HDP'den Cizre raporu

HDP'den Cizre raporu
HDP'den Cizre raporu
HDP Genel Merkezi'nden yapılan açıklamada partinin Cizre'de yaşanan olaylar sırasında ilçeye gönderdiği heyetin hazırladığı rapor duyuruldu.  

RADİKAL - Cizre'de 4 Eylül günü ilan edilen 9 günlük sokağa çıkma yasağı boyunca, "güvenlik güçlerinin saldırıları sonucu" aralarında en az 4 çocuğun ve bir bebeğin de bulunduğu 21 sivilin öldüğü iddia edilen HDP raporunda, Cizre'nin "90’lar boyunca en çok zulüm ve baskıya uğrayan kentlerin başında geldiği" belirtildi. HDP'nin 7 Haziran seçimlerinde ilçede yüzde 92 gibi çok yüksek bir oy oranına ulaşması ve geçmişten gelen tavrı nedeniyle "yeni savaş konsepti"nde hedef seçildiği savunulan raporda, "7 Haziran’dan Ağustos’un son güne kadar sadece Cizre’de, Abdullah Özdal, Hasan Nerse (17), Emin Yanaş (10), Eyüp Ergen (27), Mesut Sanrı (39), Baran Çağlı (7), Sahip Akıl (31) isimli 7 yurttaş hükümetin silahlı kuvvetleri tarafından katledilmiştir. Sokağa çıkma yasağı başlamadan günler once Cizre’ye askeri yığınak yapılmıştır. Sadece sokağa çıkma yasağının başlamasına 3 gün kala 1 Eylül günü Nusaybin üzerinden Cizreye 150 zırhlı araç ve 50 otobüsle özel harekat polisleri sevk edilmiştir" denildi. 

Açıklamada yaşamını yitiren sivillerle ilgili, "21 kişiden 15’i direkt kolluk güçlerinin açtığı ateş sonucu katledilirken, geriye kalanlarda hasta olmalarına rağmen saatlerce ambulansların mahallelere girişine izin verilmemesi sonucu hayatını kaybetmiştir" denildi.

Raporda Cizre'de yaşananlarla ilgili şu iddialar dile getirildi:

* Sokağa çıkma yasağının ilan edilmesi ile 2 heyet halinde ilçeye girmeye çalışan 11 vekilimiz 24 saat sonra ancak Cizre 'ye giriş yapabildi. Bütün askeri barikatlarda engellendiler, darp edildiler, hakarete uğradılar. Vekillerin araçlar ile Cizre girişine izin verilmedi. Bunun üzerine vekillerimiz ilçe girişinden yürüyerek devlet hastanesine ulaştı.

* Polisin ağır saldırıları özellik Nur, Cudi, Yafes ve Sur mahallelerine dönük oldu. Nur Mahallesi'nde kurşun ve ağır silahlar neredeyse bütün evlere isabet etti. Saldırılar nedeni ile Nur Mahallesi bir enkaza dönüşmüş, adeta Kobanê'yi andırmaktadır. Yafes Mahallesi Berivan Caddesi üzerinde bulanan yaklaşık 40 ev özel hareket timlerinin açtığı ateş sonucu hasar görürken, 3 ev tamamıyla kullanılamaz hale geldi.

* Cizre’de "sokağa çıkma yasağı" adı altında ilçenin tüm yaşam damarları kesildi. Sokağa çıkma yasağı süresince on binlerce insanın yaşadığı Nur Mahallesi'nde su ve elektrik hiç verilmezken ilçenin tümünde GSM operatörleri kesildi. İlçe 8 gün boyunca dış dünyadan yalıtıldı. Sivillerin yanı sıra görülen her canlıya anında ateş açıldı. Yurttaşlara ait ev, işyerleri ve araçlar yakılıp, yıkılarak tahrip edildi.

* Nur Mahallesi’nde görüştüğümüz yurttaşlar elektrik trafolarının kasti olarak zırhlı araçlardan açılan ateş sonucu hedef alınarak, patlatıldığını ifade etti. Trafoların yanması ile Nur Mahallesi 8 gün boyunca karanlığa gömüldü.




Raporda trafoların durumu bu fotoğrafla gösterildi.

İsmini vermek istemeyen DEDAŞ yöneticisi trafolardaki 8 mm. et kalınlığındaki demirlerin zırhlı araçlardan açılan ateş ile delindiğini aktardı. Söz konusu yönetici trafo direklerinde açılan deliklerin ancak zırhlı araçlardan atılan kurşunlar ile delinebileceğini söyledi.

* Özellikle Nur, Cudi ve Yafes mahallelerinde hakim tepelere konuşlanan zırhlı araçlar 8 gün boyunca ilçeyi ateş yağmuruna tuttu. Mahalleleri gören yüksek binalara yerleştirilen keskin nişancı polisler kadın, çocuk, yaşlı, çocuk demeden evlerinin pencerelerinde, balkonlarda, avlularda, damlarda olan herkesi kurşuna tuttu. Cudi Mahallesi’nde 7, Nur Mahallesi’nde 6 ve Yafes Mahallesi’nde 2 olmak üzere toplam 15 sivil yurttaş polisin açtığı ateşle yaşamını yitirdi. Cudi Mahallesi’nde yaşamını yitirenlerin neredeyse tümü keskin nişancılar tarafından katledildi. 

