@ismailsaymaz

Gözaltında ölümde polis daima masum, suçlu ise ya sandalye ya duvar!..

Futbolcu olma hayalleriyle Türkiye'ye gelen Nijeryalı Festus Okey'in karakolda öldürülmesi polisin yaşama hakkına ne kadar saygı gösterdiğini bir kez daha tartışmaya açtı. Gözaltında ölümler yıllardır Türkiye'nin gündeminden düşmüyor.
Haber: DEMET BİLGE ERGÜN / Arşivi
İSMAİL SAYMAZ / Arşivi

İSTANBUL - Futbolcu olma hayalleriyle Türkiye'ye gelen Nijeryalı Festus Okey'in karakolda öldürülmesi polisin yaşama hakkına ne kadar saygı gösterdiğini bir kez daha tartışmaya açtı. Gözaltında ölümler yıllardır Türkiye'nin gündeminden düşmüyor. Emniyet yetkilileri ise öldürme olayana karışan polislerin cezalandırılması için gerekli soruşturmanın sağlıklı biçimde yürütmesini sağlamak yerine her seferinde benzer gerekçelerle kamuoyunun karşısına çıkıyor. Ya öldürülen kişinin 'sabıka listesi' ortaya dökülüyor ya da 'Sandalyeden düştü', 'Kendini astı', 'Radtatörde sırtını kaşıdı' gibi gerekçelerle olaya 'açıklık' getiriliyor.
Radikal'in gündeme taşıdığı son karakolda ölüm olayının tarihi 20 Ağustos'tu. Nijeryalı Festus Okey, Beyoğlu Asayiş Şube Müdürlüğü'nde polisin silahından çıkan kurşunla ölmüştü. Ancak Radikal'in ısrarlı sorularına rağmen İstanbul Emniyet Müdürlüğü, uzun süre açıklama yapmaktan kaçındı. 18 gün sonra gelen açıklamada ise "Okey, polisin silahını kapmak isterken çıkan arbedede silahın ateş alması sonucu ölmüştür" deniliyordu. Ancak açıklama bu kadarla sınırlı değildi. İstanbul Emniyet Müdürlüğü, Okey'in ölümüyle ilgili açıklamasına üzerinde kokain bulunduğu bilgisini eklemişti. İstanbul Vali Muammer Güler de geri kalmadı ve mülteci siyahların 'uyuşturucu işine' karıştığını söyledi. Böylece Okey'in 'gözaltına alınma' sebebi ile 'ölüm sebebi' resmi açıklamalarda iç içe geçti. Kısaca Nijeryalı Okey, 'pirüpak' değildi ve suçluydu.
Bu açıklamalar bugüne kadarki gözaltında işkence ve ölüm olaylarıyla 'yargısız infaz' davalarında polisin yaptığı savunmanın son örneğiydi. Geçen yıllarda yaşananlar aslında işkence tarihinin tekerrürden ibaret olduğunu gösterir nitelikte.
'Duvardan düştü'
Gazeteci Metin Göktepe, 8 Ocak 1996'da görev için gittiği Alibeyköy Mezarlığı'nda gözaltına alındı. Ertesi gün ölü bulundu. Dönemin İl Emniyet Müdürü Orhan Taşanlar ve İçişleri Bakanı Teoman Ünüsan'a kadar birçok 'yetkili' Göktepe'nin önce 'sandalyeden' sonra da 'duvardan' düşüp öldüğünü söyledi. Oysa Göktepe dövülerek öldürülmüştü. Raporlar ve Göktepe'nin resimleri bunu kanıtlıyordu. Beş polis 'kastı aşan müessir fiilden' yedişer yıl altışar ay hapis cezası aldı.
'Sandalyeden kaydı'
Sendikacı Süleyman Yeter, 1999 yılında 'Sömürüsüz Bir Dünya İçin Dayanışma' adlı gazetenin bürosunda gözaltına alındı. 5 Nisan'da Emniyet'te sorgusu sırasında kaldırıldığı hastanede öldü. Üç polis hakkında dava açıldı. Sanıklar duruşmada Yeter'in sandalyeden düşüp öldüğünü söyledi. Dava 2003 yılında sonuçlandı. Mahkeme sanık polislerden Mehmet Yutar ve Ahmet Okuducu'nun, Yeter'e işkence edip kötü muamelede bulundukları ve eylemleri sonucunda Yeter'in öldüğü kanaatine vardı. Yutar, dört yıl iki ay hapise çarptırıldı. Sanık Okuducu hâlâ yakalanamadı.
