Hantavirüs alarmı: Umarız şehirdeki farelere bulaşmamıştır

Hantavirüs alarmı: Umarız şehirdeki farelere bulaşmamıştır
Hantavirüs alarmı: Umarız şehirdeki farelere bulaşmamıştır
Hastalığa ilk teşihisi koyan Doç. Dr. Güven Çelebi: Hantavirüsün kesin bir tedavisi yok. Hastalara bakan personel korunmalı. Hastalığı yayan kemiricileri canlı olarak yakalamaya çalışmayın

 

ZONGULDAK - Zonguldak ve Bartın’dan hastanelerine gelen 16 hastayı hantavirüsü şüphesiyle tedavi altına alan ve 9 hastada virüsün tespit edilmesini sağlayan Zonguldak Karaelmas Üniversitesi (ZKÜ) Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Doç.Dr. Güven Çelebi, virüse neden olan kemiricilerin kesinlikle canlı olarak yakalanmamasını istedi. Kemiricilerin ısırması veya tırmalaması yoluyla hastalığın bulaşabildiğini belirten Doç.Dr. Çelebi, ormancıların ve madencilerin daha fazla risk altında bulunduğunu bildirdi.
Doç.Dr. Güven Çelebi, ZKÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof.Dr. Aydın Mungan ile birlikte hastanede basın toplantısı düzenledi. 20 Şubat’ta hastanelerine yüksek ateş, üşüme, titreme, karın ağrısı gibi şikayetler ile başvuran İlyas Bilgin'de hantavirüs bulgularına rastladıklarını, ancak hastanın yaşamını kaybettiğini belirten Doç.Dr. Çelebi, “Hemen ardından yeni olguların ortaya çıkması bir salgın hastalık şüphemizi destekledi. Bu olgularda ön tanı olarak öncelikle Hantavirüs enfeksiyonu düşünülmüştür. Hantavirüs bir ‘kanamalı ateş’ etkenidir ve ülkemizde bu virüse bağlı gelişen enfeksiyon hastalığı günümüze kadar bildirilmemiştir. Bu nedenle Sağlık Bakanlığı ve Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi, şüpheli olgular konusunda ivedilikle bilgilendirilmiştir. Ayrıca ulusal düzeyde ilgili meslek grupları hastalık konusunda uyarılmış ve bilgi alış verişinde bulunulmuştur. Mart ayı başında Sağlık Bakanlığı tarafından bu amaçla bir bilim kurulu oluşturulmuştur. Kurul, hem Zonguldak hem de Bartın’da inceleme ve araştırmalarını yürütüyor. Bu konuda halen çok sayıda araştırma planlanmakta” dedi.


5 HASTA TEDAVİ ALTINDA


Hastanelerinde Şubat ayı ortasından itibaren Hantavirüs şüphesi nedeniyle izlem ve tedavisi sürdürülen toplam olgu sayısının 16’ya ulaştığını kaydeden Doç.Dr. Çelebi, şöyle konuştu:
“Bu olgulardan 3’ünün laboratuvar testleri henüz sonuçlanmamıştır. Laboratuvar testleri sonuçlanan 13 olgunun 9’unda virüs pozitif olarak saptanmıştır. Bunlardan birisi kaybedilmiştir. Halen serviste izlenen olgu sayısı 5’tir. Diğer olgular şifa ile taburcu edilmiştir.”
Hantavirüsünün, Bunyaviridae ailesinde yer aldığını ve doğada çok sayıda tipi bulunduğunu, bunlardan bir kısmının insanda hastalık oluşturduğunu ifade eden Doç.Dr. Çelebi, “İnsanlarda oluşturduğu hastalık, virüsün tipine bağlı olarak ‘böbrek yetmezliği ile seyreden kanamalı ateş’ veya ‘Hantavirüs kalp-akciğer sendromu’ adları verilen klinik tablolara neden olmaktadır. Bunlardan ikincisi daha ağır seyirlidir ve ölüm oranı yüksektir. Bölgemizde şu ana kadar saptanan olguların hastalık bulguları daha iyi seyirli olan ‘börek yetmezliği ile seyreden kanamalı ateş’ tablosu ile uyumludur” diye konuştu.


