Hayat nasıl başlayacak?

Obir gazeteci. Kriz ona ne dayatırsa dayatsın, sadece gazetecilik yapmak istiyor.
Haber: ŞEBNEM İYİNAM / Arşivi

Obir gazeteci. Kriz ona ne dayatırsa dayatsın, sadece gazetecilik yapmak istiyor. 18 yaşındayken, Makedonya'da 50 yıldır Türkçe yayın yapan yerel bir gazetede fotomuhabirliğine başladı. Ailesi Makedonya Türklerinden, kendisi de Venes doğumlu. Üsküp'te Türkoloji okurken, Atina'da sinema eğitimi görmeye karar verdi. Orada okurken, bir yandan da Yunan gazetelerinin haber merkezlerinde muhabir olarak çalıştı. Okulda çektiği üç kısa film ödül alınca, sinema eğitimine Londra'da devam etmek üzere Londra'ya geçti. Bir yandan bulaşıkçılık yapıyor, bir yandan serbest muhabirliğe devam ediyor, bir yandan da okula yılda 12 bin pound ödemesi gerekiyordu. Bir yıl dayanabildi. "Kendi kendime artık bu okul meselesini kapat, sen sinemacı olamazsın dedim. Sinema okumak için fazla özveride bulunmam gerekiyordu, oysa hayatım aslen gazetecilik üzerine kuruluydu."
Şoke oldu
Nikaragua, Salvador, Küba ve diğer Güney Amerika ülkelerini dolaştı. Beş sene önce, her koşulda anavatanı gibi hissettiği Türkiye'ye yerleşti ve evlendi. "Kendimi Makedonya'ya ait hissetmiyordum. Türkiye'de +Haber, Hürriyet ve üç sene de Radikal'de çalıştıktan sonra, ilk gününden itibaren Yeni Binyıl'ın haber merkezinde yer aldım. 8 Ocak günü gazeteye geldiğimde kapıdaki görevli karşıladı beni. 'Abi, gazeteniz kapandı' dedi. Şoke oldum. İçeri girdim, o kadar üzgün bir tablo vardı ki içerde, kimseye 'Günaydın' diyemedim. Birbirine 'Merhaba' bile diyememek dehşet vericiydi. Kimse şimdi n'olucak sorusunu soramıyordu. Çok kara bir tabloydu. O gün kilit vuruldu kapıya, biz de sokakta kaldık. Eve dönesim gelmiyordu. Karıma ne diyeceğim diyordum. Alternatifsiz yaşamayı ben bir tek bu ülkede gördüm, yaşadım" diyor şimdi.
Yuvası yıkıldı
Gazeteciler arasında da evini, şehrini terk edenler, varsa ailesinin yanına sığınanlar, yollarda dolaşanlar, çaresiz olanlar, yuvasını yıkanlar vardı elbet... Hasan Maksud da üç ay önce terk edilmiş. Krizin etkisiyle mi diye sorduğumda "Elbette krizin etkisi vardır. Her şeyde etkili değil mi? Gazetecinin dünya görüşü yaşam standardını belirler. Bu standart da 'sıradan maddi' bir standart değildir. O standart değişmeye başladığı an, küçük küçük şeyler bir torbada birikir ve patlar. Nedenini bilemezsiniz. Kendinize neden diye sorar durursunuz. Eşimle üç ay önce ayrıldık, fakat neden diye sorulduğunda 'bilmiyoruz' diyoruz,
'bilmiyoruz.' 'Hayat bu, olur' meselesi de değil. Çünkü gazeteciyi doyuran karın tokluğu değildir. Benim karnım aç olabilir, ama bugün gördüğüm o kitabı almak zorundayım ben. Çektiğimiz beyin açlığı. O filme gitmek zorundayım, o konseri izlemek zorundayım... Haftada hiç değilse bir gün dışarda eşim dostumla yemek yiyip, içmeliyim. O olmazsa, açız biz. Sıradan insan maddi eksikliklerimi nasıl da tamamladım derken, sizin asıl yarınız her zaman açtır zaten. Dört dörtlük mutlu da olamayız. Çünkü keşfedici insanlarız. İnsan ilişkilerine kafa yoranlardanız."