* Sokağa çıkma yasağı nedeni ile özel mülkler ve ticarethaneler kullanılamaz hale geldi. Binlerce ton gıda çürüdü.

* Sokağa çıkma yasağı nedeni ile 8 gün boyunca belediye cadde ve sokaklarda biriken çöp yığınlarını toplayamadı. Çöplerin toplanamaması sonucu ilçenin her yanında salgın hastalık tehlikesi baş gösterdi.

* Sokağa çıkma yasağının olduğu günlere Cizre Devlet Hastanesi adeta bir savaş üssüne dönüştürüldü. Çok sayıda özel harekat timi hastane çevresinde, acil kısmında ve hasta yatış katlarında bütün hastane çalışanlarına sözlü hakaret ve psikolojik şiddette bulunmuştur. Günlerce Devlet hastanesinde sadece bir doktorun çalıştığı tespit edildi. Çünkü sokağa çıkma yasağı nedeni ile doktorlar ve diğer hastane çalışanları ya ilçeye gelememiş , ya da can güvenliği nedeni ile ilçeyi terk etmiştir. Sokağa çıkma yasağının ancak 7’inci gününde Mardin ve Kızıltepe'den Cizre'ye gönüllü çalışmak için SES üyesi doktorların hastanede çalışmalarına izin verilmiştir.

* Cizre Devlet Hastanesi'nde görüştüğümüz ismini vermek istemeyen sağlık çalışanı hastanede maruz kaldıkları polis şiddetine ilişkin heyetimize şunları anlattı: "Hastanedeki sağlık çalışanları olarak polisler tarafından darp edildik, hakarete uğradık. Yasağın olduğu ilk akşam kafamıza silah dayayan kolluk güçleri, yaralı polislerin olduğunu kendileri ile zorla götürmeye çalıştılar. Çatışma alanına zorla götürülmek istenen hemşireler çığlık çığlığa ağladı."

* Sokağa çıkma yasağı nedeni ile taburcu olduğu halde hasta ve yakınlarının çıkışına özel harekat polisleri izin vermediği tespit edildi. Bazı hastalar ve refakatçiler ilk 3 gün boyunca hastanede mahsur kaldı.

* 4 Eylül, Mehmet Emin Levent (25) Nur Mahallesi Özgür Sokakta saat 01.00 civarı komşularının çığlığı üzerine evinden dışarı çıktığı sırada kapısının önünde polislerin zırhlı araçtan açtığı ateş sonucu yaralanmış, ambulansın gelmesine izin verilmemesine bağlı olarak kan kaybından dolayı yaşamını yitirmiştir.

* 4 Eylül’de, kolluk kuvvetlerinin yoğun saldırısı, tanklar tarafından atılan bombalar ve sonrasında meydana gelen patlamalar nedeniyle Hacı Ata Borçin (70) ve Xetban Bülbül (65) adlı 2 yurttaşımız kalp krizi geçirerek yaşamlarını yitirmiştir.

* 5 Eylül Nur mahallesi Botaş Caddesi'nde polisin zırhlı araçtan boma atar silahla attığı bombayla 1’i ağır 4 kişi yaralandı.

* 5 Eylül Cizre’nin Aşk Tepesi’nde konuşlandırılan keskin nişancıların açtığı ateş sonucu 15 yaşındaki H.B. ayağından ciddi yara almıştır. Güvenliği sağlanamayan yurttaş hastaneye götürülememiş, tedavisi diğer yurttaşlar tarafından yapılmaya çalışılmıştır.

* 5 Eylül, polisin rastgele açtığı ateşle ona yakın sivil yurttaş yaralanmıştır. Saray güçlerinin engellemeleri sonucu yalnızca 4 yurttaş hastaneye kaldırılabilmiştir, hastaneye kaldırılan yurttaşların isimleri; B.İ. (16) Ümran Asrak (18), Zinet Dirican (30), Meryem İşcen (40). Diğer yaralı yurttaşlar hastaneye kaldırılamadığından isimleri öğrenilememiştir.

* 5 Eylül, yaşını öğrenemediğimiz Deniz Gökay adlı yurttaş özel harekat polislerinin açtığı ateş sonucu ağır yaralanmıştır.

* 5 Eylül, polis yaşananları görüntülemek isteyen Dicle Haber Ajansı muhabirleri Nuri Akman ve Cihan Ölmez’e Kobanê caddesinde Akrep tipi araçtan ateş açmış, muhabirler kendilerini ara sokaklara atıp kurtulmuşlardır. 




Raporda bu fotoğraf evlerdeki durumu göstermek için kullanıldı.

* 6 Eylül, Nur Mahallesi’nde polislerin zırhlı araçtan ateş etmesi sonucu evinin önünde bulunan Sait Çağdavul (19) boynuna ve koluna isabet eden kurşunlarla ağır yaralanmış, hastahaneye götürülemediği için aile bireylerinin gözleri önünde hayatını kaybetmiştir.

* 6 Eylül, Nur, Cudi, Sur ve Yafes mahallelerinde polisin saldırısı sonucu 3 kişi yaralandı, yaralılar ambulanslara ve mahallelerden çıkışlara izin verilmediği için evlerde vatandaşlar tarafından tedavi edilmek zorunda kaldı. 