RİSKLİ MESLEK GRUPLARI

Virüsün doğadaki başlıca nedeninin fare gibi çeşitli kemiriciler olduğunu, virüsün bu kemiricilerin idrar ve dışkısıyla çevreye atıldığını anlatan Doç.Dr. Çelebi, şöyle dedi:
“Virüsün insanlara bulaşması genellikle iki yolla gerçekleşmektedir: Gıdalara bulaşmış virüsün ağız yoluyla alınması, veya çevreye bulaşmış virüsün toz halinde havaya saçılması ve bu tozların solunum yoluyla vücuda alınması. Ayrıca virüsü taşıyan bir kemiricinin insanı ısırması sonucu da hastalık insana bulaşabilir. Bu nedenle farelerle temas olasılığı daha yüksek olan çiftçiler, hayvancılıkla uğraşanlar, liman işçileri, madenciler ve ormancılar gibi meslek grupları daha çok risk altındadır.”


HASTALARA BAKAN SAĞLIK PERSONELİ KORUNMALI


Hastalığın kuluçka süresinin 1-3 hafta arasında olduğunu vurgulayan Doç.Dr. Çelebi, bu sürenin sonunda ani başlayan yüksek ateş, üşüme-titreme, halsizlik, yaygın adale ağrıları, baş ağrısı, karın ağrısı, bulantı, kusma, ishal gibi şikayetlerin ortaya çıktığını kaydetti. Bu şikayetlerin başlamasından kısa bir süre sonra kan trombosit sayısında azalma ve böbrek işlevlerinde bozulma görüldüğünü belirten Doç.Dr. Çelebi, hastalığın çok hafif şikayetlerle seyredip kendiliğinden iyileşebileceği gibi, diyaliz gerektiren ciddi böbrek yetmezliğine de sebep olabileceğini söyledi. Hastalığın insandan insana bulaştığına dair bir veri bulunmadığını belirten Doç.Dr. Çelebi, bu nedenle hastaların karantinaya alınması gibi önlemelere gerek olmadığını, ancak hantavirüs ile enfekte bir hastanın kan, idrar gibi çıkartılarının doğrudan mukozalara teması ile hastalığın bulaşabildiğine dikkat çekti. Doç.Dr. Çelebi, bu nedenle bu hastalara bakım veren sağlık personelinin standart korunma önlemelerine uymasının önerildiğini söyledi.


ETKİLİ AŞISI YOK

Hastalığı önlemeye yönelik halen etkili bir aşı olmadığını belirten Doç.Dr. Çelebi, şöyle devam etti:
“Korunmada en önemli unsur, insanların ev, işyeri gibi yaşam alanlarında kemirici kontrolünün sağlanmasıdır. Özelikle dikkat edilmesi gereken bazı noktalar şunlardır: Kemiricileri kesinlikle canlı olarak yakalamaya çalışmamalıdır. Çünkü kemiricinin ısırması veya tırmalaması yoluyla hastalık bulaşabilir. Ölü bir kemiriciye çıplak elle temas etmek uygun değildir. Mutlaka eldiven giyilmeli veya maşa gibi bir araç kullanmalıdır. Ölü kemiriciler ortalıkta bırakılmamalı, derince açılmış bir çukura gömülmelidir. Bu işlemlerden sonra eller mutlaka su ve sabunla yıkanmalıdır. Yiyecek ve içecekler mutlaka kemiricinin giremeyeceği kapalı dolaplarda saklanmalıdır. Yiyecek - içecek kaplarının ağzı kapalı bırakılmalıdır. Kemiricinin idrar ve dışkısı ile kirlenmiş yüzeyler çamaşır suyu kullanılarak silinmelidir. Kemiricilerin idrar ve dışkısıyla kirlenmiş yüzeylerden havalanan tozların solunum yoluyla alınmasıyla insanlara hastalık bulaşabilir. Bu nedenle fare idrar veya dışkısıyla kirlenmiş riskli alanların temizliği yapılırken süpürge, elektrik süpürgesi gibi toz kaldıran temizlik yöntemlerinden kaçınılmalıdır. Bu tür riskli alanlar öncelikli olarak yüzde 10’luk çamaşır suyu ile nemlendirilmeli ve sonrasında silme, yıkama gibi yöntemler kullanılmalıdır. Genel olarak el temizliğine dikkat edilmeli, riskli yerlere temas sonrasında eller su ve sabunla yıkanmalıdır.”


