Hapiste 12 Eylül vahşetini yaşayan yazar Sezgin: Diyarbakır Cezaevi utanç müzesi yapılmalı

Hapiste 12 Eylül vahşetini yaşayan yazar Sezgin: Diyarbakır Cezaevi utanç müzesi yapılmalı
Hapiste 12 Eylül vahşetini yaşayan yazar Sezgin: Diyarbakır Cezaevi utanç müzesi yapılmalı

Yılmaz Sezgin, 17 yaşında cezaevine girdi.

Haber: MESUT HASAN BENLİ / Arşivi

ANKARA - Diyarbakır Cezaevi’nin okul haline getirilmesine, 12 Eylül döneminde bu cezaevinde 17 yaşında giren ve yıllarca ağır işkenceler eşliğinde kalan yazar Yılmaz Sezgin karşı çıktı. Sezgin, Diyarbakır Cezaevi’nin ‘utanç müzesi’ olmasını istedi.
29 yıl önce Diyarbakır Cezaevi’nde yaşadığı insanlık dışı uygulamaları Radikal’e anlatan Sezgin, “Diyarbakır Cezaevi’nin bütün duvarlarında sloganlar vardı. Herkes okuyordu, ama ben okur-yazar olmadığım için okuyamıyordum. Bunun için çok işkence yiyordum. Benimle aynı koğuşta kalan Yozgatlı Mehmet Ali hoca, akşamları ranzanın altında gizlice okuma yazmayı öğretti. Böylece daha az işkence görüyordum” dedi.
Hükümetin cezaevinin yerine okul yapma projesine karşı çıkan Sezgin, şunları söyledi: “Yüzbaşı Esat Oktay ‘burası bir okul’ diyordu. ‘Siz bu askeri okulun öğrencilerisiniz’ diyordu. ‘Kesinlikle geçmişle ilgili kafanızda bir şey kalmayacak. Atatürk’ün düşünceleriyle donatılacaksınız’ diyordu. Günün 24 saati marş ezberletiyorlardı. Esat Oktay’ın, o dönem yapmak isteyip de başaramadığını bugün ‘demokratik açılım’ adı altında yapmak istiyorlar. Orası okula dönüştürülmek isteniyor. O zaman zindandı şimdi okul olacak. Oranın okul olması bana göre Esat Oktay Yıldıran’ın vesayetini yerine getirmektir. Sanki o katliamları yapanların dilekleri yerine getiriliyor. Cezaevinin okula dönüştürülmesine karşıyım.  Onlarca kişinin katledildiği, kendini ateşe verdiği bir yerin yıkılıp okul yapılmasını doğru buluyorum. Orası utanç müzesi olmalı.
6 Mayıs 1980 günü 17 yaşındayken cezaevine girdiğini dört ay sonra da darbe olduğunu belirten Sezgin, kendilerine yaşatılan insanlık dışı vahşeti şöyle anlattı: “Darbe ile işkenceyle tanıştım. 1983 yılına kadar, yani 3 yıl işkencesiz geçen günüm olmadı. Günlerce çırılçıplak 40-50 kişiyle aynı hücreye konuluyorduk.  Birbirimizin ağzına işememizi istiyorlardı. Ancak kabul etmeyen olursa, askerler kollarımıza bacaklarımıza basıyorlardı. Yere yatırarak biri ağzımıza işiyordu. Yani biz yapmayınca kendileri yaparlardı. Bazen tuvalet bile yasaktı. Su içtiğimiz kaplarda tuvaletimizi yapıyorduk. Bize tahlil için balgam verin diyorlardı. O balgamları alıp yemeklerimize atıyorlardı. Arkadaşımın makatına sokulan copu bize yalatıyorlardı. ‘Türk müsün’ ‘Kürt müsün’ diye soruyorlardı. İşkence sonucunda Türküz diyorduk. Ama yine işkence görüyorduk.”
AKP’nin demokratik açılım çalışmalarına güvensizlik beslediğini de belirten Sezgin,  “AKP samimi olmalıdır” diye konuştu.