* 6 Eylül, Nur Mahallesi'nde bulunan Sait Çağdavul, 35 günlük Mehmet Tahir Yaramış isimli bebek, Cizre Devlet Hastanesi'nde bulunan önceki gün polislerce katledilen Mehmet Emin Levent (25) ve yaşanan patlamalar nedeniyle kalp krizi geçirerek yaşamını yitiren Hacı Ata Borçin (70) ve Xetban Bülbül (65) isimli yurttaşların cenazeleri güvenlik güçlerinin sürekli saldırısından dolayı defnedilemedi.

* 6 Eylül, Cizre'deki 3. Tank Taburu'ndan HDP'li milletvekilleri ve gazetecilerin de bulunduğu Nur Mahallesi'ne yönelik yapılan top atışları sonucu, top mermilerinin isabet ettiği 3 evin yandığı öğrenildi.

* 6 Eylül günü akşam saat 9-10 civarı yaralanan komşusu Bahattin Sevinik’i (50) hastahaneye götürmek için arabaya bindirirken zırhlı araçtan açılan ateş sonucu vücuduna 9 kurşun isabet eden Suphi Sarak (50) çocuklarının gözü önünde katledilmiş, bizzat katleden zırhlı araçtaki polisler tarafından bedeninin çocukları tarafından yerden alınmasına izin verilmemiştir. Komşusu Bahattin Sevinik de hastaneye götürülmesine izin verilmediği için hayatını kaybetmiştir. Ayrıca aynı araçta bulunan bir yurttaş da yaralanmıştır.

* 6 Eylül, Nur Mahallesi’nde 35 günlük olduğu öğrenilen Muhammed Tahir Yaramış adlı bebek evleri taranınca panikle eve doğru koşan annesinin kucağından düşüyor. Bebeğin sürekli kusmasına karşın aranan ambulans can güvenliği gerekçe gösterilerek gelmemiştir. Muhammed bebek daha hayattayken bulunduğu sokağın başına gelen ambulansta polislerce taranmıştır. Sarayın ve AKP’nin özel savaş güçlerinin ambulansın mahalleye girişini engellemeleri nedeniyle 35 günlük bebek müdahale edilemediği için yaşamını yitirmiştir. Küçük bebeğin cenazesi zırhlı araçların ve keskin nişancıların sokağa çıkan herkese ateş etmesinden dolayı Nur Mahallesindeki camide daha once katledilen Sait Çağdavul’un cenazesiyle beraber 30 saat boyunca bekletilmiştir. HDP Milletvekillerinin girişimleriyle cenazeler ancak 2 gün sonra hastahaneye getirilebilmiştir. 

* 6 Eylül, saat 21:00 civarında Cudi Mahallesi’nde tepelere yerleştirilen zırhlı araçlardan ateş açılması sonucu Cemile Çağırga (10) adlı çocuk sırtından giren tek kurşunla evinin avlusunda katledilmiştir. Cemile’nin cenazesi evden çıkarılamadığı 2 gün boyunca, annesi tarafından kokmasın diye buzlara sarılıp bekletilmiş, daha sonra derin dondurucuda saklanmıştır. Cenazesi iki gün sonra Nur Mahallesi'nde bulunan camiye bırakılmak istenirken kitleyi korkutmak amacıyla kolluk kuvvetleri uzun süre rastgele etrafı taramıştır. Çağırga ailesinin 1992 yılında evlerine top mermisinin isabet etmesi sonucu 7 aile fertlerini kaybettikleri, Cemile’nin babasının 2 yıl önce TBMM’de kurulan "Çözüm Komisyonuna" davet edilip dinlenildiği belirtildi.





Cemile Çağırga’nın babasının iki yıl önce TBMM'de 'Çözüm Komisyonu'ndan dinlendiği raporda belirtildi.

* 7 Eylül, Cudi Mahallesi Ziraat Sokak'ta evinin önünde keskin nişancıların açtığı ateş sonucu sırtından, ayağından ve omzundan vurularak yaralanan Osman Çağlı (18) ambulansın geçişine izin verilmediği için sivil araçla hastaneye ulaştırılmaya çalışılmış, ancak araç zırhlı araçlarca tarandığı için hastaneye götürülememiştir. Osman Çağlı hastaneye gidişinin engellemesi sonucu kan kaybından yaşamını yitirmiştir.

* 7 Eylül günü polis saldırıları devam ederken Nusaybin Caddesinde 12 yaşındaki Ö.M. adlı çocuk keskin nişancılar tarafından hedef alınarak ağır yaralanmıştır.

* 7 Eylül, Abdullah Özcan (28) kolluk kuvvetlerinin evine açtığı ateş sonucu ayağından yaralanmış, aşırı kan kaybı yaşamış hastaneye ancak saatler sonra kaldırılabilmiştir. Şırnak’a sevk edilmesi gereken Özcan, Şırnak’tan gelen ambulansın zırhlı araç tarafından taranması sebebi ile saatlerce hastaneye ulaştırılamamıştır. HDP heyetinin uzun uğraşları ve çabaları sonucunda ancak 3 gün sonra Diyarbakır’a sevk edilebilen Abdullah Özcan bir ayağını kaybetmiştir.

* 7 Eylül, Cizre’de gıda ve su sorunu yaşandığı halde Şah Mahallesi'nde açık olan bir fırını basan polis, fırında bulunan bütün ekmeklere zorla el koyduğu belirtildi. Fırın sahibine polislerin, "Yurttaşlara ekmek dağıtırsan burayı tararız" tehdidinde bulunduğu kaydedildi. Fırın, polisin tehdidi sonrasında kapatıldı. 

