Haşim Kılıç'tan hükümete sınırsız güç uyarısı

Haşim Kılıç'tan hükümete sınırsız güç uyarısı
Haşim Kılıç'tan hükümete sınırsız güç uyarısı
Medya ve siyasilere: Suçlu ilan etmek insanlık suçudur

 

ANKARA - Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, mahkemenin 47. kuruluş yıldönümünde yaptığı konuşmada Hükümete sınırsız güç uyarısı yaptı ve ''Demokrasilerde elbette egemenlik halka aittir, fakat siyasi çoğunluğun otoritesi de sınırsız değildir'' dedi.

Anayasa Mahkemesi’nin 47. kuruluş yıldönümü ve yeni hizmet binası açılış töreninde konuşan Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, önemli açıklamalarda bulundu.
Anayasa Mahkemeleri’nin, halk iradesi sonucu ortaya çıkan yasama ve yürütme organlarını sınırlandırmak amacıyla kurulduğunu anlatan Kılıç, mahkemelerin meşruiyetinin de temel hak ve özgürlükleri korumak amacıyla çoğunluğun iktidarını sınırlandırma işlevinden kaynaklandığını ifade etti. Anayasanın başlangıç bölümünün altıncı paragrafında, “Her Türk vatandaşının bu Anayasadaki temel hak ve hürriyetlerden eşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanmak, milli kültür, medeniyet ve hukuk düzeni içinde onurlu bir hayat sürdürme, maddi ve manevi varlığını bu yönde geliştirme hak ve yetkisine doğuştan sahip olduğuönun belirtildiğini söyleyen Kılıç, “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının maddi ve manevi varlığının gelişimini ‘onurlu bir hayata’ bağlayan bu anlayış, üzerinde durulması gereken en önemli anayasal değerlerden biridir” dedi.
Feodal, militarist, teokratik veya sınıfsal üstünlüklere dayalı toplumlarda da özgürlük, eşitlik ve kardeşlik kavramları söz konusu olabileceğine değinen Kılıç, ancak, bu sistemlerde özgürlüğün yalnızca “bazıları” için, eşitlik ve kardeşliğin ise aynı inanca ya da ideolojik tercihe sahip olanlar arasında mümkün olduğunun altını çizdi. İnsan onurunun, militarizmin, otoriter ve totaliter anlayışların yarattığı yıkımların ardından dünya milletlerinin ortak iradesiyle kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nin ana eksenini oluşturduğunu da belirten Kılıç, insan onurunda belirli bir cins, etnik yapı, dini inanış, felsefi veya ahlaki aidiyete göre ayrım yapmanın olanağı olmadığını söyledi.


-DİN VE LAİKLİK SİYASETİ BESLİYOR-


Din ve laiklik kavramlarının bir takım siyasi hareketlere stratejik ve lojistik destek sağladığını savunan Kılıç, şunları söyledi: “Bireysel hak ve özgürlükler alanında ise daralmalara neden olmuştur. Dini ilgilendiren alanlarla siyaseti ilgilendiren alanlar arasındaki sınır anlaşmazlıkları sağlıklı bir tartışma zeminini de ortadan kaldırmaktadır. Siyasilerin ilgi alanı haline getirilen din ve vicdan özgürlüğüne ilişkin sorunlar çözülmedikçe siyasetin dinden beslenmesinin de kaçınılmaz olduğu görülmektedir. Anayasamızın öngördüğü laik ve demokratik ilkeler, devletin ideolojiler, inançlar ve inançsızlıklar karşısında tarafsız ve eşit uzaklıkta kalmasını zorunlu kılar. Hukuk devleti olma niteliği de bu tarafsızlığı sağlama görevini üstlenmiştir. Cumhuriyetin Demokratik ve laik yapısını bunca olumsuzluklara rağmen korumaya kararlı olan Türkiye halkı, bugüne kadarki deneyimlerinden, toplumsal taleplerinin, devlete düşmanlık biçiminde algılanmasının sorunları ötelemekten ve büyütmekten başka sonuç getirmediğini görmektedir. Devletin organları toplumun bir bölümünü kendine dost, bir bölümünü de düşman ilan ederek ayrımcılığa sebep olamaz. Toplumsal sorunlara ilişkin çözüm yolları hayata geçirilirken bir kesimin zaferi diğer kesimin hezimeti biçiminde yaratılacak psikolojik ortamlar, barışa ve demokrasiye katkı sağlamadığı gibi rövanş alma duygularını da tetiklemektedir. Demokratik anlayışın zorunlu kıldığı karşı dengelerin kurulması toplumsal uzlaşmayı sağlarken, sorunların çözümünü de kolaylaştıracaktır. Nitekim sayısal çoğunluğun gücüne bağlı olarak her toplumsal sorunu karşı dengeler gözetilmeden anayasal norm bazında çözme girişimleri, yakın zamanda onarılması çok zor tarihi hataların yapılması sonucunu doğurmuştur.”


