Hakkâri Valisi Türker: Dağ fare doğurursa Türkiye için felaket olur

Hakkâri Valisi Türker: Dağ fare doğurursa Türkiye için felaket olur
Hakkâri Valisi Türker: Dağ fare doğurursa Türkiye için felaket olur

?Açılım? tartışmaları sürerken Hakkâri Valisi Muammer Türker, bölge halkının taleplerini Radikal?e anlattı. FOTOĞRAF: BEHÇET DALMAZ / DHA

Kürt vatandaşların 'demokratik açılım' çalışmasından beklentilerinin çok büyük olduğunu belirten Hakkâri Valisi Muammer Türker, 'Dağ fare doğurursa bizim için, Türkiye için felaket olur. Öyle bir ihtimali aklıma bile getirmek istemiyorum' dedi
Haber: TARIK IŞIK / Arşivi

HAKKÂRİ - Hakkâri Valisi Muammer Türker, Kürt kökenli vatandaşların ‘açılım çalışmalarından’ beklentisinin çok büyük olduğunu söylerken, “Dağ fare doğurursa bizim için, Türkiye için felaket olur. Öyle bir ihtimali aklıma bile getirmek istemiyorum’ dedi. Uluslararası ortamın da Türkiye’nin elini güçlendirdiğini anlatan Türker, “Açılımın Türkiye için ‘son şans’ olduğunu söylemek kendimize haksızlık olur. Türkiye böyle bir sorunu mutlaka çözebilecek güçte. Bugün olmazsa sonraki paketle olur. Ama bir sonraki paketle olması beraberinde bazı riskleri de getirir. Bir: Umudu azaltıyor. İki: Daha fazla kan akıyor. Öte yandan böyle bir köklü sorunun akşamdan sabaha çözülemeyeceğini de öngörmemiz gerekiyor” diye konuştu. 
Başbakanlık Güvenlik İşleri Genel Müdürü olarak görev yaparken sekiz ay önce Hakkâri valiğiline atanan Türker, Radikal’e şu açıklamalarda bulundu:
Kürt kimliğinin tanınması: Açılım ile ilgili beklentileri birkaç gruba ayırmak mümkün. Bunlardan biri Kürt kimliğinin tanınmasına yönelik. Ancak, ‘Mutlaka Kürt kelimesini Anayasa’da görmek istiyoruz’ diye bir beklenti de yok. ‘Başka etnik etnik referanslar Anayasa’da yer almasın’ diyorlar. ‘Türk’ kelimesine yapılan atıflardan kaynaklanıyor sanırım. ‘Kürt olmasın ama Türk de olmasın’ gibi bir düşünce var. Televizyon ve radyolarda Kürtçe’nin kullanımını kısıtlayan engellerin kaldırılması, eğitimde seçmeli veya başka bir şekilde Kürtçe’nin yer alması gibi talepler var. Ama genel kitlenin çok büyük ölçüde beklediği aş, iş ve güvenlik. ‘Artık çocuklar ölmesin, bir yerden bir yere giderken yol kontrolleri olmasın, hepimiz suçlu muamelesi görmeyelim’ diyorlar. ‘Burada ortam iyileşsin, yatırımcı, öğretmen, doktor gelsin’ istiyorlar.
Umutlar tükenmiş: Hakkâri’de son 30 yılda üretim kültürü zayıflamış. Merkezin nüfusu 15 sene öncesine kadar 25 binlerdeyken şu anda 60 bin civarında. Bu da beraberinde ekonomik ve sosyal sorunları getiriyor. İnsanlar geleceğe yönelik umutlarını büyük ölçüde yitirdikleri için buraya yatarım yapmakta da çekiniyorlar. Eğer birşeyler yapılacaksa her şeyden önce geleceğe umutla bakmak lazım. Terör ekonomiyi, ekonomi de geleceğe yönelik umutları tükenmiş. Maalesef böyle kısır döngüyü yaşıyoruz.