* 7 Eylül, Kale Mahallesi Kırmızı Medrese (Medresa Sor) yakınlarında bulunan evlerinden ekmek almak için çıkan 3 çocuk zırhlı araçlarca tarandı. Tarama sonucu 1'i ağır 3 çocuk da yaralandı. Çocuklardan Murat Babayiğit (9), HDP milletvekillerinin aradığı ambulansla Cizre Devlet Hastanesi'ne kaldırılırken, Botan İmrağ ve ismi öğrenilemeyen bir çocuk evlere götürüldü. 

* 7 Eylül, ilçede karanlık çöktükten sonra devreye giren keskin nişancılar, Alibey Mahallesi'nde bir akrabasının taziyesine giden Mesut Demir adlı yurttaşı vurdu. Omzundan yaralanan Demir'i yurttaşlar hastaneye kaldırdı.

* 8 Eylül günü aksam saatlerinde yapılan gürültü eyleminde polisin kitle üstüne ateş açması sonucu 15 yaşındaki Gülistan Babat adlı çocuk vurulmuştur. Yaralanan Babat’ın hastaneye götürülmesine polis tarafından izin verilmezken, bölge halkı çocuğun tedavisini kendi olanaklarıyla yapmaya çalışmıştır.

* 8 Eylül günü Nur Mahallesi üzerinde bulunan Ersin Sokak’ta tanklardan atılan top atışlarından dolayı evler yanmıştır. Yanan ev ve araçlara müdahaleye giden itfaiye ekibine, keskin nişancılar ateş açmıştır. Yangına müdahale etmek için araçtan inen itfaiyecilere kolluk kuvvetleri tarafından yapılan saldırıda Lokman Sorgun adlı itfaiyeci yaralanmıştır. Yaralı Sorgun, arkadaşları tarafından itfaiye aracı ile Cizre Devlet Hastanesine kaldırılmıştır. Çıkan dumandan 5 çocuk zehirlenmiştir. Ambulans olmadığı için çocuklara yoğurt verilerek müdahalede bulunulmuştur.

* 8 Eylül’de Cizre’de polis saldırıları şiddetlenerek devam ederken, kanamalı doğum yapan Hayriye Kalkan adlı kadın acılar içerisinde ambulansın getirilmesini saatlerce beklemiştir.

* 8 Eylül 2015’te sağlık sorunu yaşayan İbrahim Çiçek (80) çağrılan ambulansın mahalleye girmesine polislerce izin verilmemesi üzerine yaşamını yitirmiştir.

* 8 Eylül sabahı yaşadığı korku ve stresten dolayı rahatsızlanan 55-60 yaşlarındaki Zeynep Kaçar’ı almaya gelen ambulans, Dörtyol mevkiinde polislerce bekletilmiştir. Ambulansın alınmaması ve müdahale edilememesinden dolayı yurttaşımız felç geçirmiştir. Felçli hasta günlerce evde bekletilmiştir.

* 8 Eylül, sokağa çıkma yasağının dördüncü günü, Camilerde 4 gün ezan okunamamış ve Cami minareleri keskin nişancılar tarafından işgal edilmiştir. Cudi mahallesinde Mele Ehmed isimli bir cami imamı 6 Eylül’de polislerin açtığı ateş sonucu sırtından vurularak yaralanmıştır.

* 8 Eylül, Şah mahallesinde sokakta oynayan çocukları zırhlı araç taramış, saldırı sonucu 4 çocuk yaralanmıştır.

* 9 Eylül 2015’te, Özgür Taşkın (18) Yafes Mahallesi Sınır Sokak'ta evine bir sokak mesafede dayısının evinin yanında keskin nişancı polisler tarafından dört kurşunla vurularak katledildi.

* 9 Eylül, Meryem Süne (53), Yafes Mahallesi Nisan sokaktaki evinin avlusunda abdest alırken sağ böbreğine polisin zırhlı araçtan atılan bombaya ait şarapnel parçasının sağ böbreğine isabet etmesi sonucu ağır yaralanmış, hastahaneye götürülemediği için vurulduktan 2,5 saat sonra yaşamını yitirmiştir. Meryem Süne’nin cenazesi özel harekat polislerinin ve keskin nişancıların sokaktaki herkese hedef gözeterek ateş etmesinden dolayı defnedilemeyince evinde buzlarla korumaya alındı. Meryem Süne’nin bedeni partimiz milletvekillerinin yoğun çabası sonucu ancak 1 gün sonra hastahane morguna kaldırılabilmiştir.

* 9 Eylül, kolluk kuvvetlerinin evleri rastgele taraması sonucu 9 yaşındaki Devran Budak evinin balkonunda iken ayağından ve kolundan yaralanmıştır.

* 9 Eylül günü, Cudi Mahallesi’nde oturan 45 yaşındaki Mülkiye Taşkın taburdan açılan ateş sonucu yaralanmıştır.

