'Görevdeyiz' sözü yeterli olmadı, coplar inmeye devam etti

Beyoğlu'nun girişinde birkaç gazeteci bekliyoruz. Kalabalık bir süre slogan attıktan sonra ortalık karışıyor. Tam bu sırada başıma bir cop iniyor, sonra kollarıma, sırtıma.
Haber: DEMET BİLGE ERGÜN / Arşivi

İSTANBUL - Beyoğlu'nun girişinde birkaç gazeteci bekliyoruz. Kalabalık bir süre slogan attıktan sonra ortalık karışıyor. Tam bu sırada başıma bir cop iniyor, sonra kollarıma, sırtıma. "Gazeteci" olduğumu söyleyince, polis 'haklı' gerekçesini açıklıyor: "Dolaşma o zaman ayağımın altında..."
Bir kadın polis başımın kanayıp kanamadığını kontrol ediyor, "Üzgünüm" deyip elimi sıkıyor...
İstiklal Caddesi'nin ortalarında, bütün gazetecilerin gözleri sabahtan beri atılan gaz bombalarından kıpkırmızı. Gerginlik artarken bir sivil polis Vatan gazetesi muhabiri Bülent Ergün'e polislerin resimlerini çektiği iddiasıyla müdahalede bulunuyor. Polis, Ergün'ü gözaltına almak isterken, gazetecilerden "Biz görev yapıyoruz" sesleri yükseliyor. Ancak polis için bu yeterli olmuyor.
'Ona vurmayın'
"Nereye götürüyorsunuz" diye soruyorum. Çünkü gözaltına aldıkları kişi hem meslektaşım hem eşim. Bu sırada arkasını dönen bir polis karnıma tekme atıyor. Kolumdan tutan gazeteden muhabir arkadaşım Timur Soykan'ın elinin kolumdan kayışını hissediyorum. Bülent'in de "Ona vurmayın" diye bağırmasını duyuyordum. Sayısını tahmin edemediğim kadar çevik kuvvet polisinin içindeydim. Bir yandan saçımı çekiyorlar, bir yandan başıma cop indiriyorlar. Eşimi görüyorum. Benimle aynı durumda. Nasıl kurtulduğumu tam hatırlamıyorum. Polis etrafımdan çekildiğinde Timur Soykan'ı ve yine aynı gazetede çalıştığım İsmail Saymaz'ı görüyorum. Bütün gazeteciler polis şiddetinin mağduru ve yaşananlara tepkili: Kanal D'den İhsan Yıldız ve aynı gazetede çalıştığım arkadaşım Umay Aktaş da coplarla dövülmüş, Su TV'nin kamerası parçalanmış. Eşimle ben rapor almak için Taksim İlkyardım Hastanesi'ne giderken meslektaşlarım, fotoğraf makinelerini ve kameralarını yere bırakıp polisi kınıyor.