@ismailsaymaz

Hatipoğlu: Hiç PKK'lı cenazesi yok çünkü gizlice gömdüler!  

Hatipoğlu: Hiç PKK'lı cenazesi yok çünkü gizlice gömdüler!  
Hatipoğlu: Hiç PKK'lı cenazesi yok çünkü gizlice gömdüler!  
1993 yılında Lice'de 16 kişinin öldürülmesine ilişkin davada sanık olarak yargılanan, dönemin İl Jandarma Komutanı olan emekli Albay Eşref Hatioğlu, müdahil avukatların bulunmadığı duruşmada sorgulandı. Hatipoğlu, 'Neden hiç ölü PKK'lı yok' sorusuna 'Gizlice gömmüşlerdir' yanıtını verdi  
Haber: İSMAİL SAYMAZ - ismail.saymaz@radikal.com.tr / Arşivi

RADİKAL - Diyarbakır’ın Lice ilçesinde 1993 yılında, aralarında Jandarma Bölge Komutanı Bahtiyar Aydın’ın da olduğu 16 kişinin öldürülmesine ilişkin davada sanık olarak yargılanan, dönemin İl Jandarma Komutanı olan emekli albay Eşref Hatioğlu, belirlenen duruşma tarihinden önce müdahil avukatların hazır bulunmadığı bir duruşmada ifade verdi. Hatipoğlu, “Hastalık ve son günlerde artan terör saldırıları nedeniyle can güvenliğinin tehlike altında olduğunu” ileri sürmesi üzerine mahkeme, aynı gün sanığı dinlemeye karar verdi. Hatipoğlu, ifadesinde, Aydın’ın PKK tarafından açılan şehit olduğunu, helikopterlerden halkın üzerine ateş açılmadığını, askerler tarafından sivillerin, kadın ve çocukların öldürülmediğini, fosforlu maddeler dökülerek evlerin ve dükkanların yakılmadığını savundu. Hatipoğlu, ev ve dükkanların PKK tarafından yakıldığını ileri sürdü. “Öldürülenler arasında neden bir PKK’lıya ait ceset yok?” sorusu üzerine Hatipoğlu, “Cesetler habersiz gömülmüştür” dedi.    

Lice Davası’nın son duruşması, sanık Eşref Hatipoğlu’nun avukatı Mehmet Eren Turan’ın aynı gün verdiği dilekçe üzerine, daha önceden açıklanan 7-8 Ekim’de değil, 18 Eylül’de görüldü. Avukat Turan, dilekçesinde, “Sanığın sağlık problemleri olduğunu, tedavi gördüğünü, rahatsız olduğunu, son günlerdeki artan terör olayları nedeniyle günsüz savunmasının alınmasını istediği ve can güvenliğinin tehlikede olduğunu” söyledi. Mahkeme de bu gerekçeyi kabul ederek, müdahil avukatlar olmaksızın duruşmayı gördü. Duruşmada söz alan Hatipoğlu, çeşitli sağlık sorunlarının bulunduğunu belirterek, “Rahatsız olduğum için ayrıca görev yaptığım nedenlerle can güvenliğim nedeniyle duruşma günü gelemeyeceğimden dolayı vekilim ile bugün geldim. Savunmamın alınmasını istiyorum” dedi. Bunun üzerine aynı gün müdahil avukatlarına haber verilmeden duruşma görüldü. Hatipoğlu, Eylül 1992’de Diyarbakır’da İl Jandarma Alay Komutanı olarak göreve başladığını, üç yıl kaldığını ve Temmuz 1995’te de tayin olduğunu söyledi. Hatipoğlu, 21 Ekim 1993’te Batman Çay Vadisi ve Lice’nin Dibek köyü yakınlarına yönelik iki ayrı operasyon planladıklarını anlattı. Batman’daki operasyonun başında ise kendisinin olmasına karar verildiğini söyledi. Her iki operasyonun yönetiminin ise Bahtiyar Aydın’da olduğunu ifade etti. Bu nedenle operasyondan önce Aydın ile görüştüklerini belirten Hatipoğlu, şöyle devam etti:  

ORDU BİZE UÇAK VERMEDİ: “Bölge Komutanı Bahtiyar Aydın Paşa ile görüştük. İl Jandarma Komutanı olarak Bölge Alay Komutanlığı’na bağlıyım. Aydın her iki operasyonu kendisi gelip görecek, Kulp’tan idare edecekti. O gün, yani 22 Ekim’de hava aydınlanmadan, Bahtiyar Aydın Paşa, ben, adını hatırlamadığım kurmay binbaşı, İhsan Batı helikoptere bindik, hedef bölgesine geldik. Saat 6’ydı. Asayiş Komutanlığı Hareket Merkezine F-16’ları bekliyoruz dedik. Uçakların Kuzey Irak’a gittiğini bildirdiler, “Size süper kobra helikopteri gönderelim” dediler. Havada 30 dakika tur attık. Tekrar haber geldi, “Süper kobraları da Kuzey Irak’a gönderiyoruz, başınızın çaresine bakın dediler” göndermediler. Lice’nin doğusundaki komando bölüğüne inmeye karar verdik.

