Gezi doktorları: Bıraksak ölürlerdi

Gezi doktorları: Bıraksak ölürlerdi
Gezi doktorları: Bıraksak ölürlerdi

1-2 Haziran’da Dolmabahçe Bezm-i Âlem Valide Sultan Camii'ne girenlerin de bulunduğu 255 sanıklı Gezi davasında doktorlar savunma yaptı: “Biz ağır kanamalı insanlara müdahale etmeseydik çok fazla ölüm olabilirdi, açık kırığı olanlara müdahale etmeseydik uzuv kayıpları olabilirdi, solunum sıkıntısı çekenlere müdahale etmeseydik solunum yetmezliğinden ölebilirlerdi.”
İstanbul 55. Asliye Ceza Mahkemesi'ndeki davanın ikinci duruşmasına iki asistan doktor sanığın yanı sıra 11 tutuksuz sanık ve müşteki Ali Çezik ile taraf avukatlar katıldı. Duruşmayı İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri Ali Çerkezoğlu, İstanbul Tabip Odası Başkanı Taner Gören, Türk Tabipleri Genel Birliği Merkez Konseyi Üyesi Osman Öztürk de izledi. Sanıkların 1 yıl ile 11.5 yıl hapis cezası istemiyle yargılandıkları davada savunmalar alındı.

‘Nöbetten çıkmıştım’

Doktor sanık İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi genel cerrahi asistanı Sercan Yüksel, 2 Haziran'da Bezm-i Âlem Sultan Camii'nde yaşananları anlattı. 1-2 Haziran’da İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Travma ve Acil Cerrahi Servisi’nde nöbette olduğunu söyleyen Yüksel, o geceyi şöyle aktardı:
“Üzerimde doktor kıyafetiyle Cihangir'deki evime gitmek için dolmuşa bindim. O sırada olaylar yaşandığı için Gümüşsuyu'nda dolmuştan indim. İnönü Stadı'nın orada gaz yoğundu, ben de etkilendim. Bezm-i Âlem Sultan Camii'nin oraya geldiğimde caminin kapısında gazdan etkilenmiş, vücuduna gaz fişeği isabet etmiş, kemik kırıkları bulunan yaralılar gördüm. Polisin gazlı müdahalesi nedeniyle camiye doğru kaçıyorlardı. Eylemciler yaralıları camiye taşıyordu. Ben de hekimlik refleksiyle yaralılara yardım etmek için camiye girdim. Caminin kapısında bir kişi ayakkabımı çıkarmam konusunda uyarınca ayakkabımı çıkardım. Kenarda ayakkabı yığını duruyordu. İçerde birçok sağlık çalışanının da yaralılara yardım ettiğini gördüm.”
Caminin kapısının açık olduğunu belirten Yüksel, şöyle devam etti:
“Saat 21.00-22.00 civarıydı. Yaralıların sayısı artınca aciliyete göre sınıflandırdık. Kafa travması geçiren, kafası gözü kanayan, gaz fişeğinden etkilenenler vardı. 112'yi arayıp ambulans istedik ama çok gecikmeli olarak geldi. Camide sigara içenlerin olduğu söylendi, sigara içen kimseyi göremedim. Oradaki herkes gazdan etkilenmiş nefes darlığı çekiyordu bu durumda kimse sigara içmeyi düşünemez. Camide yiyecek-içecek tüketildiği söylendi. Ağır yaralıların olduğu bir ortamda kimse yemek yemeyi düşünmez. Bizi camiyi kirletmekle suçluyorlar, kanamalı hastaların kanı halıya akmış olabilir. Bu kirletme değildir. Bizi suçluyu kayırmakla itham ediyorlar. Yaralı olarak gelen insanlara suçlu olup olmadığını sormayız. Zaten aldığımız tıp eğitiminde hocalarımız bize insanlar arasında ayrım yapmamayı öğretti. Ağır kanamalılara müdahale etmeseydik çok fazla ölüm olabilirdi, kırığı olanlara müdahale etmeseydik uzuv kayıpları olabilirdi, solunum sıkıntısı çekenlere müdahale etmeseydik solunum yetmezliğinden ölebilirlerdi.” 

‘Deprem gibi, sel gibi...’

Savunma yapan bir diğer doktor sanık Erenç Yasemin Dokudan,
2 Haziran akşamı Kabataş’ta çok sayıda yaralı olduğu ve doktora ihtiyaç bulunduğunu öğrenince camiye gittiğini belirtti. Camide yaralılara müdahale ettiklerini ifade eden Dokudan, “Olay, deprem gibi, sel gibi olağanüstü bir durumdu. Bize suçluyu kayırmak gibi suçlamalar yöneltiliyor. Yolda bayılan, uçakta fenalaşan birini görüp yardımına koştuğumuz gibi cami de de mesleki refleksimizle aynı şeyi yaptık. Suçlamalar beni çok şaşırttı, tıp fakültesi eğitimini yanlış mı öğrendim diye düşündüm” dedi.
İki doktorun sözleri de alkış topladı. Dava bugün devam edecek.