* 9 Eylül, 6. gününe giren sokağa çıkma yasağında Kiraz Sokata zırhlı araçlarca vurulan 15 yaşındaki Bünyamin İrci onu yaralı halde bulanlar tarafından bir evin avlusuna alınmış daha sonra hastahaneye götürülmeye çalışılırken zırhlı aracın ateş etmesiyle onu hastahaneye götürmeye çalışanlar kaçmış, görgü tanıklarının ifadesine göre sokak ortasında yaralı kalan İrci zırhlı araç içinden tek el ateş edilerek infaz edilmiştir. İnfazdan saatler sonra cenazesi camiye kaldırılmıştır.

* 9 Eylül, Cudi Mahallesi Ziraat Sokağın kobra tipi zırhlı bir araç tarafından taranması sonucu Mehmet Sait Nayci (17) evinin bahçesinde sırtından giren bir kurşunla ağır yaralandı. Telefonların çalışmaması ve dışarıya çıkanların taranmasından dolayı yaklaşık altı saat boyunca bütün aile bireylerinin gözleri önünde can çekişerek hayatını kaybetti.

* 9 Eylül akşamı saat 21:00’de Nur Mahallesi'de Eşref Erdin (60) adlı yurttaş evinin damında su deposunu doldururken özel harekat polislerinin hedef gözeterek ateş açması sonucu katledilmiştir. Aramalar sonucu ambulansın gelmememesi üzerine kendi araçlarıyla Erdin’i hastahaneye götürmeye çalışan aile bireylerinin aracı zırhlı araçlarca Köprülü Sokakta taranmış, araç hasar gördüğü için içindekiler cenazeyle beraber geri dönmek zorunda kalmışlardır. Cenaze ancak 1 gün sonra hastahane morguna kaldırılabilmiştir.

* 9 Eylül gecesi, Cudi Mahallesi'nde Zeynep Taşkın (18) ve kayınvalidesi Maşallah Edin (35) adlı 2 yurttaş kolluk kuvvetleri tarafından hedef gözetilerek katledilmiştir. Yapılan saldırılarda henüz 6 aylık olan Berxwedan Edin ile Ayşe Edin ve Ekrem Dayan yaralanmıştır. Tanıklar daha 6 aylık olan Berxwedan Edin’in katledilen annesi Zeynep Taşkın’ın kucağında olduğu ve annesini hedef alan kurşunların onu da yaraladığını, Maşallah Edin, Ayşe Edin ve Ekrem Dayan’ın yerdeki yaralılara yardım için geldikleri sırada keskin nişancılar tarafından vurulduğunu ve müdahale edemedikleri için Zeynep Taşkın ile Maşallah Edin’nin hayatlarını kaybettiklerini belirttiler. Berxwedan Edin’nin tedavisi hastanede sürmektedir.

* 10 Eylül, Şırnak Merkez ve Silopi ilçelerinde ellerinde beyaz bayraklarla Cizre’ye gitmeye çalışan halka kolluk kuvvetleri gerçek mermiler ve biber gazlarıyla saldırmıştır.

* 10 Eylül, tanklardan yapılan top atışlarının Yafes Mahallesi'ndeki evlerine isabet etmesi üzerine Kalp krizi geçiren Mehmet Dökmen (70) bütün çabalara rağmen hastahaneye götürülemediği için hayatını kaybetti. Cenazesi yafes Mahallesindeki bir soğuk hava deposuna kaldırılıyor.

* 10 Eylül, Saat 17:00 civarı Cudi Mahallesi Fatih Sokak'ta oyun oynayan Selman Ağar (10) adlı çocuk keskin nişancılar tarafından başından vurularak katledilmiştir. Olay esnasında özel harekat keskin nişancılarının bulunduğu bölgeden tek atımlık kurşun sesi duyulduğu tanıklar tarafından aktarılmıştır.

* 10 Eylül, bomba atar gibi ağır silahlarla mahallelere saldıran polis, elektrik trafolarını ve su depolarını hedef alarak, yurttaşların tek açık olan fırınına ulaşmasını engelliyor. İlçe'de polis, gördüğü her canlıyı tararken çok sayıda hayvan da telef edildi. Bêrivan Caddesi üzerinde bir yurttaşın 2 ineği polisler tarafından öldürüldü. 

* 11 Eylül günü gelinine "yaşlılara dokunmazlar" deyip ekmek almak için dışarı çıkan 75 yaşındaki Mehmet Erdoğan elindeki ekmek poşetiyle, keskin nişancılar tarafından alnından vurularak öldürülmüş halde bulundu. Erdoğan’ın komşuları zırhlı aracın Mehmet Erdoğan’ın cenazesine yaklaştığını ve polisler tarafından kafasına bir el daha ateş edildiğini belirttiler.

 

Raporda 75 yaşındaki olduğu belirtilen Mehmet Erdoğan'ın fotoğrafı da yer aldı.

* 12 Eylül, kameralara yansıyan görüntülerde polislerin 5 zırhlı araç eşliğinde Cizre’de bir sokağa bomba döşemeye çalıştığı görülmüştür.

* Sokağa çıkma yasağının kalkması ile birlikte yurttaşların akın ettiği Nur Mahallesi’nde bir patlama yaşandı. Patlamada 13 yaşındaki Yusuf Şık adlı çocuk ağır yaralandı. Patlama esnasında sağ eli bilekten kopan, sol ayağı ise büyük zarar gören Şık, kaldırıldığı Cizre Devlet Hastanesi'nde yapılan ilk müdahalesinin ardından Diyarbakır Dicle Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne sevk edildi. Küçük Yusuf’un sağ ayağı da tedavi gördüğü hastanede kesildi.