BİRLİĞE ÜÇ YÖNDEN SALDIRI: Orada toplar vardı. Batarya komutanını çağırıp anlattık. Menzili vurabileceğini sorduk. “Vurabiliriz” dedi. Tanklarımız vardı. Lice ile Kulp ana yolu üzerinde konuşlandırdık. Saat 8’di. Lice’nin sekiz kilometre güneyindeki mahalle top atışı başlattık. PKK’nın kümelendiği yerdi. Bulunduğumuz komando bölüğünün bahçesine roket mermisi düştü, şaşırdık. Üç yönden mermiler geldi. Birlikler operasyona gittiği için bölükte idari hizmette çalışanlar, topçu personeli vardı. Tahminen 40 kişi vardı. Askerlere G-3 piyade tüfeği ile ateş edilmesini söyledik. 

İLÇE KUŞATILDI: Bahtiyar Paşa ile görüştük. Şehrin içine keşfe çıktık. Bizim zırhlı araca yoğun atış yapıldı. Üst teğmenin yüzü yaralandı. Ben de başımdan yaralandım. Esnafın dükkanları kapalıydı. Okullar açılmamış, devlet dairelerine kimse gelmemişti. İşin çok vahim olduğunu anladık. Basit bir taciz olmadığını, doğrudan doğruya birliğe yok etme niteliğinde olduğunu, örgütün Lice’yi ele geçirme planı yaptığını anladık. Bahtiyar Paşa’ya durumu anlattım. ”En yetkili burada siz varsınız dedim. Eğer PKK Lice’ye hakim olurlarsa Türkiye ’de büyük olay olur” diye anlattım. “Bunun için plan değişikliği yapalım” dedim. İlçeyi kuşatacaktık. 

GÖZÜNÜN ALTINDAN KURŞUN YEDİ: Kurmay Başkanı İhsan Batı’ya Bahtiyar Paşa’dan ayrılmamasını söyledim. Bahtiyar Paşa’ya “Ortada durmayın, hareket edin veya görünmeyin” dedim. İki üç adım attım. Batı, “Komutanım” diye çığlık attı, feryat etti. Bahtiyar Paşa, Batı’nın kucağındaydı. Sağ gözünün altında mermi giriş deliği vardı, kafasının arkasından çıkış deliği vardı. Bahtiyar Paşa konuşamıyordu, binanın içine yatırdık. “Bahtiyar Paşa’yı hastaneye götürün” dedim. Helikopter, Bahtiyar Paşa’yı aldı. Diyarbakır’ a götürürken havada şehit olduğunu öğrendim. Bu olaya kadar bütün komuta Bahtiyar Aydın’a aitti. Bahtiyar Paşa vurulduktan sonra en büyük rütbeli ben kaldım. Emir komuta benim emrime geçti. Aydın’ın şehit olması ile ilgili Üsteğmen Tünay Yanardağ hakkında dava açılmış ise de Tünay o tarihte izindeydi. Bahtiyar Paşa’yı Yanardağ öldürmüş değildir. Bahtiyar Aydın, Kanas silahı ile uzaktan gelen bir silahla PKK tarafından vurulmuştur. O tarihte askeriyede Kanas yoktu. 