PKK demokrasiye engel: Kürt kökenli vatandaşlarımızın Türklerle, Türk bayrağı ile, üniter devlet yapısı ile bir alıp veremediği yok. İnsanca yaşamak, iyi bir eğitim ve sağlık hizmetleri istiyorlar. Bölgede 25 yıldır terör yaşamasaydı bütün bunlar muhtemelen şimdiye kadar çözülmüştü. Ama demokrasinin gelişmesi için bölgede ne yapmak isterseniz karşınıza terör sorunu çıkıyor. Karşınıza PKK ve yerine göre PKK’yı destekleyen mahalli idareler çıkıyor. Böylece yerelleşmeyi, demokratikleşmeyi sağlayamıyorsunuz. Yerel halkın tamamı Kürt kökenli olan bu bölgede meseleleri gündeme getirdiğinizde sanki bunlar PKK’nın sayesinde gündeme gelmiş gibi bir algı var. Ama bunun tersi söz konusu. PKK olmasaydı burada hayat daha normal olurdu. Bir şey yapacağınız zaman ‘Orada terör sorunu var nasıl yapacaksın?’ deniliyor.
Kürtçe konuşmak ‘sorun’ oldu: Geçmişte bölgede uygulayıcılar ve politika üretenler hatalar yaptı. İnsanlar burada annelerinden babalarından öğrendikleri Kürtçeyi kullanıyor. İlkokula gidene kadar Türkçe ile hiçbir aşinalığı olmuyor bu insanların. Biz Kürtçe konuşmayı ‘sorun’ tanımına soktuk. Ortaya çıkan tablodan PKK istifade etti. 1980’li yılların hatırlayın. İhtilalden yeni çıkan Türkiye’nin tamamı olağanüstü şartlar altındaydı. Normalde 1980’e kadar çözülmeli. Ama zaten Türkiye ekonomisiyle siyasi yapısıyla dünyaya açık değildi. Güvenlik birimlerinin hesap verebilirliği sağlıklı kurulmadığı için hukuk sistemine de bazı şeyleri taşıyamadık.
İşkence tümden bitmedi: İnsan haklarında sıfır tolerans noktasına çok yakın zamanda geldik. ‘Yüzde 100 işkence ve kötü muamele olmuyor’ diyecek noktaya henüz gelmedik ama hiç olmazsa bir politika olarak işkenceye karşı sıfır toleransı benimsedik. İnsan hakları ihlalleri ne yazık ki karakolda da, cezaevinde de, devlet görevlisi ile vatandaş arasında da yaşanıyordu. Bunu sadece güvenlik birimleri ile ilgili söylemiyorum. Genel olarak devletin buyurganlığı... Bunlar Türkiye’nin genel sorunlarıydı. Adam işkence yapıyor yargılayamıyorsun. Yapanın yanına bazı şeyler kâr kalıyordu.
Dağ fare doğurursa: Bölgede açılımla ilgili beklenti yüksek. ‘Dağ fare doğurursa..’ deniliyor. O bizim için, Türkiye için felaket olur. Bu yaranın artık kesinlikle kapanması gerekiyor. Öyle bir ihtimali aklıma bile getirmek istemiyorum. Olabileceğini de pek düşünmüyorum. Meclis çok iyi niyetli. Bu iyi niyet buraya da yansıyor. Buradaki insanların da çok büyük bir beklentisi var. Dolayısıyla uluslararası konjonktürün de bizim elimizi güçlendirdiğini dikkate alırsak sorunun çözüleceğini düşünüyorum. 25-30 yıldır bir silahlı örgüt dağda yaşıyor, hayatı sürekli tehlikede. Nerelere kadar gider? Örgütün ömrünü tamamladığı kanaatindeyim. Halk zorlarsa terör örgütü de çözüm arayışı içine girecektir.
Son şans değil ama: Açılımın Türkiye için ‘son şans’ olduğunu söylemek kendimize haksızlık olur. Türkiye böyle bir sorunu çözebilecek güçte. Bugün olmazsa sonraki paketle olur. Ama bir sonraki paketle olması beraberinde bazı riskleri de getirir. Bir; umudu azaltıyor. İki; daha fazla kan akıyor. Erken olması geç olmasından her zaman daha iyidir. Çözüme bugün daha çok yakınız. Ama böyle bir köklü sorunun akşamdan sabaha çözülemeyeceğini öngörmemiz gerekiyor. Terörden doğan bir ekonomi ve bundan nemalanan bir kesim var. Kandil veya İmralı, ‘Biz silahları toprağa gömdük’ dese bile birtakım unsurlar bu mücadeleye devam etmek isteyebilir. Sürecin zamana yayılması gerekir.