* HDP ve DBP ilçe binasının girişindeki demir kapı zırhlı araçlar tarafından kırıldı.

* Sokağa çıkma yasağı boyunca yaklaşık 50 sivil yurttaşın yaralandığı tahmin edilmektedir. Yaralıların büyük çoğunluğu gözaltına alınma endişesi ile hastaneye gitmemiştir. Evli ve 5 çocuk annesi A.F omuzuna kurşun isabet etmesine ragmen hastaneye gitmemiştir. Heyetimizin ısrarala hastaneye gitmesi yönündeki telkinlerine, “Burada yaralıysan dahi suçlusun. Hastaneye gittiğimde gözaltına alınabilirim. Tutuklanırsam çocuklarıma kim bakacak.” Görüştüğümüz yaralı birçok yurttaş da aynı kaygılar ile hastaneye gitmeyi redetmiş, kendi imkanları ile tedavi olmuştur. Bahsi geçen yaralıların büyük çoğunluğu el ve ayaklarından yaralanmıştır.

* Cizre’de uygulanan abluka boyunca ilçede olan vekillerimiz her gün hakaret, saldırı ve engellemelerle karşılaştılar. Cizre’ye geçmeye çalışan vekil ve bakanlar da engelleme, hakaret ve saldırılara hedefolmuş, ilçeye girişlerine izin verilmemiştir.

* Basına yansıyan görüntülerden de anlaşılacağı üzere kolluk kuvvetleri abluka boyunca hoperlörlerden halka yönelik tehdit ve hakaretlerde bulundular.

* Cizre’de Dicle Haber Ajansı, JİNHA (Kadın Haber Ajansı) ve İMC TV aracılığıyla Cizre’de yaşanan vahşet dünyaya duyuruldu. Ana akım medya ise günlerce Cizre’de yaşanan vahşeti görmezden gelmiştir. Hükümete yakın medya ise algı operasyonları ve dezenformasyonlar ile Cizre’deki hakikati katletmiştir. Ayrıca Cizre’de bulunan vekillerimiz ve sivil yurttaşlar da sosyal medya hesaplarını kullanarak Cizre’de uygulanan sansürü delerek, yaşanan zulmün duyurulmasını sağlamıştır.

* Yurttaşlar polisin saldırısından korunmak için özellikle de zırhlı araçların ve keskin nişancıların menzilinde evleri olan yurttaşlar evlerinin ve bahçelerinin duvarlarını delme yoluyla bir yerden başka bir yere gidebilmiştir.

* Camilerde yasak boyunca ezan okunması engellenmiştir.

* Uygulanan yasak boyunca basın mensuplarının Cizre'ye girişlerine izin verilmemiş, Cizrede olan basın mensupları da silahla ateş edilmek dahil birçok saldırı ve engellemeyle karşılaşmıştır.

* Cizre ilçemizde yetmiş beş (75) diyaliz hastası sokağa çıkma yasağından ve devletin silahlı güçlerinin “kafasını çıkaranı vururuz” anonslarından dolayı hastanelere götürelememiştir. Aralarında tedavi göremedikleri için felç olan hastalar olmuştur.

* Cizre’de abluka boyunca hiçbir ticari faaliyet yürütülemedi, onlarca iş yeri kullanılamaz hale getirildi. 3500 küçük 2100 büyük esnaf 9 gün boyunca can tehlikesi altında evlerinde saklanmak zorunda kaldı, işyerleri polislerce tahrip edildi, depolarda ve iş yerlerindeki gıda ürünleri elektrik kesintilerinin de etkisiyle bozuldu. 10500 kayıtlı aracın bulunduğu Cizre’de ana geçim kaynaklarından biri olan nakliyecilik abluka boyunca işlemedi, Mersin-Zaho arası ihracat faaliyetleri durdu. Cizre’de sanayici ve iş adamlarının belirttiği günlük kayıp 500 bin tl civarında.

Raporda ayrıca SES Şırnak şubesi, Şırnmak Tabip Odası ve tanıklarla yapılan görüşmelere de yer verildi.

Raporda ölümlerine dair bilgi verilen isimler

* Mehmet Emin Levent (25)

* Hacı Ata Borçin (70)

* Xetban Bülbül (65)

* Sait Çağdavul (19)

* Muhammed Tahir Yaramış (35 günlük)

* Cemile Çağırga (10)

* Osman Çağlı (18)

* İbrahim Çiçek (80)

* Meryem Süne (53)

* Özgür Taşkın (18)

* Seyit Eşref Erdin (60)

* Zeynep Taşkın (18)

* Maşallah Edin (35)

* Sait Nayci (17)

* Selman Ağar (10)

* Bünyamin İrci (15)

* Mehmet Dökmen (70)

* Bahattin Sevinik (50)

* Suphi Sarak (50)

* Mehmet Erdoğan (75)

* Şahin Açık (74)

 

 

'Ulusal ve ulusüstü hukuka aykırı uygulamalar'

Raporda ulusal ve uluslararası hukukta yer alan ilgili mevzuata ilişkin değerlendirmeler de yer aldı:

Sokağa çıkma yasağı ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin gayri insani muamele yasağını, özel yaşamı, aile yaşamını, haberleşme ve konuta saygı gösterilmesi hakkını düzenleyen maddeleri ihlal etmekle birlikte;

Sokağa çıkma yasağı gibi bir yerleşim birimindeki tüm yurttaşların temel hak ve özgürlüklerinin tümüyle kullanılmasının durdurulması, ancak sıkıyönetim ve olağanüstü hal uygulaması gibi anayasal bir rejim olan olağanüstü hallerde mümkündür. Anayasal düzenleme yapılmadan, bu hükümler gözardı edilerek, bu yetkiye cevaz vermeyen 5442 sayılı yasa uyarınca sokağa çıkma yasağı uygulaması, anayasal hükümlerin ihlaline neden olmuştur.