Üç muhabirle kriz mi aşılır?
Hasan Maksud işiyle ilgili herhangi bir performans değerlendirmesinden geçmeden işsiz kalmayı kabullenemiyor bir türlü.
"Makedonya'da savaş sürüyor. Ben o ülkeliyim,
ilişkilerim var, bunu bile kullanamıyorum. Makedon- ya'daki çatışmaları televizyondan izliyorum. Seyirci konumunda kaldım. Oysa benim orada olmam gerekirdi. Gazeteler bu konuda daha tecrübeli muhabirlerinin olmasını istemez mi? Ama Türkiye'de ihtiyaç yok sana deniliyor. Bu da ağırıma gidiyor. Toplu alınmış bir karar gibi herkes ekonomik krizden bahsediyor. Hayır, değil. Ekonomik kriz üç muhabirle aşılmaz. Eski gazetelerimi arada bir ziyarete gidiyorum. Koskoca gazete servisinde sadece yedi kişi var. Benim zamanımda o serviste 25 kişi vardı. Yedi kişiyle aynı iş mi yapılıyor? Bugün 4 bine yakın işsiz gazeteci var. İçinde intihar edenler oldu. Hâlâ nedenlerini bilemiyoruz. Gazetenin bir köşesinde küçücük bir haber olarak geçiştirmek kötü bir şey. O insan hayatını vermiş bu mesleğe..."
Şu anda evi yok, parası yok, belki yoklar çok, ama 'Gölgenin Sesi' adı altında topladığı hayat hikâyesi var Hasan Maksud'un.
'Işıklı masalı mekânım olsa'
"Gölgenin Sesi benim öyküm. Vizörden gördüklerimle, vizör dışında gördüklerimi harmanladım onda. Hayat hikâyemden yola çıkıp, fotoğrafın altından geçerek anlatmak istediklerimi sonuna kadar anlatabileceğim bir fotoğraf albümü. Yedi aydır işsizim,
ama tüm olanaklarım ve olanaksızlıklarımla o kitabı bastırmak için uğraş veriyorum. Bütün dünyada dolaşmış bir adam olarak, projemi hazırlayabilmek için ışıklı masa üzerinde çalışabileceğim bir mekânım bile yok henüz. Sıradan bir şey olmasın istiyorum, yayınevleri krizin etkisiyle ister istemez daha sıradan şeyler yapmak peşinde. Buna müsaade etmeyeceğim, bu krizde ona sponsor da bulacağım."
Parçalanmışlık
İki ay önce elinde dört beş valiz, boynunda iki fotoğraf makinesi oradan oraya giderken bağrından bir şeyler kopmuş Hasan Maksud'un. Kitabında yer alacak Güneydoğu portrelerini ve bazı savaş fotoğraflarını nerede kaybettiğini hâlâ hatırlayamıyor.
"İki ay önce bir daha dönmemek üzere
Almanya'ya gitmiştim. O iki ayı, irkilerek yaşadım oralarda. Bu duygunun üstüne gidebilir, halledebilirdim, ama dolaştım, küçük sergiler açtım ve kendime ait olmayan bir yerde sıfırı zorlamak istemedim. Sıfırı kendimi ait hissettiğim yerde, yani Türkiye'de zorlamalıydım. Zaten en uzun kaldığım ülke Türkiye. Türkiye'de kurduğum hayatın sabun köpüğü olmasına katlanamam. Onu korumalıydım. Yaşanmışlıklarımı, alın terimi Türkiye'de kalmış hissettim. O dalgınlıkla dönüş yolunda fotoğraflarımın bir kısmını kaybettim. Ülkeden ülkeye geçtiğim günlerdi. Makedonya'ya uğramak, ailemi görmek istedim de istedim. Hâlâ Yugoslavya'dan ayrılmadan önceki trenler kullanılıyordu. Onlara binip kendi kasabama doğru giderken, 1981' de üç beş arkadaş bir araya gelerek kurduğumuz müzik grubunun ismi kazılmıştı trende. Grubumun ismi Zamazingo'ydu ve alt alta sırayla hepimizin isimlerimizi yazmıştık. Acayip duygulandım. Ben o grupta gitar çalıyordum. Şimdi son günlerde, geçici olarak akşamları Beyoğlu'nda
Drums diye, yine gazeteci bir arkadaşımın açtığı barda gitar çalmaya başladım.