Sorguda düştü
Alpaslan Yelden, 1999 yılında cinayet zanlısı olduğu iddiasıyla gözeltına alındı. Gözaltında rahatsızlanan Yelden, kaldırıldığı Atatürk Eğitim Araştırma Hastanesi'nde hayatını kaybetti. Polis yetkilileri önce Yelden'in gözaltına alındığını kabul etmedi. Sonraki savunma çok tanıdıktı: "Sorgu sırasında düşüp öldü." Ailenin şikayeti üzerine on polise dava açıldı. Sekizine üçer yıl dörder ay hapis cezası verildi.
Ailesi dövdü
12 yaşındaki Halil İbrahim Okkalı 27 Kasım 1995'te çalıştığı işyerinde para kaybolunca gözaltına alındı. Ailesince karakoldan alınan Okkalı, daha sonra kusmaya başladı. Vücudunda morluklar vardı. İki polis hakkında İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde dava açıldı. Bu seferki savunmaysa, Okkalı'nın gözaltına alındıktan sonra ailesi tarafından dövülmüş olabileceğiydi. Mahkeme sanıklara 'cürümü söyletmek için işkence' yapmaktan 10'ar ay hapis ve ikişer ay 15'er gün memuriyetten men cezası verdi.
Sabıka listesini açıkladılar
Kapkaçtan sabıkalı Gökhan Belgüzar, 2006'nın ocak ayında gözaltına alındı. Polis ailesine Belgüzar'ın nezarethanede 88 santimetre yüksekten kendini asarak intihar ettiğini söyledi. Ancak, daha sonra polis bu ifadeyi Belgüzar'ın kendini kapıya astığı şeklinde değiştirdi. Emniyet, açıklamasında Belgüzar'a ait suç dosyası dökümü çıkarıldıktan sonra gencin battaniye kenarlarını söküp intihara teşebbüs ettiğini ve hastaneye kaldırıldığı halde kurtarılamadığı yazıldı.
'İcrai rezalet' çıkardı
Gümüşsuyu Mahallesi Muhtarı Çiğdem Nalbantoğlu, geçen yıl 11 Ağustos'ta bir eğlence dönüşü iki kadnı polis tarafından çevrildi. Polislerin küfürlü konuşup üzerini aramasına "Siz de kadınsınız" diye çıkışan Nalbantoğlu, erkek polislerce tartaklandı, Taksim Polis Merkezi'nde hakarete uğradı. Nalbantoğlu'nun şikâyetçi olması sonrası Emniyettin yazılı açıklamasında, "Alkollü olduğu anlaşılan şahıs bir memuru darp etmiş ve 'icrai rezalet' çıkarmıştır" denildi.
Kaçarken düştü
Avukat Muammer Öz, 29 Temmuz'da Moda'da ailesiyle bir parkta otururken kimlik kontrolü için durduruldu. Kimliğini gösterdiği sırada telefonla konuşunca polis, "Yanımda nasıl konuşursun" dedi. Avukat olduğunu açıklayan Öz'e biber gazı sıkıldı, dayak atıldı. Kelepçelenerek gözaltına alınan Öz, küfür ve hakaretler edilerek götürüldüğü karakol kapısında da dövüldü. Emniyet'in açıklaması hazırdı: Öz, hakaret ve küfür etti, kaçarken düştü.
Radyatörde kaşındı
Ankara'da, kablo çaldıkları iddiasıyla 31 Ocak 2003'te gözaltına alınan ve karakolda 21 olayı üstlenen 16 yaşındaki E.Ü., 17 yaşındaki E.Ü. ve amcaları B.Ü., işkence gördüklerini iddia etti. Adli Tıp'a sevkedilen üç zanlı için polis, 'vücutlarındaki alerji nedeniyle sırtlarını radyatöresürüp kaşıdıklarını' belirten tutanak düzenledi. Tutanağa, üç zanlı da imza attı. Adli Tıp da tutanak yönünde rapor verdi. Gençler suç duyurusunda bulunurken, polis de iftira atıldığı iddiasıyla savcılığa gitti. İşkence iddiasına takipsizlik kararı veren savcılık, 'iftira'yla ilgili dava açtı. Mahkeme, iftira atılmadığına karar verirken, raporu yazan iki doktor mesleklerinden iki ay uzaklaştırıldı. Avukatlar AİHM'ye gitti.