5442 sayılı İl İdaresi Kanunu temel hak ve özgürlükleri bütünüyle askıya alacak şekilde bir yetki tanımadığı gibi Anayasa ve tarafı olduğumuz uluslararası insan hakları sözleşmeleri de cevaz vermemektedir.

Valiliklerin ikinci bir emre kadar sokağa çıkma yasağı ilan ederken dayandıkları hüküm 1949 yılında çıkarılan 5442 Sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 11/c hükmüdür. Bu hükme göre, il sınırları içinde huzur ve güvenliğin, kişi dokunulmazlığının, tasarrufa müteallik emniyetin, kamu esenliğinin sağlanması ve önleyici kolluk yetkisi valinin ödev ve görevlerindendir. Bunları sağlamak için vali gereken karar ve tedbirleri alır. Sokağa çıkma yasağı Anayasanın “Yerleşme ve Seyahat Hürriyeti” başlıklı 23. maddesinde düzenlenen hakla ilgili bir yasaktır. Anayasanın 23. maddesi “Herkes, yerleşme ve seyahat hürriyetine sahiptir… Seyahat hürriyeti, suç soruşturma ve kovuşturması sebebiyle ve suç işlenmesini önlemek amaçlarıyla kanunla sınırlanabilir” hükmünü getirmiştir. Valilerin sokağa çıkma yasağını dayandırdıkları İl İdaresi Kanunu’nun 11/c maddesi Valilere sokağa çıkma yetkisini içeren açık bir yetki vermemekle birlikte kanun maddesi hangi yetkiyi içerdiği belli olmayan muğlak ifadelerden oluşmaktadır. Anayasanın 13. maddesi temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasının ancak kanunla olabileceğini belirtmiştir. İl İdaresi Kanunu’nda ise sokağa çıkma yasağı ilan etme yetkisi düzenlenmemiştir. Bu durum valilerin sokağa çıkma yasağı ilan etmesinin ilk bakışta Anayasanın 13. maddesine aykırı olduğunu göstermektedir

