: “Darbe yapsak Demirören’i yıkardık. Onu beceremedik daha ne olsun!” Genco, Demirören merkezli esprilerini
sürdürüyor: “Bizimle beraber yürüyen Galatasaraylı Fenerbahçeliler vardı. ‘Yeter Recep Tayyip Erdoğan ’ diye bağırıyorlardı. Orda da uyardım güldüler.
Dedim ki ‘Bu yanlış bir slogan. Bunu atıyorsunuz ama biz tecrübeliyiz. 7 sene ‘Yeter Yıldırım Demirören yeter’ diye bağırdık adam federasyon başkanı oldu. Yapmayın gözünüzü seveyim. Başkanlık sistemi gelir Tayyip
ErdoğanBbaşkan olur’ dedim... Niye güldüler anlamadım.”

Son sözü ise özellikle belirtmemi istediler: “Ali Ağaoğlu artık bizi aramasın. Kaybolan helikopteri bizde değil!”=