Göğün yarısı kadınların

İki Alman, bir Türk, bir Kürt ve bir Zaza kadından oluşan 'Lilith', ilk albümü 'Göğün Yarısı'nı Beyoğlu konseriyle tanıttı.
Haber: Celal BAŞLANGIÇ / Arşivi

Tanrı balçıktan yaratmıştı Âdem'le Lilith'i. Ruhlarını kendi nefesinden vermişti. Birbirlerine eş olur Âdem'le Lilith. Ancak Âdem cinsel ilişkide üstte olmak ister. Lilith karşı çıkar Âdem'in bu üstünlük ve ayrıcalık isteğine. "Tanrı ikimizi de eşit yarattı" diyerek itiraz eder.
Aralarında tartışma çıkar. Lilith, Adem'in kendisine karşı şiddet kullanacağını anlar ve Tanrı'nın yanına kaçar.
Tanrı Lilith'in güzelliğinden o kadar etkilenir ki ona kendi gizli adını söyler.
Tanrı'nın gizli adını bilmek, artık büyük güce sahip olmak ve istekleri Tanrı tarafından mutlaka yerine getirilmek anlamına gelmektedir.
Bunu bilen Lilith Tanrı'dan kanat ister. Tanrı da verir.
Lilith artık kanat sahibidir. Uçarak Kızıldeniz'e gider ve orada yaşamaya başlar.
Ancak olay burada böyle bitmez. Çünkü Âdem hâlâ Lilith'i geri istemektedir.
Tanrı üç melek görevlendirir. Melekler Lilith'i geri dönmeye ikna edecektir.
Kızıldeniz'e gider melekler. Önce yumuşaklıkla ikna etmeye çalışırlar. Ama kararlıdır Lilith. Geri dönmeyi kabul etmez.
Lilith'in bu tavrını gören melekler tatlı dili bir yana bırakıp bu kez Lilith'i Kızıldeniz'de boğmakla tehdit ederler. Ama Lilith gücünün farkındadır. Tanrı'nın gizli adını bildiğini, ona güçlerinin yetmeyeceğini söyler, onu rahat bırakmazlarsa gelecekte doğacak tüm bebekleri öldürmekle tehdit eder.
Sorunun çözümünde tek bir yol kalmıştır; uzlaşmak. Aralarında bir anlaşmaya varırlar. Buna göre Lilith çölde yaşamayı sürdürecek, bunun karşılığında da üzerinde 'Lilith' figürlü nazar boncuğu taşıyan bebeklere dokunmayacak, onları asla öldürmeyecektir.
Artık anlaşılmıştır ki Lilith'ten Âdem'e yâr olmayacak. Yeni bir kadın yaratmaktan başka bir yol kalmaz ve Tanrı Havva'yı yaratır. Ama Tanrı'nın başı Lilith'den dolayı bayağı ağrımıştır. Bu yüzden Havva'yı Lilith gibi Âdem'le aynı maddeden yani balçıktan yaratmaz. Âdem'in kaburga kemiğinden yaratır ki Havva, Âdem'e karşı çıkmasın, eşitlik iddia etmesin, itaatkâr olsun. Lilith gibi asi olmasın.
Gılgamış'ta da adı geçiyor
İşte bu öyküde adı geçen Lilith, Sümerlere ait taş kabartmalarda yarı kuş, yarı insan olarak tasvir edilir. Döneme ait kazılarda, bu öyküden dolayı olsa gerek, bebeklere takılan nazar boncukları bulunur. Gılgamış Destanı'nda da adına rastlanan Lilith, Babil mitolojisine ait bir figür.
Bu mitolojik figürden adını alan 'Lilith' grubu geçtiğimiz hafta Beyoğlu'ndaki Seyr-i Mesel Tiyatrosu'nda sahne aldı iki eksiğiyle. Ama yanlarında kendilerine destek veren 'konuk sanatçılar' vardı. İlk albümleri 'Göğün Yarısı' yeni çıkarmışlar, tanıtım için de Seyri Mesel Tiyatrosu'nu seçmişlerdi.
İlginç bir grup Lilith. Kadın şarkıları söylüyorlar. Hem de birkaç dilde; Almanca, Fransızca, Türkçe, Kürtçe, Zazaca, Yiğdişce. Kendi çok, dilliliklerini şarkılarına da yansıtmışlar. Grubun iki üyesi Alman, biri Kürt, biri Zaza, biri de Türk. Grup üyelerinin dördü de Almanya'da yaşıyor. Türkiye'ye gelince beş kişi oluyorlar. Ancak bu sefer grubun Almanya'da yaşayan iki üyesi Türkiye'ye gelememiş. Çünkü doğum yapmışlar.
Kuruluş öyküsü de ilginç Lilith'in. Edebiyat tarihi öğretmeni Gabriele Thierkopf, 1999 yılında Türkiye'ye gelmiş.
Özel bir üniversitede eğitmenlik yapıyor. Bir arkadaşı aracılığıyla Bağcılar'daki Kürt Kadın Dayanışma Vakfı'na gidip gelmeye başlamış. Vakıftaki bir kutlama sırasında elinde gitarıyla sahneye çıkıyor Gabriele. Ardından da vakıfta çalışan Şehriban Özdemir çıkıyor sazıyla. O da çalıp söylüyor. Elbistanlı Şehriban. Alevi bir aileden geliyor. Lise okumak için İstanbul'a gelmiş ailesiyle. Sonra Mersin'e göçmüş. Babası da saz çalıp söylüyor. Kendi deyişleri var. Ama genç yaşta altı çocuğun sorumluluğunu üstlenince zaman ayıramıyor müziğe. Kızını özendiriyor saz çalması için. Müziğin içinde bir yerlerde görmek istiyor kızını. Zaten
"Alevilerde saz çalmayanı da dövüyorlar".