-SİYASİ PARTİLERİN KAPATILMASINA İLİŞKİN DÜZENLEME ŞART-


İnanç ve düşüncelerin üzeri örtülerek yeraltına itildiğini bu nedenle hak etmedikleri bir çekiciliğin avantajını yaşadığını savunan Kılıç, “Bu haksız rekabetin ortadan kaldırılması özgür bir ortamdaki tartışma zemininin varlığına bağlıdır” dedi. Bireyleri sahte kimliklerle kendini tanıtmaya ve dolaşmaya zorlayan ifade özgürlüğünün önündeki engeller insan onuruna zarar vermeden kaldırılması gerektiğini dile getiren Kılıç, bu bağlamda, siyasi partilerin de ifade özgürlüklerine ilişkin sorunları yaşadığını söyledi. Kılıç, Anayasanın 68. maddesinin dördüncü fıkrasında, siyasi partilerin Anayasa’ya aykırı eylemleri belirtilmesine rağmen, Siyasi Partiler Yasası’nda bunların açılımlarının yapılmaması nedeniyle belirsiz alanların yargı kararlarıyla doldurulduğunu vurguladı. Kılıç, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Siyasi partilerin temelli kapatılmasına ilişkin yaptırım kaldırılmamalı, ancak, kapatma öncesi aşamalarda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde belirtilen standartlara uygun çerçevenin çizilmesi öncelikle benimsenmeli; terör, şiddet, baskı içeren eylem ve söylemler ile barışçıl çözümler birbirinden ayrılarak uygulanacak yaptırımlar geciktirilmeden düzenlenmeli ve kapatma davaları demokratik siyasi hayatı biçimlendirme aracı olmaktan çıkarılmalıdır. Anayasa’nın 68. maddesinde koruma altına alınan anayasal değerlere aykırı faaliyette bulunan siyasi partilere belirtilen suçların Anayasa Mahkemesince tespiti hâlinde temelli kapatılma yerine hazine yardımından yoksun bırakılma cezası verilmesi, siyasi suçun niteliği ile uyuşmayan bir ara yaptırımdır. Karşı ağırlık bu değildir ve gözden geçirilmeye muhtaçtır. Kapatma öncesi ara yaptırımlar ağırlığına göre çeşitlendirilmeli ve siyasi nitelikle dengeli ve uygun hale getirilmelidir. Böylece, siyasi partilerin kapatılma davalarında hazine yardımından faydalananlarla yararlanmayanlar arasındaki yaptırım eşitsizliğinin de giderilmiş olacağı kuşkusuzdur. Siyasi Partilerden mali denetimleri aşamasında hesabını eksik veren, tamamlamayan veya hiç vermeyenlere karşı mali yaptırımlar uygulanması niteliği gereğince isabetli olabilir.”
Kılıç, Türkiye’de seçimlerde uygulanan yüzde 10’luk seçim barajı ile siyasi partilere hazineden yapılacak mali yardım için öngörülen en az yüzde 7’lik oy barajının da demokratik rejimin katılımcılığıyla ve hakça dağıtım ilkesiyle izah edilemeyeceğini söyledi. Kılıç, “Bu düzenlemeler demokratik katılımcılığın özünü zedelemeden değiştirilmelidir” önerisinde bulundu.


-HUKUKU YÖNLENDİRME ÇABALARI VAR-


Kılıç, Anayasa’nın 138. maddesinde, açıkça, “hiçbir organ, makam, merci veya kişi yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz” denilmesine rağmen, yargıyı etkileme ve yönlendirme çabalarının halen devam ettiğinin altını çizdi. Her önemli davada, yargının siyasi düşüncelerle “kuşatıldığını”, mahkeme hakimlerinden önce, medya ve siyaset dünyasının yargıçların kararlarını vererek davayı sonuçlandırdığını savunan Kılıç, “Mahkemeleri yönlendirme ve etkileme çabaları ile hakimlerin ve savcıların özel hayatlarının didiklenerek vicdani kanaatlerinden uzaklaştırma gayretleri suçtur. Savcılarımızın işlenen bu suçlara karşı hareketsizliği düşündürücü ve üzücüdür. Yargı kararı olmadan suçlu ilan edilen insanların onurları yok edilmektedir. Bu bir insanlık suçudur. Yasaları uygulama aşamasındaki özensizlikler insanların haysiyet ve şerefi üzerinde onarılması güç yaralar açmaktadır” dedi. “Yok edilen insanlık onurunun” doğurduğu öfkenin demokrasiden ve hukuk devletinden “intikam alma duygusuna” dönüşebileceği uyarısında bulunan Kılıç, “gerekli olan her türlü düzenleme acilen yapılmalıdır” önerisinde bulundu.