-SORULAR-


Bir gazetecinin tedavi gören hastaların sağlık durumuna yönelik sorusu üzerine Doç. Dr. Güven Çelebi, "Yaşamını yitiren ilk vaka dışındaki olguların hemen hemen hepsinin sağlık durumu iyi. Şu anda yatarak tedavisini sürdürdüğümüz 5 hastamız var. Bu 5 hastadan 4’ünün kliniği iyi gidiyor. 1 hastanın klinikleri iyi olmakla birlikte izlenimini yoğun bakımda sürdürüyoruz" diye konuştu.
Doç. Dr. Çelebi, bölgedeki bütün sağlık kuruluşlarıyla organize halde olduklarını, hekimlerinin tamamının bilgilendirildiği ve referans hastane olmaları dolayısıyla vakaların kendilerine sevk edildiğini kaydetti.
Bazı yayın organlarında ölü vakasının 3 olarak belirtildiğine yönelik soru üzerine de Doç. Dr. Çelebi, şöyle dedi:
"20 şubat itibariyle bize başvuran olgu sayı 16’dır. Bunlardan sadece 1 vaka kaybedilmiştir. Bu ilk olgudan şüpheyle ’benzer nitelikle başka hastalar var mı’ diye kendi hastane kayıtlarımızda araştırma yaptık. Bu anlamda da benzer nitelikte 2 olgu var. İki olgu kaybedilmişti. Bunların geriye dönük kanları bulunmadığı için doğrulma testi yapma şansı yok. Dolayısıyla bu olgulardaki durum şüphe düzeyinde kalabildi."
Doç. Dr. Çelebi, "Tarım ürünlerinin tüketiminde insanlar neye dikkat etmeli, ambarlarda üzerinde fare gezmesi olası içecekler nasıl tüketilmeli" şeklindeki soruyu da şöyle yanıtladı:
"Bu ürünler yıkanarak tüketildiği sürece ciddi sıkıntı yoktur. Yeter ki ürünler yıkansın ya da pişirilsin. Dış ortamda virüsün yaşama şansı çok fazla değil. Güneş ışığından hemen etkilenip aktivitesini kaybediyor. Ancak, fare dışkısının ve idrarının içinde 4 haftaya kadar yaşamını sürdürebiliyor.
Ambalaj içerisindeki içeceklerin kapaklarına bulaşma olmaz. Teorik düzeyde ambalajsız kapakların üzerine fare idrarını ve dışkısını bırakmışsa bulaşma teori de mümkündür."
"Taburcu edilen hastalar virüstün tamamen kurtuluyor mu" sorusunu Doç. Dr. Çelebi, "Tamamen kurtulduklarını ön görüyoruz. Ancak, böbrekte yarattığı hasar uzun vadede kronik böbrek yetmezliğine yol açar mı süreç gösterecektir"


-SAHA ARAŞTIRMASI-


Bölgede ağırlıklı Bartın olmak üzere saha araştırması gerçekleştirildiğini anlatan Doç. Dr. Güven Çelebi, şunları kaydetti: "Temel amaç, bu hastalıkla karşılaşma riski yüksek olan meslek grupları ile virüs yeni mi ortaya çıktı ya da eskiden var mıydı, bunu araştırmaktır. Alınan kan örneklerinde virüsle ilgili antikor araştırıldı. Test sonuçları bitmedi ama meslektaşlarımızın ön veri olarak ilettiklerine göre numunelerin bir kısmında antikor pozitifi saptandı. Ancak, testlerin tamamı bitmedi. Şu an için Bartın ve Zonguldak dışındaki bölgelerde hasta yok."
Doç. Dr. Çelebi, "virüse bölgede rastlanılmasının nedeni nedir" sorusu üzerine de şöyle dedi: "Kesin bir şey söylemek olanaklı değil. Var olan verileri yorumlayarak konuşabiliriz. Virüsün uluslararası düzeydeki coğrafyasına baktığınızda Rusya’da, Kafkasya’da ve Balkanlar’da var. Bu kadar coğrafyada olan virüsün bizim ülkemizde olmaması olağan değil. Rusya’da bu virüsle ilgili vaka sayısı 2009’un ilk döneminde geçtiğimiz döneme göre 6 kat artış göstermiş. Belki bizde de kemiricilerin ve virüsün sayısında artış yaşanmış olabilir."
Virüsten öldüğünden şüphelenen eski 2 vakanın mezarının açılacağı ve bazı doktorlar hakkında soruşturma başlatıldığına dair iddialara yönelik soruyu da Doç. Dr. Çelebi, "Hayır, bunlar tamamen spekülatif. Böyle bir şeyin gerekli olduğunu düşünmüyorum, olduğunu da zannetmiyorum" diye yanıtladı.
Doç. Dr. Çelebi, Bartın’daki vakaların kırsal alanda, Zonguldak’ın Ereğli ve Devrek ilçesindekilerin ise apartman dairesinde yaşadığını kaydetti.
ZKÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Aydın Mungan da hastalığa teşhisin konulmasının Doç. Dr. Güven Çelebi’nin başarısı olduğunu vurgulayarak, "Saha araştırması kapsamında fareler toplanıp incelenmektedir. Virüsün geliş yolu bulunabilirse savaşımda da yarar sağlayacaktır" dedi. (dha, aa)