Hemen orada saz saza, gitar gitara veriyor Gabriele ile Şehriban. Birlikte çalıp söylemeye karar veriyorlar.
Böylece Lilith'in ilk adımı atılıyor. Kurdukları gruba 'Göğün Yarısı' adını veriyorlar. Belli ki bir 'Çin halk sözü' etken olmuş bu adı almalarına; "Kadınlar, yarısını omuzlarında taşıdıkları gökyüzüne sahip olmalılar."
Satı Sarıyar konservatuvar mezunu. Bir lisede müzik öğretmenliği yapıyor. Tokatlı Alevi bir ailenin kızı. Her sabah türkülerle açmış gözünü. Dedesi âşık, dayısı bağlama çalıyor. Bir gün bir kültür merkezinin kafesinde otururken, yandaki küçük odada prova yapan Gabriele ile Şehriban'ın sazını, gitarını, seslerini duyuyor. Farklı geliyor duyduğu müzik Satı'ya. Sarkıları çok yakın buluyor. Böylece Satı da gruba vokalist olarak katılıyor.
Bir süre sonra Gabriele Almanya'ya dönüyor. Şehriban da eğitim için gidiyor aynı ülkeye. Burada, Almanya'da yaşayan Maviş Güneşer ile Luise Blum katılıyor gruba. 'Göğün Yarısı' özellikle Almanca da söylenmesi güç bir isim. Bunun üzerine yeni bir isim buluyorlar gruplarına: Lilith.
"Yeni adımızı, Âdem'e, 'Tanrı, ikimizi de eşit yarattı' diyen ve bu sebepten Âdem'le yolları ayrılan Havva'dan önceki eşi Lilith'ten aldık' Lilith'in hikâyesi biraz da göç hikâyesi. Ama her birimizin göç hikâyesi farklıydı. Kimimizinki doğudan batıya, kimimizinki ise batıdan doğuya. Yönü gibi nedenleri de farklıydı göçümüzün. Başka ülkelerde arayışlara girmemiz de vardı, oralara zorunluluktan dolayı gidenimiz de. Güvenlik, iş ya da değişiklik, her birimiz bir arayış içindeydik. Şarkı söylemek istiyorduk. Ama kadınlara düşen solistlik rolünün ötesine geçip kendi şarkımızı kendimiz çalarak..."
Seyr-i Mesel Tiyatrosu'nun sahnesinde de seslendiriyorlar ilk albümleri 'Göğün Yarısı'nda yer alan şarkıları. Öykülerini anlatıyorlar söyledikleri şarkıların.
Şarkıların öyküleri
'Lori Lori' Kırmançça bir şarkı. 'Uzun bir yolun göçerleriyiz biz' diye başlıyor. Şarkıda Kuzey Irak'tan, Saddam'ın bombalarından kaçarken kucağındaki çocuğu ölen bir annenin ağıdı var.
Rusya, Ukrayna gibi Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinde yaşayan Yahudilerin açlık ve yoksulluğunu anlatan Yiğdişçe bir ninni. Yiğdişçe, Eşkenaz Yahudilerinin dili. Orta çağda, eski Almanca lehçeleri, İbranice, Aramice, Slavca gibi dillerden oluşmuş.
'İki Dağın Arasında Kalmışım'da küçük bir akrabasıyla evlendirilen kadının Türkçe yakarması vardır; "Al eyvana yatak serdim yumuşak/Emim oğlu yanıma geldi bir uşak/Öpmesi yok, sevmesi yok, konuşak."
Başka bir şarkıda Fransızca yakınan kadın "Kötü bir evlilik yaptım/ve ekmeğimi taşın suyuna bandım" der. Babası tarafından bir taşçıyla evlendirilen genç kadın, düğününün hemen ertesi günü taş ocağına çalışmaya giderken yolda köyün papazıyla karşılaşır. Evliliğinden hiç de memnun olmayan kadın, papazı görünce bekarlığına geri dönme umuduyla konuşmaya başlar. Ne de olsa, önceki gün nikâhlarını kıyan odur. Belki nikâhı geri alması da mümkündür. Papazdan talebi "Dün beni kadın yaptınız, bugün beni yeniden kız yapın" olur. Papazın yanıtı kesindir:
"Kızdan kadın yapabilirim, ama kadından kız yapamam."
Lilith grubunun amacı kadınların deneyimlerini, umutlarını, korkularını, kederlerini, sevinçlerini, aşklarını, işlerini anlatan halk şarkılarını gün ışığına çıkararak yorumlamak ve onlara kendi şarkılarını da katmak. Konserlerinde, albümlerinde söyledikleri şarkılarla Erzurumlu bir kadının yakarmasıyla, bir Kürt kadınının ninnisini, bir Fransız kadının acısını buluşturmak amaçları. Farklılıklarını zenginlikleri olarak görüyorlar. "Ama farklılıklarımız kadar ortak yanlarımız da var" diyorlar "Kimse bir farklılığını diğerine tercih etmek zorunda kalmıyor. Örneğin Kürtlüğünü kadınlığına ya da kadınlığını Kürtlüğüne feda etmiyor kimse."
Kanıtlamak istedikleri bir nokta daha var: kadınların birbirlerini yemeden bir iş yapamayacaklarına ilişkin ataerkil düzenin yaydığı inancı yıkmak. Türkçe şarkıları 'Düş Yola' da "Düş yola umudun düş ola/Düş yola umudun kuş ola/Bulut ola, rüzgâr ola, deniz ola" diyor Lilith grubu. Onlar da zaten 'Lilith'in kızları' olarak eşitlik umutlarını düşürmüşler yola, yarısını omuzlarında taşıdıkları gökyüzünü istiyorlar!