-YARGI REFORMU BİTMEYEN SENFONİYE DÖNÜŞTÜ-


Her dönem yargı reformundan bahsedilmesine karşın hiçbir düzenlemeye gidilmediğinden yakınan Kılıç, “Yargı reformu yıllardır bitmeyen bir senfoniye dönüşmüştür” dedi. “Ötelenen” ve “gizlenen” yargıya ait sorunların büyümeye devam ettiğinin kaydeden Kılıç, yapılan adliye sarayları motivasyonu artırdığını ancak, yargının işlevselliğine ilişkin çağdaş reformların yıllardır bekletildiğini söyledi. Son yıllarda adli ve idari yargıdaki iş yükünün olağanüstü sayılara ulaştığını ve bu nedenle kurumlarda önemli tıkanıklığa yol açtığına değinen Kılıç, bu durumun yargıya olan güveni azalttığını söyledi. Kılıç, “Hukuka ve adalet düzenine olan inancın zayıflaması endişe ve kaygıyla izlenmektedir. Hemen belirtmek gerekirse, adli ve idari yargıda görevli değerli meslektaşlarımızın olağanüstü özverili çalışmaları hızla artan bu birikimleri azaltmaya yetmemiştir. Artan dava sayısı nedeniyle yargılamanın yıllarca devam etmesi veya zamanaşımına uğramasıyla, Anayasamızda ve taraf olduğumuz temel insan hakları sözleşmelerinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ciddi biçimde ihlal edilmektedir” dedi.


-BİREYSEL BAŞVURU GETİRİLMELİ-


Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 2008 yılında gelen 97 bin 300 dosyanın 11 bin 100’ünün Türkiye aleyhine olduğunu ve 1652 aleyhe kara verildiğini vurgulayan Kılıç, bu kararların yarısının adil yargılanma hakkının ihlali ile ilgiyi olduğuna dikkat çekti. Köklü bir Anayasa yargısı geleneğine sahip olan Türkiye açısından bu tablonun, yargı sisteminin önündeki engellerin kaldırılmasının hayati bir yükümlülük olduğunu gösterdiğini ifade eden Kılıç, bu tablodaki en büyük etkenin iç denetim sisteminin kurulup işletilememiş olmasından kaynaklandığını savundu. Kılıç, “Genellikle değişik platformlarda haklı olarak dile getirildiği üzere, bu konuda atılması gereken en önemli adım, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gitmeden önce başvuruların ülke iç hukukunda incelenmesini sağlayacak bir yöntem olan ‘anayasa şikayeti’nin hayata geçirilmesidir. Türk Anayasa Mahkemesinin, bu tarihi süreçte kendisinden beklenen özgürlüklerin mahkemesi işlevini yerine getirebilmesi için bireysel başvuru hakkının varlığına ihtiyaç duyulmaktadır” dedi. Uluslararası yargı kararlarının iç hukukta doğrudan bir etki yaratmadığını ve bunun demokrasi ve özgürlük eksenli iyileştirmelerin uygulamada dirençle karşılanması nedeniyle olduğunu söyleyen Kılıç, “Yasama iradesine rağmen, öznel hukuk algılarında direnme alışkanlığının yalnızca yasa değişiklikleriyle kırılması oldukça güçtür. Temel hak ve özgürlüklerin kurumlarca içselleştirilmesi ve uygulamaya egemen kılınması ancak bir yaptırım mekanizmasıyla sağlanabilir” dedi.
Anayasa Mahkemesi’nin 47’nci kuruluş yıldönümü ve yeni hizmet binasının açılışı dolayısıyla düzenlenen törene Cumhurbaşkanı Abdullah gül, TBMM Başkanı Köksal Toptan, yüksek yargı organlarının başkan ve üyeleriyle sivil ve askeri kuruluşların temsilcileri katıldı.
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç yeni binanın yapımında katkıda bulunan kabine üyeleri ve Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne teşekkür etti. Kılıç, mahkemelerin maddi mekanlarının o toplumun mahkemelere verdiği değerle paralel olduğunu belirterek, bunun bir ülkenin ekonomik gücüyle de ilgili bulunduğunu kaydetti. Kılıç mahkemenin ilk kez projelendirilerek yapılmış bir binanın içinde bulunduğunu belirterek, kuruluşun artık uzun yıllar mekan sorunuyla karşılaşmayacağını bildirdi. (anka)