Ama sistem bana ne dayatırsa dayatsın, bunu bir iş olarak yapmadığımı biliyorum. Ben gazeteciyim ve mutlaka gazetecilik yapmalıyım."
Hayat iş bulunca başlar
Yeni Binyıl kapandıktan sonraki en acı hatıralarından birini de şöyle anlatıyor Hasan Maksud. "Gazetemiz kapandıktan sonra bir grup arkadaşla kopmamaya söz vermiştik aramızda. Her hafta toplanalım, hiç olmazsa bir çay içelim, dertleşelim demiştik. Beşiktaş sahilinde bir yerde buluştuk. Bizim gazetede muhabirlik yapan arkadaşımız, elinde çay tepsisiyle bize yaklaşıyordu. Hep birlikte o kadar kötü olduk ki, anlatamam. Bizim gazetenin elemanıydı ve 'Abi benim çocuğum var, ailemi geçindirmek zorundayım' dedi. Hepimizin gözleri doldu tabii. Buluşmaz olsaydık dedik."
"Peki benim için hayat nasıl başlayacak? Dün akşam 'Yeniden yaşamaya ne zaman başlayacağız?' diye sorduk birbirimize.
'Nasıl? Nasıl?' Sonunda bulduk. Çok basit. İş bulduğumuz an! Bu bir yenilgi değil, yeteneklilik, yeteneksizlik meselesi de değil. Kendimi ne başarısız hissediyorum, ne de olan biteni kadere bağlıyorum. 'Sen bu işi yapamıyorsun' deyip de işten çıkarılsaydım, belki kabullenebilirdim. Şu anda tek problemim bir iş bulmak. O zaman bütün hatıralarımı yeniden toplayabileceğim. Her şey tersine dönecek, ev tutacağım, kütüphanemi kuracağım ve normal hayata döneceğim."
Hasan Maksud, geceleri arkadaşının barında müzik yapıyor ama bir süredir müzik dinlemek istemiyor aslında. "Biz hassas insanlarız. Müzik dinleyemiyorum, çünkü çok çabuk duygulanıyorum. Her müzik parçası yaşamımın bir parçası oluveriyor. Müzikle birlikte hayatım film şeridi gibi gözümden geçiyor. 38 seneye ne çok şey sığdırmışsın diyorum kendi kendime. Şaşırıyorum. Müzikle birlikte bütün yaşanmışlıklarım aklımdan geçiyor. Standardından uzaklaşmışsın, görüşmek istediğinle görüşemiyorsun. Karşıdan gelen bir tanıdık gördüğüm zaman bir kompleks gelişmeye başladı son günlerde. Hemen yolumu değiştiriyorum. Fakat gazeteciyim, o kadar çok insan tanıyorum ki, kimisiyle röportaj yapmışım, belli bir diyalog geliştirmişim,
adam karşıdan geliyor. İş güç soracak diye ara sokağa saptığımı fark ettim geçen gün. Acı tabii. Parasız, pulsuz, işsiz buluyorsun kendini. Ama bir sabah çok güler yüzle kalkacağımı tahmin ediyorum. Türkiye'de ne olursa sabah saatlerinde olur zaten. Bir sabah yeniden güne neşeyle başlayacağım diyebiliyorum yine de."
'Gitmeyeceğim'
18 yaşından bu yana dünyayı dolaşan Hasan Maksud son gün-lerde yaşadığı sıkıntılara rağmen "Kendimi hiçbir yere Türkiye'ye olduğu kadar ait hissetmedim" diyor. "Makedonya'da ve birçok Balkan ülkesinde yaşayan Türkler için Türkiye anavatandır, bir yerde milliyetçilik gibi bir şey kanımıza işler. Ben ilk kez Türkiye'de hayatımı kurabildim. Şimdi dağılmış gibi dursa da, gitmeyeceğim. Asıl parçalanmışlığım gördüğüm kitabı alamak, filme, konsere gidememek. Mesleğimden kopmayı aklımdan bile geçirmem, çünkü bunun imkânsız olduğunu biliyorum."