HALKA HAVADAN ATEŞ ETMEDİK: PKK’lılar halkın içine ve evlere girmiş, Cantürk Camiisi’ne saklanmışlardı. Kaleşnikofla ateş ediyorlardı. O tarihte bizde kaleşnikof yoktu. Birlikleri Lice’ ye çağırdık. Ateş gelen yerlere bizim askerlerden karşılıklı ateş etme durumu olmuştur. Bu şekilde ilçeye hakim olduk. Saat 15’te iki kobra helikopteri geldi. Helikopterler havadan insanlara ateş etmediler. Çünkü ilçede askerler vardı. Helikopterler dağ yamacına doğru teröristlerin çekildiği istikamete doğru ateş etti. Ateş ettikleri yer ilçenin dışı olup, dağlık alandır. Lice’deki dükkan ve evlerin yanışı, PKK tarafından olmuştur. Örgüt elemanları çekilirken dükkanlar ve evleri yakıp hasar vermişlerdir. (Askerler) helikoplerle vatandaşa ateş etmiş değildir. Çocuklara ve kadınlara ateş etme durumu söz konusu değildir. Birliğimizdeki hiçbir asker beyaz toz döküp yangın çıkarmış değildir. Ben de askerlere dükkan ve evleri yakma emri vermiş değilim. Askeriyede fosfor ve beyaz madde yoktur. Eğer dökülmüş ise, maddenin fosfor olduğu ihtimali mevcuttur. Bunu da örgüt temin edip kendi elemanları tarafından dökülerek yaptırılmıştır. Sonra da askeriyeyi suçlama cihetine gidilmiştir. Keleş ile atılan izli mermi vardır. İzli merminin arkasında fosfor vardır, atıştan sonra yangın çıkarır.  Örgütün kullandığı silahlardan çıkan izli mermiden dolayı yangın çıkma ihtimali yüksektir. Kadınlar ve çocukların yaralanmaları ve ölmeleri, şehir içinde çıkan, yakın çatışmanın sonucunda olmuştur. Ölen kadın ve çocuklar örgütün silahla atışı sonucu olmuş olabilir. Kimin atışı sonucu öldüklerini bilemem.

NEDEN HİÇ PKK’LI CESEDİ YOK: Dosyadaki ölenlerden başka diğer ölenlerin PKK’lı olduğu anlaşılmaktadır. Cesetler habersiz gömülmüştür. Olayda örgüt üyesinin ölü bulunmadığı iddiaları doğru değildir. Ölmeyen örgüt elemanları da kuzeye doğru, dağlara doğru kaçmışlardır. Benim görüşüme göre 15-20 tane kaydedilmeyen örgütün cesedi söz konusudur. Bunlar izinsiz ve habersiz olarak örgüt üyelerinin yakınları tarafından veya ölenlerin yakınları tarafından gömülmüşlerdir. Biz teröristlerin saldırısından kurtulmak için operasyon yaptık. Halkı öldürmek için ve mağdurları öldürmek için operasyon yapmış değiliz.  

TAHİR ELÇİ: HÜKÜMET BU SANIĞI SORULARIMIZDAN KAÇIRDI

Lice Davası avukatı ve Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi, Hatipoğlu'nun talebi üzerine davanın ilkin "sehven" Eskişehir'e, ardından İzmir'e nakledildiğini anlattı. Mahkemenin görüntülü yöntemle Hatipoğlu'nu dinleme eğiliminde olduğunu kaydeden Elçi, ancak kendilerinin iki saatlik anlatımından sonra zorla getirme kararı çıkarıldığını belirtti. Buna rağmen yine sanığın talebi üzerine gizli duruşmanın yapıldığını belirten Elçi, şöyle devam etti:

"Biz bu tür davaların niteliği, hakikate ulaşılmasındaki önemi ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için yüz yüze sorgunun gerekliliğini anlattık. Mahkeme de zorla getirilmesine ve çapraz sorgu yapılmasına karar verdi. Fakat bu arada mahkeme nasıl olmuş ve nereden etkilenmişse, sanık gizli duruşmada ifade vermiş ve gitmiş. Bize haber verilmeden, hatta sorularımız kendisine sorulmadan duruşma görülmüş. Bu, mahkemenin hem hukuka hem kendi usulüne hem de kendi kararına saygısızlığının çok açık bir örneğidir. Mahkemelerin bile kendi kararlarına bile saygısının kalmadığı bir ülkede hukuk ve adalet arayışı artık boş bir çabadan öteye gitmemektedir."

Elçi, sanığın iddia ettiğini aksine o gün Lice'de PKK saldırısının olmadığını ve Bahtiyar Aydın hariç hiçbir askerin şehit düşmediğini savunarak şöyle konuştu: "Bahtiyar Aydın'ın da bu ekip tarafından öldürüldüğü iddianamede ortaya konuyor. Bu sanık özel harp ve psikolojik savaş eğitimi görmüş birkaç önemli kadrodan biri. Sadece Lice olayı değil, faili meçhullerin zirve yaptığı Diyarbakır'da sokaklar ve caddelerde her gün bir kişinin beyaz Reno'larla istihbarat elemanları tarafından zorla alıkonup birkaç gün sonra cesetlerinin Lice kıyılara vurduğu bir dönemde bu sanık alay komutanıdır. Açık söyleyeyim, hükümet böyle bir kadroyu açık duruşmada, hele hele mağdurlarla yüzleştirmek ve bizim sorularımıza muhatap etmek istememiştir.”