Yine kanunda yer almayan bir yetkinin kullanılması Anayasanın 7. maddesindeki “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez” hükmüne de aykırıdır. Zira sokağa çıkma yasağı yetkisi kanunda açıkça yer alması gereken bir yetki olup yorum yoluyla bu yetkinin çıkarılmasının yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesine de aykırı olduğu açıktır. Yorum yoluyla hakların sınırlandırılması veya durdurulması kabul edilirse Anayasanın 6. maddesinde düzenlenen “… Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz” hükmüne de aykırılık sonucu doğacaktır. Gemalmaz’a göre sınırlamalar bir hakkın kullanım alanını daraltırken, olağanüstü rejimlerdeki kısıtlamalar haklardan yararlanmayı ya da onların kullanılmasını durdurur veya askıya alır. Bu tanım ışığında sokağa çıkma yasağının Anayasadaki seyahat özgürlüğünü sınırlandırdığı mı yoksa durdurduğu mu meselesini tartışmaya açmak gerekmektedir. Sokağa çıkma yasaklarının seyahat özgürlüğünün kullanılmasını durduran, yurttaşı ev hapsine mahkum eden bir yasak olduğu ve bu yönüyle Anayasa'nın “Temel Hak ve Hürriyetlerin Durdurulması” başlıklı 15. maddesindeki durdurma nedenleri üzerinden meselenin ele alınmasında fayda bulunmaktadır. Bu durumda İl İdaresi Kanunu’nun 11/c maddesine “Vali…, gerek gördüğü durumlarda sokağa çıkma yasağı ilan edebilir” hükmünün eklenmesi halinde bile Anayasaya aykırılığın giderilemeyeceği kanaatindeyiz. Çünkü sokağa çıkma yasağı yetkisinin İl İdaresi Kanunu’nda düzenlenmesi durumunda Anayasanın 13. maddesinde sayılan sınırlama nedenlerinden hakkın özüne dokunmama sınırlama nedenine aykırı bir sınırlama olacaktır. Hakkın özüne dokunulmuşsa burada artık sınırlamadan değil bir durdurmadan söz edilmelidir. Anayasanın 15. maddesi temel hak ve özgürlüklerin durdurulmasındaki rejimi göstermiştir. Buna göre; savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir… Anayasanın 15. maddesinde sayılan temel hak ve özgürlüklerin durdurulması yetkisi doğuran haller savaş, seferberlik, sıkıyönetim ve olağanüstü haldir. 2941 Sayılı Seferberlik ve Savaş Hali Kanunu, 1402 Sayılı Sıkıyönetim Kanunu ve 2935 Sayılı Olağanüstü Hal Kanunu temel hak ve özgürlüklerin durdurulması yetkisi tanımaktadır. 2941 Sayılı Seferberlik ve Savaş Hali Kanunu açıkça sokağa çıkma yasağını düzenlememiştir. Sokağa çıkma yasağı yetkisi 1402 Sayılı Sıkıyönetim Kanunu’nda sıkıyönetim komutanına tanınan bir yetkidir. Yasanın 3/1 hükmüne göre sıkıyönetim komutanı; sokağa çıkmayı kayıtlamak ve yasaklamak ve gerektiğinde sivil savunma tedbirlerinin tümünü veya bir kısmını aldırmak yetkisine sahiptir. Sokağa çıkma yasağı yetkisi 2935 Sayılı Olağanüstü Hal Kanunu’nda ise olağanüstü hal bir ili kapsıyorsa il valisine, birden çok ili kapsıyorsa bölge valisine tanınan bir yetkidir. Kanunun 11/a maddesine göre olağanüstü hal valisi, sokağa çıkmayı sınırlamak veya yasaklamak yetkilerine sahiptir. 5442 Sayılı İl İdaresi Kanunu’nun çıkarılmasından sonraki dönemde Türkiye Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS), Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’ne (BM MSHS) ve temel hak ve özgürlükleri içeren birçok insan hakları belgesine taraf olmuştur. Bu sözleşmelerde de hakların sınırlandırılması ve durdurulması rejimi ayrıntılı bir biçimde düzenlenmiştir. Bunlardan AİHS m. 15 hükmü taraf devletlere olağanüstü hallerde yükümlülükleri askıya alma yetkisi tanımıştır. Sokağa çıkma yasakları, hakların durdurulması veya askıya alınması rejimlerinde Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ni bilgilendirmek yükümlülüğünü içeren AİHS’in 15. maddesinin de dolaylı ihlali sonucunu doğurmaktadır. Her şiddet hareketinde olağanüstü hal veya sıkıyönetim ilan edilmesinin yurttaşların diğer temel hak ve özgürlüklerine de halel getireceği açıktır. AİHS’in “Hakları Kötüye Kullanma Yasağı” başlıklı 17. maddesi bu nedenlerle taraf devletlere “Bu sözleşme hükümlerinden hiçbiri, bir devlete, topluluğa veya kişiye, sözleşmede tanınan hak ve özgürlüklerin yok edilmesine veya burada öngörüldüğünden daha geniş ölçüde sınırlandırmaya yönelik bir faaliyete girişme ya da eylemde bulunma hakkını verir anlamında yorumlanamaz” yükümlülüğü getirmektedir. Yine AİHS’in “Hakları Sınırlama Ölçülerinin Kullanılma Sınırı” başlıklı 18. maddesi de taraf devletlere “Bu sözleşmenin hükümleri gereğince, sözü edilen hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamalar ancak öngörülen amaçlar için uygulanabilir” yükümlülüğü getirmektedir. Bu nedenle sokağa çıkma yasağının yurttaşların can ve mal güvenliği açısından mutlak gerekli olması halinde sadece amaca uygun bir biçimde sokağa çıkma yasağı yetkisini içerecek, başkaca bir tedbir içermeyecek şekilde olağanüstü hal ilanı yapılmalıdır. Olağanüstü hal ilanının zor bir prosedüre ihtiyaç duyduğunu kabul etmekle beraber aksi durumun güvenlik uygulamaları gerekçesi altında, olağan dönemlerde olağanüstü hal ve sıkıyönetim rejimlerinin ilan edilmeden uygulamaya sokulacağı bir rejimi ortaya çıkaracağından bir hukuk devletinde savunulamayacağı açıktır.

 

HDP'ye göre yapılması gerekenler


* Sokağa çıkma yasağı adı altında uygulanan katletme rejimine derhal son verilmelidir.

* Halkın canına, malına kast eden, çocuk, kadın, yaşlı demeden hareket eden her canlıyı öldürmeye programlı kolluk güçleri mahallelerden çıkarılmalıdır.

* Ülkeyi hızla savaşa sürükleyen politikalar durdurulmalı, barış ve müzakere süreçlerine ivedilikle geçilmelidir.

* Aralarında 35 günlük bebeğinde bulunduğu onlarca yurttaşın katilleri hızlıca bulunup yargı önüne çıkarılmalı, önceki dönemlerde olduğu gibi devlet kolluk kuvvetlerini adaletten kaçırmamalıdır.

* Cizre’de kolluk güçleri tarafından yapılan sivil infazlar ve diğer hak ihlalleri acilen Meclis’in ve sivil toplum örgütlerinin de içerisinde olduğu bir komisyon tarafından araştırılmalı ve sorumlular yargı önüne çıkarılmalıdır.

* Şırnak valisi katletmelerin ve ihlallerin birincil sorumlularından olduğu için derhal görevden alınmalıdır.

* Cizre'de abluka boyunca yapılan vahşet insanlık suçu kapsamında değerlendirilmelidir.

* Haber alma özgürlüğü evrenseldir. Herhangi bir yerde yaşananlardan kamuoyunun haberi ve bilgisi olmalıdır. Bu bağlamda, ulusal ve uluslararası medya kuruluşlarının Cizre’den haber yapabilmelerine izin verilmelidir. Aksi durum basın özgürlüğüne büyük bir darbedir.

* Cizre’de abluka boyunca ortaya çıkan maddi ve manevi kayıplar tespit edilmeli ve hızlı bir şekilde karşılanmalıdır.